Feride Çetin “SANAT ŞİFALANDIRIR”

 |  || Feride Çetin “SANAT ŞİFALANDIRIR”
1 Şubat 2019

Feride Çetin “SANAT ŞİFALANDIRIR”

  • 1 Şubat 2019
  • 534 Görüntülenme
  • 0 YORUM


Feride Çetin  
“SANAT ŞİFALANDIRIR”


Oyuncu, kitap kurdu, yazar ve yönetmen… Genç yaşına rağmen bunca başarıyı hayatına sığdırmaya başarmış biri, Feride Çetin. İki Genç Kız’daki Behiye rolü ile hafızalarımıza kazınan güzel oyuncu Feride Çetin ile oyunculuğundan karakterine, çocukluğundan hobilerine kadar pek çok farklı konuda sohbet etme şansımız oldu. Sanatın insan hayatındaki önemini “Sanat Şifalandırır” şeklinde vurgulayan başarılı oyuncu, Türkiye’deki dizi sektörü ve kadın oyuncular üzerine de değerlendirmelerde bulundu. Röportajımızı keyifle okumanız dileğiyle.




Oyunculuğunun dışında Feride Çetin kendisini nasıl anlatır? En çok ne yapmaktan hoşlanır? 

Okumaya tutkunum. Güncel edebiyatı yakından takip ederim. Klasiklerde gözden kaçırdıklarıma odaklanırım. Kitaplarla çocukluğumdan beri kurduğum ilişki, güvende hissetmemi sağlıyor. Sanırım bibliyoman (kitap düşkünü) olmamda meraklı mizacımın da etkisi var. Herhangi bir tür ve ilgi alanına bağlı kalmadan öğrenmenin peşindeyim. 

1998’den beri gazete ve dergilere, yazı ve röportajlar hazırlıyorum. Hâlen OT Dergi ve Se7En Mecmua’da yazıyorum. Ayrıca zaman zaman oyun ve senaryo yazma gruplarına katılırım. Bunların dışında yoga yapmak ve mutfakta farklı tarifler denemek de vazgeçilmezlerim arasında...

“DUYGUSALLIĞI DOZUNDA YAŞIYORUM”

Duygusal bir insan mısınız?

Herkes kadar... Duyguları bastırmadan dürüstçe yaşamak insan olmanın hakikatidir. Fakat sosyal birer varlık olduğumuz için birtakım kurallara da bağlı kalmak gerekir. İçgüdülerimi ve şahsi niteliklerimi olduğu gibi kabullenip başkalarına zarar vermeden onları kontrol etmeyi öğreniyorum. Hisleri güçlendirmek yani sağduyu sahibi olmak mühim. Dolayısıyla özel hayatımda ve iş ilişkilerimde duygusallığı dozunda yaşamaya gayret gösteriyorum.

Daha önce küçüklüğünüzde ekonomik olarak sıkıntılar yaşadığınızdan bahsetmiştiniz. Bu sizin çocukluğunuza nasıl yansıdı? Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Çocukluğumuzda yaşadığımız her şeyin bizi ömrümüz boyunca takip ettiğine inanırım. Hatta 2015’te İletişim Yayınları tarafından yayınlanan kitabım “Duyulur Dünyanın Şakası”, bu fikirden hareketle yazılmış öykülerden oluşuyordu. Küçük yaşlarda edindiğimiz deneyimler, hayata hazırlanmamızı sağlar. Zira hiç kimse aynı eğride seyreden bir yaşam çizgisine sahip değil. Direncimizin derecesini belirleyen, inişler ve çıkışlar karşısındaki tutumumuzdur.

Çocukluğum oldukça renkli geçti. Ebeveynlerim eğlenceli ve yaratıcı kişiler. Çevremde seçtiğim meslekle ilgilenen kimse yoktu. Ama sanata ilgimin evdeki üretken ortamdan kaynaklandığını yadsıyamam. Büyürken rol model arıyoruz. El sanatları ve mekanik becerileri gelişmiş anne babamı izlemek, yararlı oldu. Sonuç olarak, içimdeki çocuğu yaşatmak için çaba sarf ediyorum. Yazarken ya da oynarken hep ‘o küçük kızı’ seyircim olarak düşlerim. Çocukluğum tıpkı bir kutup yıldızı gibi bana yol gösterir, pusulam olur. 

“AMAÇ SAHİBİ OLMAK YAŞAMI GÜZELLEŞTİRİR”




Hayatta kırmızı çizgileriniz var mı? Varsa nedir?

Sinema eğitimi almaya başladığımda yuvama ulaşmış gibi hissettim. Beni özgürleştiren, bir hikâye anlatıcısı olduğumu nihayet yüksek sesle söylemekti. Çünkü bir amaç sahibi olmak yaşamı güzel kılıyor. Tek başına ayakta durmaya çalışan bir kadın olarak hayallerinizi gerçekleştirirken yolu kaybetmek istemiyorsanız, elbette ki kırmızı çizgileriniz oluyor. Bu da sizi güçlendiriyor.

Kırmızı çizgilerimi içinde bulunduğum duruma göre belirlemeyi tercih ediyorum. Prensip sahibi olmak iyidir; ama duvar örmeden esnek bir şekilde değişmeyi de göze almak gerekir. Kadına şiddet ve tacizle ilgili çeşitli grup çalışmalarına katılıyorum.  Benden sonraki nesiller için işleri kolaylaştıracak aktiviteler düzenlemek iyileştirici geliyor.

“EĞİTİM BİTMEYEN BİR SÜREÇTİR”

Oyunculuktan önce kamera arkasında görev aldınız. Kamera önüne geçip oyunculuğa başlamak için sizi iten şey neydi?

Okul temsillerini saymazsak tiyatro ile ilişkim, İstanbul Şehir Tiyatroları Tiyatro Araştırma Laboratuvarı’nda kuruldu. Buradaki eğitmenlerim, empati duygumu performans yoluyla ortaya çıkarmamda yol gösterici oldular. İstanbul ve Marmara Üniversiteleri ile New York Film Academy’de sinema eğitimi aldım. Eğitimin bitmeyen bir süreç olduğuna inandığım için, her yıl çeşitli atölye çalışmalarına katılırım. Kameranın öte tarafında olmak, farklı bakış açılarını zenginleştirmeyi sağlar.

Yeri gelmişken yapımına devam ettiğimiz bir filmden söz etmek isterim. İlk kadın ressamımız Mihri Müşfik’i eksene alan, animasyon canlandırmalarla beslenen ve farklı sanat disiplinlerinden kadınları konuk eden bir dokümanter… Çığır açan, özgür ruhlu bir kadını hissetmeye çalışmak, ilham ve cesaret verici.

Oyunculuğunuzun yanı sıra yönetmenlik tecrübeniz de oldu, 15 kadar kısa filminiz var. Yönetmenlik sizin için ne ifade ediyor?

Hayalinize, hikâyenize ortak olacak kişilerle yürürken onları idare edebilmek… Bir takım kaptanı olarak soğukkanlı durabilmek. Burada kilit nokta, “Bu hikâyeyi anlatmazsam ne kaybederim?” sorusuna verilecek yanıt. Bir öyküye tutkuyla bağlandığınızda, onu diğer insanlarla paylaşmak için varınızı yoğunuzu harcayacağınıza inanıyorsanız, film yaparsınız. Çünkü bu fedakârlık isteyen, zahmetli bir iştir. 

“EN SEVDİĞİM ROL HENÜZ YAZILMADI”




Okullarda oyunculuk ve sinemaya yönelik verilen eğitim hakkında ne düşünüyorsunuz?

Teknolojik gelişmeler ve bunları kullanma olanakları göz önünde bulundurulursa, yirmi yıl öncesine göre, gelişme gösterdik. Ancak ülkemizde sinema okulu bolluğu var. Mezun olan çoğunluğun iş bulması söz konusu değil. Az ve öz eğitim kurumu, verimi arttırabilir. Amerika ve Avrupa’daki sinema okullarında proje pazarlama dersleri aldım. Bunlar benim için ufuk açıcı oldu. Metin çözümleme ve doğaçlama derslerine özen gösterilmeli. Diğer yandan uygarlığın beşiğinde yaşıyoruz ama yeterince Anadolu’nun hikayesi anlatmıyoruz. Hemen her meslek grubunda kendini tanıma ve ifade etme eksikliği var. Oysa bir kişinin kendi hikâyesini çözmeden seyirciyi ona ikna etmesi zor.

Bir tiyatro oyununda oynamak mı yoksa bir sinema filminde oynamak mı sizi daha çok mutlu ediyor? Bununla alakalı olarak, şimdiye kadar aldığınız roller en sevdiğiniz hangisiydi?

Hikâye iyiyse çalıştığım yerin önemi yok... En sevdiğim rol henüz yazılmadı. 
GELECEKTEN ÜMİTLİYİM

İlk dizinize 2006 yılında Rüya Gibi ile başlamışsınız. Türkiye’de o zamanki dizi kültürü ile şu anki dizi kültürünü nasıl değerlendirirsiniz?

Bu sorunun cevabı seyircide... Neredeyse her gün, eski dizileri özlediğinden bahseden birine rastlıyorum. Çeşitliliğin azalmasında birçok faktör etkili. Ben gelecekten ümitliyim. İzleyici sanal platformlarda, müdahale olanağı taşıyan hikâyelerin peşine takılmaya başladı. Seyir alışkanlıkları nasıl değişim gösterecek göreceğiz. Tek tük de olsa, sade ve vurucu hikâyelerin çıkacağını ve gelişime öncülük edeceklerini umuyorum. 

İki Genç Kız’da Behiye karakteri ile büyük beğeni topladınız ve başarı kazandınız. Behiye karakterini nasıl o kadar iyi oynayabildiniz, size benzeyen tarafları var mı?

Çok çalışarak... Muhtemelen oynadığım roller benden izler taşıyor. Güneydoğu Anadolu’dan mazlum bir töre mahkumunu da zalim bir kraliçeyi de eyleme götüren haklı nedenleri araştırıyor, anlamaya çalışıyorum.

“RUH VE BEDEN BESLENMEZSE SOLAR.”




Türkiye’de kadın oyunculara gereken değerin verildiğini düşünüyor musunuz?

Değer verilmez, alınır. Sorunuzu başka açıdan yanıtlayayım... Afife Jale’nin sahneye çıktığı için karakolda şiddet gördüğünü hatırlıyor muyuz? Daha bir asır oldu. Yolumuz uzun... Kadınların sahnede olmasının korkutucu olmadığını anlatmaktan yorulmamalıyız. Mesleğe başladığımda aktrislik henüz saygın bulunmuyordu. Şimdi bu işi kafasına koyan genç kızlara ailelerin destek oranı arttı.

İyi tarafından bakalım... Oyuncular, diğer mesleklerle uğraşan hemcinsleri gibi, çelişik özlemler arasında paramparça olmazlar. Tam tersine, işlerinde kendilerine hayranlıklarını doyurarak mesleği sahiplenirler. Bir çeşit gizli akit düşünün. Senden önce kendini var edenlerin miraslarına hürmeten, dünyaya ve dolayısıyla kendi yaşamına anlam kazandırmak için, çabalayacaksın. Hem de hiçbir beklentiye girmeden. Eklemem gerekir ki, bu anlaşmada birtakım tuzaklar da gizli... Eğer oyuncu kendisine hayran olma duygusunu abartırsa gelişemez. Güzelliğinin, gençlik ateşinin cazibesine kapılır da çalışmayı gereksiz sayarsa, vay haline... Çünkü ruh ve beden beslenmezse solar. Kendini aşmak; ancak kendini sanatın aracı olarak görmekle gerçekleşir. 


III. Richard oyunu ile tiyatro severlerle buluşuyorsunuz. 2019’da da oynamaya devam edecek misiniz? Ya da yeni sezonda başka bir oyun planınız var mı?

Evet, oyunumuz devam ediyor. Yenileri için plan var; ama henüz kesinleşen bir şey yok.





Yazmayı çok sevdiğinizi biliyoruz. Bu tutku nereden geliyor?

Gözlem yapmayı ve hikâye anlatmayı sevmekten...

İnsan neden yazar sizce?

Bu sorunun yanıtı herkes için farklı olabilir. İlk günlüklerime ve şiirlerime bakarak söyleyebilirim ki, yalnız hissettiğimde kalabalık sesler icat etmek gayesiyle yazmaya yönelmişim. Sonra çatışma kurmayı, dilin imkânlarını keşfetmeyi sevmişim. Yazarken zorlandığım da oluyor ama genellikle eğleniyorum. 

Peki siz daha çok ne üzerine yazıyorsunuz?

Aile, dostluk, büyümek ve kendini keşfetmek üzerine...

“SANAT ŞİFALANDIRIR”

Geleceğe yönelik projelerinizden bahseder misiniz?

Sevdiğim işleri yapıyorum, bu büyük bir lüks. Oynamaya ve yazmaya devam edeceğim.





Seyahat etmeyi sever misiniz? Tercihlerinizde en çok neye dikkat edersiniz?

Kamp yapmayı severim ve tercihen küçük otellerde konaklarım. İyi ki vakti evvelinde, görmek istediğim şehirleri gezmişim. Malum döviz yükseldikten sonra yurt dışı, seçeneklerim arasından silindi. Favorilerim Fas’ta Süveyre ve Tanca, İspanya’da Ronda, İsviçre’de Basel, Amerika’da Manhattan. Dünyanın en güzel ülkesi olan memleketimizde ise Antakya ve Çanakkale’ye bayılıyorum. Ayrıca Aladağları ve Doğu Karadeniz’i bir kez daha turlamayı isterim.

Son olarak Ege Life okuyucuları için söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Çevrenize esin verecek denli neşeli ve yürekli yaşayın. Unutmayın karşınıza çıkan zorluklara katlanma yolu sanatta saklıdır. Sanat şifalandırır.


Röportaj:Süleyman Gülen


Yorumlar

Yorum Yap

500