Her Şey Değişiyor...

1 Kasım 2018

Her Şey Değişiyor...

  • 1 Kasım 2018
  • 501 Görüntülenme
  • 0 YORUM


Her Şey Değişiyor...





“Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” demiş Herakleitos. Derin anlamını yorumlamak çok zor olsa da basit anlamını, özellikle de günümüzde, oluşturmak çok kolay. Son yapılan çalışmalar dünyadaki üretilmiş bilgi miktarının artık 18 ayda ikiye katlandığını söylüyor. Elbette anlam çıkarmak veya faydaya dönüştürmek farklı şeyler. Ancak bilginin miktarının ve gelişim hızının artışı bile hayatımıza etkilerinin ivmesini değiştirecektir.

Peki neler değişiyor?



Beğenmek değişiyor, mesela... 

Beğenmek denilen şey; telefonda bir tuşa basmak ile basmamak arasındaki fark. Bir görselin altındaki bir “Beğen” tuşuna basmak. Basmadığınız takdirde, o görseli, o durumu, hatta o kişiyi bile beğenmediniz. Elbette burada görmeme ihtimaliniz olsa da, madem tüm yaşamımız o küçük kutuların içinde, o bilgisayar uygulamalarının içinde geçiyor, yine suçlusunuz. Zira beğenmediniz. Aslında sadece bir görseli beğenmemiş değilsiniz, bir hayatı, bir kişiyi tüm geçmişi ve geleceği ile beğenmediniz. Veya beğendiyseniz, her şeyiyle beğendiniz. Sadece bir fikri yaymış olmadınız, aynı zamanda o fikrin sahibi kişiyi de tavsiye ettiğiniz, tüm diğer fikirlerini de kabul ettiğiniz, hatta beğendiğiniz, hatta tüm hayatını desteklediğiniz anlamına geliyor.

O zaman değer yargıları da değişiyor. Beğenmek de neye göre beğenmek? Basit bir takipçinin bir fotoğraf üzerindeki yorumları ile bir fotoğraf sanatçısının fikirleri aynı derecede önemli midir? Önemliden de öte, eleştiri gelişimin birinci adımı ise olumlu veya olumsuz eleştirinin faydasını nasıl ölçebiliriz ki, eleştirenin altyapısını veya kaygısını bilmeden? Sosyal medyaya sınavla da almadıklarına göre, olduğumuz değil, olmak istediğimiz kişiyi sanal ortamda yaratabildiğimize ve hiç bir emek harcamadan olmak istediğimiz gibi davranabildiğimize göre, neden gelen yorumlardan faydalanabileceğimizi düşünelim ki? Bu eleştirilerin kötü olanlarının gerçekten faydalı olduğuna neden inanılım ki, sanal hayatımızdan çıkarabilecekken? Hele ki, “bir şeyi beğenmemek” kavramına bu kadar anlam yüklemişken, beğenenlere nasıl inanabilirsiniz? Veya beğenmek kolayken, beğenmeyenlerin ego problemleri yaşamadıklarını nereden bilebiliriz?



Bir de insan hayvanının sürüler halinde yaşama güdüsünü tetikleyen her sistemin parçası olma çabasını değerlendirmek gerekmiyor mu? Toplulukları takip etmek çabasıyla yapılmıyor mu, birçok hamle, sanal dünyada? Elbette takip etmeyenler de var, ki onların da zıtlar sürüsünü takip etmek dışında bir amaçları olduğunu umut etmek gerekli, sanırım... Sürüleri takip etmek daha kolay değil mi? Kendi davranış şeklinizi geliştirmenize hiç gerek yok? Hatta kendi fikrinizi bile oluşturmak zorunda değilsiniz... Daha da güzeli bilmek zorunda bile değilsiniz. Sadece varsınız ve varolmaktan kaynaklı olarak tüm hakları kullanmaya muktedir değil misiniz? Daha iyisini yapmak, daha başarılı olmak, daha farklı fikirler geliştirmek, hatta sanal hayatta göstermeye çalıştığınıza yaklaşmak zorunda bile değilsiniz. Olduğunuz gibi görünmeye çalışmıyorsunuz, bari göründüğünüz gibi olma çabasının içinde görmek hakkımız değil miydi? 

Peki olmaya çalışmak daha mı zor artık? 

Elbette daha kolay...

Zamanında tüm dünyadaki bilginin İskenderiye Kitaplığı’nda olduğu rivayet edilirdi. Kâğıdın, kalemin sınırlı olduğu, iletişimin neredeyse olmadığı, düzenli yorumlamanın, saklamanın yapılamadığı bir dünyada, bilim adamlarının yürüyerek veya at sırtında tüm dünyayı dolaşarak elden ele, nesilden nesile taşımaya çalıştıkları, tek kopyalarını yazabilmek için çok az yetenekli insanın da ömrünü harcadığı bir İskenderiye Kitaplığı vardı. İnsan burada sakladı, burada okudu, burada aktardı bilgisini. 

Ama bir gün yandı, İskenderiye Kitaplığı...



Yıllarca geriye gittik, tüm bilgimiz yine dünyaya saçıldı diye...

Peki, madem sanal dünyada gördüklerimize göre daha iyiyiz artık, öyleyse bilgiye bu kadar kolay ulaşabiliyorken, daha hızlı gelişmemiz gerekmez mi? Tüm dünyanın bilgisine ulaşmak için artık çoğaltma becerimizin artmasının yanında, taşıma ve aktarma becerilerimiz de artmadı mı? Sürekli dünyanın her noktasına bağlı değil miyiz? Her yere elimiz ulaşmıyor mu? Herkes bilgisini, becerisini, tecrübesini, ürünlerini, yorumlarını hızla ve tüm dünyayla paylaşamıyor mu? Sizin dünyanın bir ucunda uçan kuştan haberiniz olmuyor mu? Tüm dünyaya saçılan bilgiyi, herkes elindeki mıknatıslarla saniyeler içinde tek noktada toplayamıyor mu?

Hatta elinizdeki dergi bile değişmedi mi? Basılı, yazılı bir derginin avantajları çok fazla olsa da, dezavantajları daha fazlaydı. Günümüze uygun değildi ve değişti, gelişti. Basın’ın ilk çabalarından birisi, daha fazla kişiye bilgi ve fikri ulaştırmak ise, bugün daha fazla kişiye, daha etkin şekilde ulaşabilmek başarımızı arttırmıyor mu? Bunu değişerek yapmadık mı? 

Tüm değer yargıları, tüm davranış şekilleri, tüm sistemler, tüm bilgiler, tüm fikirler ve belki de erdemler değişmiyor mu? 

İşte bu kadar değişim içerisinde ben de yazılarımda değişikliğe gidiyorum. Önümüzdeki aydan itibaren farklı bir formatta devam edeceğiz. Özümüzü bozmadığımız, çabamızı değiştirmediğimiz, amacımızı kurcalamadığımız ama gelişime daha açık, daha faydalı ve daha etkili bir formata dönüştürmek niyetindeyim. Umarım yeni formatı da beğenirsiniz.

Elbette mükemmel olmayacak ama şu farkı ayırt edecek seviyede eleştirmemiz yeterli olacaktır; “Bu değişimin gelişim getirmediğine emin misiniz? Belki bu sırada sizin de değişmeniz gerekiyordur?”  

Başta dediğimiz gibi, “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Selamlar, Saygılar...



01.11.2018

Yorumlar

Yorum Yap

500