Yazın Çalışan Anne Baba Sendromu

 |  || Yazın Çalışan Anne Baba Sendromu
1 Ocak 1970

Yazın Çalışan Anne Baba Sendromu

  • 1 Ocak 1970
  • 502 Görüntülenme
  • 0 YORUM


Yazın Çalışan Anne Baba Sendromu


Çalışan anne ve babaların yaz kâbusu başladı. Okullar kapanınca yaz okuluna gönderebileceğiniz yaş aralığında bir çocuğunuz yoksa, anne babanız yaşlıysa ve çocuklara bakabilecek kimseniz yoksa tam zamanlı bakıcı ya da yaz okulu arıyorsunuz. Tam zamanlı bakıcı bulmak inanılmaz bir sorun. Bu iş resmen sektör olmuş. Maaşınızın yarısından fazlasını vermeniz gereken güvenilir bir bakıcı bulmalısınız, bu kişi az buçuk yemekten de anlamalı, çocukla iletişim kurabilmeli, günlük ev işleri de yapabilmeli derseniz yandınız. Bakıcının sizi bir anda bırakıp gitme ihtimali riskini de göze alsanız, maaşınızın hepsini kadına da verseniz, kimse mutlu olmuyor. 





Örneğin, bizim evimizde kışın yarım gün gelen kızımı servisten alıp eve çıkaran kadının aslında çoğu kez kızımı servisten almadığını, çocuğun sitenin güvenliğinde kaldığını öğrendim. Bu konuyla ilgili kadına ağzımı bile açamadan kadın işi gücü bıraktı. Gerekçesi de “Çok yoruldum, depresyondayım, ev işi bana göre değil.” Böylece ortada kaldım. İki gün sonra öğrendim ki kadın komşumda işe girmiş, çünkü onun 1 çocuğu varmışmış. Kendimi arkası yarın dizilerine düşmüş gibi hissediyorum bazen. Bu kadar basit bir konu bile bizim memlekette nasıl entrikaya dönüşüyor bilmiyorum. Benim aklım bu tür işlere hiç çalışmıyor. Kafası böyle işlere çalışanları da anlamıyorum. Ama şu bir gerçek; çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir yardımcı bile kapanın elinde kalıyorsa, birileri gerçekten bu işe bir çözüm bulmalı. Okul dediğinizi duyar gibiyim ama yaz okullarının fiyatları çok yüksek, iki farklı yaş grubunda çocuğunuz varsa da çözüm yolu sunmuyor. Eve yardımcı bulmak ise inanılmaz zor bir süreç… İyi bakıcı bulmanın kriterlerini okuduğunuzda kalp masajı yapmayı bilmek, ilkyardım eğitimi almış olmak gibi konular bile var. Oysa annelerin ilk ve en önemli isteği çocuklarının güvende ve sağlıklı olması… Kriterleri bir kenara bırakın, neredeyse yalvaracağız ne olur gel diye. İzmir’de bu kadar insan tanıyan ben, bir yardımcı bulmakta zorlanıyorsam, diğer insanları düşünemiyorum bile.





Peki ya çocuklar? Onları, dillerinden anlamayan, hatta hiç tanımadıkları bir insanla bağ kurmaya zorluyoruz. Üstelik karşı taraf bağ kurmaya hazır bile değil. Sonra olmuyor, başka biri, başka biri derken, çocuğun kimseye güveni inancı kalmıyor. Hiç tanımadığınız birinin değer yargılarına teslim ettiğiniz çocuğunuz yıllar sonra karşınıza sizin dünya ve insan algınızdan uzak bambaşka biri olarak çıkabiliyor. Bu riski alıyorsunuz. Ne için? Onların sağlıklı, mutlu büyümeleri için… İşte bu yüzden kadınlar çalışamıyor. İş hayatında etkin ve aktif rol alabilecek birçok kadın bu tür sorunlarla boğuşmak yerine evinde oturmayı tercih ediyor. Bakıcı mağduru anneler derneği mi kursak? :))




Babalar Günü



Babalar ise bu süreçte dışarıdan izleyici konumunda… Gelelim babaların meşhur gününe; babalar günü… Babalar günü bazı ülkelerde farklı zamanlarda kutlanıyor. Biz her zamanki gibi ABD çıkışlı olan bu günü kendi belirlediğimiz bir gün gibi sahiplenmişiz. 




Gömlek kravatlar, cüzdanlar, kemerler havada uçuşurken, 2 alana 3. bedava kampanyaları en sevdiklerimiz. Çünkü bir nefeste kocanız da dahil, tüm aile babalarını mutlu ediyorsunuz. Her şey bahane, alışveriş şahane… Dolar, Euro fırlamış gitmiş, seçim derdi varmış, belirsizlik en çok ekonomiyi etkilermiş kimin umurunda? Bu özel günler olmasa, belki hatırlamayacağız hediye almayı.




Peki bir baba ne ister? Ben kocama sordum ne istersin diye, “Hiiiç” dedi. “Sadece böyle mutlu mesut yaşayalım yeter.” Oysa bir tatil deseydi ne mutlu olurduk mesela…Deliksiz bir 24 saat uyumak cevabını bekliyordum ama o da gelmedi. Yatak mı alsam acaba? Çok anlamlı bir hediye. :)
Bunu siz de bir düşünün derim. 




Başka Bir Dünya İçin Manifesto


Kadınsal Hareketler Bunlar Grubu’nun “Başka Bir Dünya için Manifesto” oyununda, babasını adaletsizlik yüzünden kaybeden bir sendika liderinin avukat kızıydım. Dünyada hayatını insan ve çocuk haklarını savunmak için adamış aktivistlerin ve kurbanların hikayelerinin yer aldığı oyun, “Robert F. Kennedy Humanrights” organizasyonuna 30 yıldır başkanlık eden Kennedy’nin “Speak Truth to Power” kitabından uyarlanmıştı. Kitabı uyarlayan Ariel Dorfman ve yazar Kennedy, Amerika’dan bir mektup göndererek böylesi önemli bir oyunu Türkiye’de sahneledikleri için Kadınsal Hareketler Bunlar platformunu tebrik ettiler. 517 kişilik Hikmet Şimşek Kültür Merkezi’nde sergilenen oyunu salonun kapasitesinin üstünde izleyici gelince, merdivenler bile doldu. Projenin başından beri bize destek veren İzmir Özel Can Hastanesi, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği aracılığıyla iki tıp fakültesi öğrencisine de burs sağladı. Onun dışında da davetiyeler ücretsiz olmasına rağmen, tüm çevremiz burs için bağış yaptı. 4 ay boyunca hastanenin sığınağında prova yapan arkadaşlarımın ve sevgili yönetmenimiz Raci Durak’ın azmi görülmeye değerdi. Bu projede emeği geçen, İzmir Özel Can Hastanesi ve Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı sevgili Tülin Eraslan başta olmak üzere, bize salonu sorgusuz veren Karşıyaka Belediyesi’ne, herkese çok teşekkür ederiz. Ama en çok Kadınsal Hareketler Bunlar Platformu kurucusu Filiz Akın ve sevgili eşi Yalım Akın’a…




Hani hayatta bazı anlar vardır; “İyi ki varım, iyi ki buradayım.” dersiniz. İşte ben bu anı sımsıkı tutuyorum ellerimde. Başka insanlar için fayda yaratmak kolay değil; ama onlar için mücadele etmek çok daha zor. Eğer bu yolda yalnız değilseniz, her şey kolaylaşıyor. Sözlerimi oyundan bir replikle bitirmek istiyorum.




“Bizi bir şeyler yapmaya iten, eğer bir şey yapmazsak, hiçbir şeyin değişmeyeceğini anlamımızı sağlayan da bu adaletsizliktir. Eğer bunu biz yapmazsak, kim yapacak?”





01.06.2018

Yorumlar

Yorum Yap

500