Yeryüzünün En Özel Bölgesi

1 Ocak 1970

Yeryüzünün En Özel Bölgesi

  • 1 Ocak 1970
  • 529 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Yeryüzünün En Özel Bölgesi

İzmir-Çanakkale arasındaki yolculuklar genellikle çok uzun sürer. Çünkü tüm doğal güzellikler sanki özenle seçilmiş gibi bu bölgeye yerleştirilmiş. Aliağa’dan çıktıktan sonra deniz ile iç içe bir yaşamın sürdüğü Şakran, yine yol üzerinde Çandarlı, Dikili, Ayvalık, Altınova, Edremit, Burhaniye, Akçay ve Altınoluk her biri onlarca kilometre uzunluğunda sahilleri barındıran tatil beldelerimiz.

Yolculuk sırasında bir yanınızda deniz, diğer yanınızda ise sık ormanlar eşlik ediyor. Bu doğal güzelliklerden gözünüzü alamıyorsunuz. Bir  de Küçükkuyu’dan tırmanmaya başlandığında köylülerin sattığı ürünleri sergiledikleri tezgahların oluşturduğu  renkli görüntüler, satın almasanız bile  izlenmeye değer.

Oksijeni en bol bölge

Bu bölgeye yapılan yolculukların sayısını artık hatırlamıyorum. Kaz Dağları’nda birçok kez kamp kurup keyfini çıkardık. Ayazma’da şelalenin kaynağına ulaşıp suyunu yudumladık. Kazdağları, yeryüzünde özel olarak yaratılmış bir bölgedir diye düşünüyorum. Çünkü,  Kazdağları yüzde 50-55 civarındaki oksijen oranı ile Alpler'den sonra dünya sıralamasında ikinci geliyor.

Bu bölgelerde esen rüzgar Kazdağı'ndan inip, çam ormanları üzerinden tüm körfeze yayılıyor. Rüzgar, çam kokusunu en ücra köşelere kadar ulaştırıyor. Esen rüzgar, özellikle astım ve kalp hastaları  için de şifa kaynağı oluşturuyormuş. Geçtiğimiz aylarda Ayazma’da yaptığımız  kamp sırasında birkaç saatlik uykunun ardından gün boyu dolaşmış,  fotoğraf çekmiştik, ancak yorgunluk nedir bilmemiştik. Adatepe'deki  Zeus Altarı'ndan körfezi seyretmiş körfezden gelen iyot kokusuyla çam kokusunu ciğerlerimize doldurmuştuk.

Zaman yitirmeden

Geçen hafta  harita üzerinde dolaştım, bir türlü karar veremedim yeni yerler aradım. Harita da Kazdağları’nda gözüme Mıhlıçay takıldı ve karar kıldım. Cumartesi sabahı yine bizim ekiple saat 06.00’da buluştuk. Kahvaltılıklarımızı yanımıza aldık. Eski Foça kavşağında salaş kahvede kahvaltımızı ettik. Zaman yitirmeden yola koyulduk ve rotamızı Mıhlıçay’a çevirdik. Yol üzerinde ilgimizi çeken güzelliklerin bulunduğu köylere kısa turlar yaparak fotoğraflar çekmeyi ihmal etmedik. Tüm güzellikleri geride bırakarak öğle saatlerinde Altınoluk’a ulaştık.

Mıhlıçay’ın denize döküldüğü köprünün üzerinden geçerek, Altınoluk yağ fabrikasının bulunduğu yola saptık ve sağlı sollu zeytin ağaçları ile kaplanmış şirin bir köy yolunun ortasında yolculuğumuzu sürdürdük. Bir anda doğa ile baş başa kaldık. Altınoluk’tan Mıhlıçay yaklaşık dört kilometre sürüyor. Ancak yol üzerinde Mıhlıçay’a gösteren o kadar çok levha var ki, insanı yanıltıyor. O levhaların akan çayın çevresinde hizmet veren restoranlara ait olduğunu sonradan öğrendik. Yol boyunca köylülere danışarak Mıhlıçay’ın kaynağına ulaşacağımız yolu bulabildik.

Özel olarak oyulmuş gibi  

Yine tozlu topraklı ve zeytin ağaçları ile kaplı bir yoldan yaptığımız kısa bir yolculuğun ardından Mıhlıçay’a ulaştık. Görüntü karşısında çığlık atmamak için kendimizi zor tuttuk. On binlerce zeytin ağacının bulunduğu bir vadinin içinde akan çayın sesini duyduğumuzda çok özel bir yere geldiğimizi anladık. Binlerce yıldır akan Mıhlıçay granit kayalarını sanki özel olarak oymuş ve bir gölet yaratmış. Bu göletten akan sular yine aşağı bölgelerde yeni göletler yaratmış ve çevreleri piknik alanlarına dönüşmüş.

200 metre aşağı indik

Bu alana  ulaşabilmek için yaklaşık 200 metre aşağı doğru indik. Gökyüzüne baktığımızda sadece zeytin ağaçları ile çam ağaçları ve gökyüzünün maviliğini görebiliyorduk. Kazdağları’nda doğanın içinde gizlenmiş bu bölgeye gelen şanslı insanlar buz gibi suya dalıp çıkıyorlar ve keyfini çıkarıyorlar. Çay yükseklerden akarken öyle bir gölet oluşturmuş  ki, suyun derinliği 30 metreyi bulmuş. Ve gençler onlarca metre yükseklikten gölete atlıyor. Buz gibi suyla buluşuyor doyasıya yüzüyorlar.

Trekingciler için özel

Doğa ile baş başa kalmışım, kuş ve akan suyun su sesi bulunmaz bir fırsat, mayomu üzerime geçirdim ve soğuk sulara kendimi bıraktım, dakikalarca yüzdüm.  Bölgede yaşayanlar, kışın yükselen, coşup kabaran Mıhlıçay'ın ancak yaz mevsiminde  yol verdiğini söylüyorlar. Trekingciler için bulunmaz bir bölge. Akşam saatlerine kadar kaldığımız ve gönlümüzü orada bıraktığımız Mıhlıçay’dan ayrılmak bir hayli zor geldi. Bu bölgeye bir daha gelmeyi bu kez kamp kurarak birkaç gün geçirmeyi hayal ettim.



11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500