Van Depremi ve İzmir

1 Temmuz 2015

Van Depremi ve İzmir

  • 1 Temmuz 2015
  • 541 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Van Depremi ve İzmir

Binalar yapılırken mühendislik desteği almaya özen gösterilmiyor. Bu nedenle yaşanan depremlerde çok sayıda bina çöküyor. Bunu en son Van depreminde gördük. Van’ın yapı stoku ile aynı olan İzmir’de 7.2 şiddetinde bir deprem olursa sonuçları ürkütücü olur…

7,2 şiddetindeki Van depreminin haberini aldığımda, belleğimden 1999 yılından beri hiç çıkmayan Kocaeli ve Düzce depremleri aklıma geldi. 1939 Erzincan depreminden itibaren 21 ayrı depremin belgeselini bitirmek üzereydim, ne yazık ki şimdi de bu belgesele Van depremi eklendi. Atatürkçü Düşünce Derneği Şube Başkanımız Murat Yiğit ile yaptığım röportajda özetle şunları söylemiştir; “Duvarların 180 derece yer değiştirdiğini gördüm. Van’daki binalarda mühendislik hizmetinin olmadığını, sadece ustaların yapımında söz sahibi olduğu, hazır betonun el ile parçalandığını gözlemledim. Erciş’teki öğretmenlerin enkaz altından gelen çığlıkları kulağımdan gitmiyor. Van’da Bayram Oteli’nde ölen Japon doktoru ve yaptıklarını ömür boyunca unutmayacağım.” Tüm belgeselimi tekrar incelediğimde hepsinde aynı hata kendini gösteriyordu. Mühendis eli değmeyen, işverenlerin dediği şekilde yapılan binalar her yerde karşımıza çıkıyordu.  

Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Uluğ, “İzmir özelinde hazırlanan Radius Projesi'nde bile 6,5 şiddetinde bir deprem kurgulanarak, çıkan sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmıştı. O şiddetteki bir depremde bile bir hayli can kaybı öngörülürken 7,2 şiddetine çıkarsa bunun sonuçları ürkütücü olur. Şunu da eklemek isterim ki, İzmir’in yapı stokuyla, Van’ın yapı stoku birbirinin aynı” demiştir.

1999 yılında, Radius Projesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Boğaziçi Üniversitesi arasında imzalanmış bulunan protokol kapsamında yürütülmüş bir projedir.  Bu çalışmanın konusunu İzmir kentinde meydana gelebilecek deprem zararlarının tespitini ve bu zararların azaltılmasına yönelik tedbirlerin belirlenmesini içeren bir Deprem Senaryosu ve Master Planının hazırlanması ile ilgili araştırma, derleme, değerlendirme ve danışmanlık hizmetleridir.

Geçen 12 yıl sürecinde, bazı devlet kuruluşları kendi yapı stoklarını inceleyerek önlem alınırken, başta hastaneler olmak üzere birçok devlet yapısında hiçbir önlem alınmamıştır.

İzmir’de yaşayan 4 milyon vatandaşımızın yaşadıkları binaların durumu acaba nasıldır? Buna örnek olarak, İzmir Valiliği ile İnşaat Mühendisleri Odası’nın yapılan çalışma verilebilir. Alaybey, Manavkuyu, Basın Sitesi gibi bölgelerde yapılan araştırma sonucu, yapılardan ortalamada yüzde 3’ü iyi durumda çıkmıştır. Uzmanlar, buradaki yapıların yüzde 50’sinin kaçak, yüzde 30’unun ise yığma olduğunu ve olası bir depremde büyük oranda can kaybı yaşanabileceği belirlenmiştir.

“Olası bir İzmir depreminde Karşıyaka, Güzelyalı ve Alsancak’ta bulunan bitişik yapıların deprem nedeniyle salınım hareketi yaparak birbirlerine çarparak hasar oranını artacak” diyen İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ayhan Emekli, konuşmasına şöyle devam etmiştir: “İzmir'de 650 bin konut ve yaklaşık 4 milyon nüfus var. Bu durum, yapılaşma oranını hızla artırmaktadır. Binalar yapılırken mühendislik desteği almaya özen gösterilmiyor. Bu nedenle yaşanan depremlerde çok sayıda bina çöküyor. Bunu en son Van depreminde gördük. İstanbul depremi ve Van depreminin fotoğraflarını yan yana koyduğumuzda aynı görüntü ortaya çıkıyor. Bir bina çökmüş, yanındaki ise ayakta duruyor”

15 Kasım 2011 günü, İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Mevcut Yapı Stoku Envanterinin Oluşturulması Projesi” kapsamında, Dokuz Eylül Üniversitesi ve İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ile protokol imzalanmıştır. İzmir’de 9 bin 500 binaya deprem taraması İzmir’de pilot bölge seçilen Balçova ve Seferihisar ilçelerinde 10 ay içinde tamamlanacaktır. Bu geç kalmış çalışmayı çok önemsiyor ve tüm İzmir’e yayılmasını arzu ediyorum. Bunun sonucunda çıkacak değerlendirmeye bağlı olarak kent yenilenmesine acilen başlanması gerekmektedir.

Prof. Dr. Atilla Uluğ, İzmir’de orta ölçekli bir deprem meydana geldiği zaman etkilenecek öncelikli bölgelerle ilgili de “İzmir’in en sağlam yerleri dağlık ve kayalıkların olduğu bazı kısımlardır. Çünkü orta ölçekli bir depremde öncelikli alanlar denizden yeni kazanılmış yumuşak, gevşek zeminlerin olduğu düz alanlardır. Bu yumuşak ve gevşek zeminler üzerinde ağır ve büyük binaları taşımakta zorlanırlar. Karşıyaka’dan Pınarbaşı’na kadar uzanan tüm düzlük alanlar tehlike sınırlarına dahildir” demiştir.

Sayın Uluğ’un sakıncasını belirttiği deniz dolgularının nasıl yapıldığını ilgililere sormak istiyorum. Toprak dolgusunun nasıl yapıldığını okulda değil, çalıştığım Devlet Su İşleri’nde yaptığımız barajlarda öğrendim. 25 santimetre tabakalar halinde kil dolguyu sıkıştırılarak yapılan barajlarımızın 8 şiddetindeki bir depremde yıkılmayacağını ben çok iyi biliyorum. Teknik olarak doğru yapılmayan sahil dolguları üzerine inşa edilen binaların depremde hali ne olacak, devlete güvenerek daire alıp oturanların sağlıklı yaşamını kim garantileyecek. Son depremin merkezi olan Midilli’yi geçen bayram ziyaret ettim. Burada binaların yüzde 90’ı iki katlı ve depremden hiçbir zarar görmediklerini biliyorum.

Her yaptığı binanın ve barajın sorumluluğunu almış 40 yıllık bir mühendis ağabeyiniz olarak, genç meslektaşlarıma bir önerim olacaktır. Yaptığınız her mühendislik yapısını, ettiğiniz yemin üzerine teknik gereklere uygun olarak ve diplomanızı rant için satmayarak yapmanızı öneriyorum. Allah ülkemize bir daha böyle deprem felaketi vermesin demek kolaycılıktır, biz önce vatandaşlarımıza sağlıklı evler yapalım. Hoşça kalın.  



11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500