Girit Venizelos’un Memleketine Seyahat

1 Aralık 2018

Girit Venizelos’un Memleketine Seyahat

  • 1 Aralık 2018
  • 497 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Girit
Venizelos’un Memleketine Seyahat



Ekim ayının sonunda, Girit’e gitmek üzere pervaneli bir uçakla yolculuk yaparak, Atina’ya ulaştık. Atina Havaalanı iki katlı bir binaydı, ekim ayına rağmen her yer turist doluydu, bir saat uçak kuyruğunda bekledik. Üç saat bekleyiş sonucunda Girit’e ulaştık. Eşim, kızım ve bir kız arkadaşı ile bu tatile çıkmıştık. Girit adasını tanıtarak gezimize başlayalım; 




19’uncu yüzyılda, Girit’teki Türk nüfusu, ada nüfusunun neredeyse yarısına yakındı. 1895’te büyük devletlerin adaya müdahalesi sonucu, Giritli Türklerinin, acı dolu öyküleri başlamıştı. Türklerin, Anavatan topraklarına adeta kaçarak, göç ettiğini biliyoruz. Neredeyse her Egeli ailede, yaşanan büyük göç, kulaktan kulağa anlatılarak, tazeliğini korumaktadır. Bu acılı göç, 1912-1913 Balkan bozgunu yıllarında olmuştur. Mübadele anlaşmasından sonra 1923’te en son Girit göçmenleri Ege topraklarına yerleşmişlerdir. Mübadele ile gelenler, Ege topraklarında eski mülklerinin ve topraklarının denkliği aranarak, iskân edilmişlerdir. 




Gelelim, günümüze… Girit; Kandiye, Resmo, Hanya ve Aya Nikola olarak 4 vilayete ayrılmıştır. Başkenti ise; Hanya'dır. Resmo kentine ulaştık, otel mükemmel idi. Tesise yerleştikten sonra, işletmenin sahilinde, yediğimiz patates ve tavuğun tatları çok güzeldi, unutmuşuz gerçek yiyecek tadını. Biz demek ki ülkemizde saman gibi yiyecekler tüketiyoruz…




Ertesi gün, Resmo’yu gezdik. Resmo’daki Türk mahallesi, minaresi ile sapa sağlam bir camiye sahipti, günümüzde cami, başka bir işlev kazanmıştı. Eşimle, Resmo’nun sırtlarına doğru yol aldık, dağ köylerini dolaşarak Eleftherna’ya ulaştık, sadece seyir amaçlı yaptığımız bu gezide ne köylerde ne de yollarda bir tek çöp göremedim… Her yerde dev güneş enerji tesisleri ve rüzgâr türbinleri vardı.




3. Gün; Kandiye’ye gidip, antik Knossos Sarayı’nı gezme olanağım oldu. MÖ 2200 yıllarında kurulan kent, MS 4. yüzyıla dek varlığını koruyabilmişti. Saraydan çıkan eserler, Kandiya Arkeoloji Müzesi’ndeydi, görme olanağım olamadı. O gün, Girit’in en güzel liman kentlerinden Aya Nikola’yı ziyaret ettik, Antalya falezleri benzeri ay şeklinde bir kayalığın dibinden gelen kaynak suları, önce bir gölü oluşturuyordu, sonradan da kanal ile denize ulaşıyordu. Yüzlerce fotoğraf çektim.




4. Gün, Hanya’yı gezmeye gittik, eşimin ailesi Hanyalı idi, gezimizin asıl nedeni onun ata toprağını gezmekti. Hanya Limanı’nın girişinde ilk gözümüze çarpan Küçük Hasan Paşa Camii ve karşısında yer alan mendireğin ucundaki Osmanlı eseri deniz feneri idi. Hasan Paşa Camisi’nin minaresinin yıkık olması bir Yunan klasiği idi. Bir dini yapının giysi satış yeri olmasının garabeti; medeniyetin beşiği olduğunu iddia edenlerin tarihi yapılara yaptığı onarılmaz bir ayıbı olarak izah edilebilirdi.




Selçuklu ve Osmanlı’da kiliseler cami olmuş, her yerde görürüz. Günümüzde birçok kilise kendi işlevini görmektedir, bazıları da müze olmuştur; ama asla yıkılmamıştır. Ayasofya ve Kariye Kiliseleri camiye çevrilirken, freskler alçı ile kapatılarak, korunmuşlardır. Ayasofya’nın müze yapılması, Atatürk’ün büyüklüğünü bir daha ortaya koymuştur. Kariye Camii’nin, mozaik müzesi olarak işlev görmesi de benzer anlayışın eseridir. Atina’daki camilerin minarelerin yıkılarak, işlev değiştirdiğini önceki gezilerimde de görmüştüm. Hanya’daki Cenevizlerden kalma depoların kaderine terk edilmesi de içimi çok acıtmıştır. Hanya şehrinin Tophane ve Kasteli Mahalleri özellikle görmeye değerdi. Hanya’da yediğim midyeyi unutmam mümkün değil, İzmir’de cıvalı midye yedirenlere kimse dur demiyor…




5. Gün Resmo şehrinin sırtlarına çıkarak, adanın arka yüzüne ulaştık. Önce Spili’yi gezdik, tipik bir dağ köyü idi, bakkallarda her şey satılıyordu. Kahvenin sahibi aynı zamanda ayakkabı tamir ediyordu. Ev yapımı içkilerden ve sabunları bu bakkallardan alarak, özel bir etnografya müzesini gezdik. Bu müzede, her şey bizim geleneksel objelerimize benziyordu. Köyün her yeri en az 150 yıllık Rum evleri ile doluydu, onarılmayanlar yıkılmıştı, beton o antik yapılara çok az girmişti, aklıma Kula geldi, Spili ile benzer özelliklere sahipti… Sahildeki, hippilerin meşhur ettiği Matala’ya ulaştık ve öğle yemeği orada yedik. Her yerde hippilerin imzası vardı. Matala Koyu’nun etrafına lokantalar yerleşmiş ve önlerinde mükemmel bir kumsal bulunuyordu. Ağır ağır sezon kapanıyordu, biz de son müşterilerdik.



6. Gün Resmo’nun akşam güzelliklerini yaşayarak ve fotoğraflayarak dolaştık, mükemmel bir akşam yemeğini, güler yüzlü hizmet ile yedik. Bir antika dükkanının gezerken, 1. Dünya Savaşı’ndan kalma bir dürbünü gördüm ve hatıra olarak satın aldım. Ertesi gün Atina’ya ulaştık, Atina yerine havaalanındaki mini Akrapol’ü gezdim. Aynı yerde, Yunan Eski Başbakanı Elefterios Venizelos’un büstünü gördüm. Hanya şehrinin bir köyünde doğan Venizelos, Girit adasının Yunanistan’a katılmasını amaçlayan isyanların önderliğini yapar ve özerk yönetimin Adalet Bakanlığı’na atanır. 1911 yılında Yunanistan’a başbakan olan Venizelos, Girit’in Yunanistan’a bağlanmasını sağlamıştır. İzmir’in işgal edilmesi konusunda İtilaf devletlerinin desteğini aldıktan sonra şehri işgal ettiren Yunan Başbakanı Venizelos, Türk İstiklal Savaşı’nın kazanılması üzerine, Lozan Konferansında İzmir ve Doğu Trakya’yı tekrar Türkiye’ye bırakmak zorunda kalmıştır.




Yıl 1930, geleneksel düşmanı Türkler ile, Ankara Anlaşması imzalamak için Ankara’ya gelen Yunan Başbakanı Venizelos, Cumhuriyet Balosu’na katılarak, TBMM’yi ziyaret etmiştir. 1934 yılında da Yunan Eski Başbakanı Venizelos, Atatürk’ü “Lozan Barış Ödülü”ne aday göstermiştir. Atatürk’ün, Yurtta Barış, Dünya’da Barış” çabalarına elini uzatan Yunan başbakanının yaptıkları acaba ülkesinde biliniyor mu? Bilinmiş olsa bu ülkeler arasında sıkıntılar yaşanır mıydı?
Atina’da sunulan videolarda; Lozan, Atatürk ve İnönü’ye yer vermişlerdi, bizim havaalanlarında da bu güzelliği görmek dileğimle…




01.12.2018

Yorumlar

Yorum Yap

500