Kadınların Ne İstediğini Erkekler mi Yoksa Kadınlar mı Daha İyi Bilir

1 Ağustos 2015

Kadınların Ne İstediğini Erkekler mi Yoksa Kadınlar mı Daha İyi Bilir

  • 1 Ağustos 2015
  • 534 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Kadınların Ne İstediğini Erkekler mi Yoksa Kadınlar mı Daha İyi Bilir

Başlıkta yazılan konunun özüne bakıldığında aslında bugün sizlerle paylaşmak istediğim ana temanın “kadınların ne istediği” olduğunu düşünebilirsiniz. Doğrudur, başlangıç noktamız kadınların ne istediğidir. Ancak ben bugün sizleri farklı bir alana, kadınların vakitlerinin büyük bir çoğunluğunu geçirdiği “kuaför salonlarına” götürmek istiyorum. İlk sorum şudur: “Sizce, kadınlar neden kuaföre gider? “. Aslında çok basit ancak bir o kadar da karmaşık bir durumdur, kadınların kuaföre gitme ihtiyaçları…

Temelde üç nedeni vardır:

*Eşlerine/sevgililerine daha güzel görünmek için yani karşı cinsi etkilemek için,

*Kendileri için (özgüvenlerini artırmak için),

*Hemcinslerine karşı daha bakımlı, daha güzel olduklarını göstermek için…

Bu üç seçenek arasında, hangi kadınların yüzde kaçının bu seçeneklerden hangisini tercih ettikleri ya da hangisinin ağırlıklı olarak kabul gördüğü bilinmez ama dünyada ve ülkemizde binlerce kadının “kuaföre gitme nedenlerinin” başında bu tercihler yatar. Bu seçenekler içerisinde benim en ilgimi çekense şüphesiz üçüncüsü olmuştur.

Neden mi? Çünkü kadınlar her zaman birbirlerinden farklı olmaya çalışsalar da bir şekilde tanınmış sanatçılara benzeme arzularının önüne geçememektedirler. Örneğin; saç kesim modelini tercih ederken, Gülben Ergen ya da Ayşe Arman gibi olsun derken; burnum Ajda Pekkan’a benzesin derler.

Burada kadınların kendilerini sanatçılarla özdeşleştirmeye çalışmalarının nedeni nedir ya da bu düşünceleriyle hangi egolarını tatmin etmeye çalışıyorlardır bilmek mümkün değildir ama kadınlar “güzel, hoş, bakımlı kadınlara benzemekten dolayı” kendilerini mutlu hisseder.

Peki, kadınların bu kendileri için yapmış olduğu değişikliği erkekler ne kadar fark eder? Yani düşünün adam evine geliyor, eşi siyah saçlı iken sarışın ya da kızıl olmuş; adam yürüyerek salona geçiyor. Birlikte yemek yiyor ve hatta gece aynı yatakta yatıyorlar. Sabahleyin erkek evden çıkarken birden irkilerek: “Aaaa… Sen saçlarının şeklini mi değiştirdin” diyor. Kadının saçlarını boyatmış olduğunu fark bile etmiyor…

Bu sizce neden böyledir? Erkekler, özellikle eşlerinin bir değişiklik yapmış olduklarını neden önemsemez? Önemsemez sözünü bilerek yazıyorum, çünkü işyerinde güzel bir bayan arkadaşının saçlarında ya da giyiminde yaptığı değişikliği fark ederek, övgüye bile başlayabilirler. Ne kadar ilginç değil mi?!

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; 10 erkekten neredeyse 9’u, karısının çok göz önünde bulunmasını, çarpıcı ve etkileyici bir kişi olmasını istemiyormuş. Yani bu bakış açısıyla kadın halen ev içindeki rolüne devam edecekmiş gibi gözüküyor.

Kadınlar ne kadar bakımlı olmaya çalışırsa, erkekler de kadınların bakımlı olmalarını o kadar istiyor. Burada kadınlara oldukça iş düşüyor. Hem çalışacak hem çocuk bakacak hem de geriye kalan zamanda da bakımlı olmaya çalışacaklar. Bu da hem zaman hem de nakit paraya ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Bu konuyla ilgili kaç kadının bu imkana sahip olduğuna yönelik elimde bir istatistik veri yok ama çalışan kadınlar, artık ekonomik özgürlüklerini ellerinde bulundurduklarından bu yana kuaför salonlarında, SPA merkezlerinde vakitlerini geçiriyor ve bu tür merkezlerden ayrılırken kendilerini hem rahatlamış hem de huzurlu hissediyor.

Aslında bütün bu yazdıklarım sadece kadınların dünyasına ait duygular değil artık… Bu evrende aynı duyguları paylaşan ve bunu yüksek sesle söyleyebilen erkekler de var. Onlar da “Tamam biz kadınları anlamaya çalışıyoruz, ancak onlar da bizi anlamaya çalışıyorlar mı” diye soruyor. Kadınlar ne isterse, erkekler de aynısını istiyor. Bu karşılıklı alışverişte, önemli olan “denge-doyum” ilişkisi… Yaşam ve vücut dengemizi sağlamaya çalışırken, dengemizi bozan unsurları tespit ederken, tam tersine dengemizi koruyan “değerlerimizi” iyi tespit etmek gerekiyor. Bu değerlerimizi gün içerisinde ne ölçüde tatmin edebiliyorsak, “yaşam doyumuna” da ulaşmış oluyoruz. Bu bizim “yaşam çarkımızın” önemli bir parçası ve bu parçalar aslında bir bütünün kesitleri… Haydi şimdi birlikte küçük bir egzersiz yapalım:

1.Adım: Hayatınızda, zamanınızı alan 15 konuyu belirleyin. (bunlar aileniz, spor, iş hayatı, müzik dinlemek, kitap okumak, seyahat vb. olabilir)

2.Adım: Bir seyahate çıkmak durumunda olduğunuzu düşünün ve ancak yanınıza zamanınızı alan 10 konuyu almak zorunda kalsaydınız, hangilerini çıkarırdınız.

3.Adım: Hayatınızda zamanınızı alan bu 10 konudan her biri için, bu alanlar sizi ne kadar tatmin ediyor bunu belirleyin. (1’den 10’a kadar)

4.Adım: 10 konudan sadece üçünü seçerek, bunlardan hangisinin sizin için ilk sırada olduğunu belirleyin.

5.Adım: Son olarak hangi seçeneğinizle ilgili faaliyetlerinizi düzenlerseniz, diğerleri bundan etkilenerek yükselebilir?

Bütün bu adımları yaptıktan sonra, ortaya çıkan 3 seçenek aslında bu dünyada sizi neyin mutlu ettiğini gösterecektir. İnsanoğlunun kendini keşfetme süreci ne kadar erken başlarsa, yetenekleri de bu yönde o kadar çok gelişme gösterecektir.

“Kadınlar ne ister, erkekler ne ister” sorusunun temelinde de beklentilerimiz, tatminlerimiz, ve haz duygularımız etkilidir. Bu nedenle de birbirine benzeyen çiftlerin daha iyi anlaştıkları ve birbirlerini daha iyi anladıkları söylenebilir. Ama önemli olan çiftlerin birbirlerini anlamaya ne ölçüde çalıştıklarıdır. Sorunlarımız; anlamak mı yoksa üstünlük kurmak mıdır? Yıllardır yönetim literatüründe “win-win”,”kazan-kazan” şeklinde bir kavram bulunmaktadır. Bu kavramın açılımı gerçekten doğru ve anlamlıdır; yani kadın da kazanacak erkek de… Başka bir alternatif düşünmek mümkün değil bence…  



11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500