Atıklar mı, Nerede?

1 Aralık 2018

Atıklar mı, Nerede?

  • 1 Aralık 2018
  • 508 Görüntülenme
  • 0 YORUM


Atıklar mı, Nerede?



Hayatınızın dönüm noktaları var mıdır bilmiyorum ama ben dönüm noktalarıma genellikle “Baharlarım” diyorum. Bu nedenle “Birinci Baharım, İkinci Baharım” derken, geçtiğimiz mayıs ayından itibaren “Beşinci Baharım’ı” yaşadığımı itiraf etmem gerekiyor. 




Bahar ifadesi aslında, “farkındalık”tır. Yani, hayatıma giren yeni olaylar, yaşamımı etkiliyor ve birdenbire heyecanlanıyorum. Kendimi bir maceranın içinde buluveriyorum. Yeni bir umutla ve zevkle, bu yeni ilham aldığım hedefin arkasından koşuyorum. Bu vesile ile yeni bilgiler ediniyorum ve bunu sadece kendime değil, çevremdeki pek çok kişiye anlatarak, yayılımı sağlayabiliyorum. 


Mayıs ayı içinde, Bursa-Belentepe Permakültür Tarım Çiftliği’ne, üç günlük bir eğitim almak için gittim. Doğanın kendi döngüsünü nasıl yarattığına tanık oldum, bir yandan da insanoğlunun bunu nasıl tahrip ettiğini de gözlemledim. İlkokul yıllarımda fen derslerinde bizlere okutulmuş, resimler, diyagramlar ve şemalar bir bir gözümün önünden geçti. Yaşamın kendi döngüsünü nasıl bozduğumuzu anlayıverdim birden ve bütün bunların bizleri ne şekilde etkilediğini de...


İklimleri değiştiren bizlerin, üretimi bitiren bizlerin, bu doğanın tahribatında ne kadar suç işlemiş olduğunu gözlemleme şansım beni olağanüstü korkuttu. Doğanın bizlere sunduğu her nimeti eskiden değerlendirme ve dönüştürme şansımız vardı. Ya şimdi? Ne üretiyoruz ne de değerlendiriyoruz. Bütün bir yaz boyunca, Çeşme’de yaşarken sitelerde biçilen “çimlere” baktım. Bunlar biçildikten sonra ne yapılıyor acaba dedim. Küçük bir soruşturma sonrasında, kocaman bir HİÇ olduğunu öğrendim. Ya yakılıyordu ya da çöp olarak kalıyordu. Halbuki, mayıs ayında aldığımız eğitim sonrasında, bu çimlere, birkaç çam ibresi atarak, biraz da evsel atık atarak, “kompost” yapılabileceğini öğrenmiştim. İyi de biz bunu ne kadar çabuk unutmuştuk. Sadece elimizdeki malzemeleri, çok büyük masraflar yapmadan işlemek ve yeni ürünler oluşturma imkânımız var... 



“Topla, Dönüştür, Sat” mantığı ile neler yapılabileceğini araştırmaya başladım. Sadece çevremde değerlendirilecek neler olduğuna bakmam, beni ilk önce bir “lokantaya” götürdü. Bir gün içinde, bir lokantadan çıkan gıda atıklarından neler yapıldığını öğrenmeye çalıştım. Belki biliyorsunuzdur, bir lokantada bir yandan mutfak atıkları oluşurken, diğer yandan müşterilerden geriye kalan atıklar oluyormuş. Bu atıkları alıp, işleyen ve yeniden ürün ve materyale dönüştüren var mı diye merak ettim. Birkaç girişimcinin dışında bu konuda bir şeyler yapan kişi sayısı o kadar az ki… Bu birkaç kişiden birisi “hayvan yemi” yaparken, bir diğeri de “bir alabalık çiftliğinde” gıda atıklarını toplayarak, hem balıklarını oldukça proteinli besinler ile besleyip, diğer yandan balığın kendine has çıkarmış olduğu bir salgı nedeniyle, havuz suyunda artan azot ve fosfat miktarının fazlalığını fark ederek, “tarım suyu” olarak kullanıyormuş. 


Zeytin çekirdeklerinden biyomalzeme üretimi fikrini Biolive ile hayata geçiren Duygu Yılmaz’ın plastik ürettiğini biliyor musunuz? Zeytinin sıkımı sırasında çok zararlı “Kara Su”yun istenirse, değerlendirilebileceği konusunda bir fikriniz var mı? Bu suyun, bütün fabrikalardan denizlere, nehirlere akıtılması sonucunda, doğayı sonsuza kadar kirlettiğimizi, nehirlerde yaşayan balıkları ve hayvanları öldürerek, doğal habitata ne kadar zarar verdiğimizi duymak hiç hoşuma gitmedi. 

Bir gün içinde sadece kendi okulumda bir öğrencinin bir tane pet şişe su atarak, bıraktığı “çöp yığınını” düşündüm. Toplamda günde 2500 tane plastik şişenin nereye atıldığını hesapladım. Daha doğrusu iz sürdüm, acaba nereye götürülüyor bunlar, değerlendiriliyor mu diye.




Aldığım basit iki seçenek, pet şişelerinin üç defa “geri dönüşüme” tabi olunacağını, hatta şişenin markasının basıldığı kâğıdın istenirse “selüloz” a dönüştürüleceğini biliyorum artık. Yıllar boyu ülkemize “selüloz” dışarıdan geldi. Bu nedenle “kâğıt” her zaman pahalı oldu. Neden yetiştirmedik bunları? Ya da şimdi bu kadar kolay bir şekilde yeniden değerlendirme şansımız var iken, nasıl bu kadar savruk olabiliyoruz?


Lokantalardaki atıklardan eve geçelim. Mutfakta yemek yaparken başladığımız evsel atıkları nasıl değerlendiriyoruz, soruyorum sizlere. Sadece atıyoruz değil mi? Ne acı… Halbuki bunları ayırsak, farklı şekillerde toplasak ve sonra dönüştürerek, yeniden bir başka ürün olarak satabilsek, neler kazanırız. 


Alışkanlıklarımızı değiştirmek zorundayız. Dünyada “geri dönüşüme” önem veren ülkeler, başka ülkelerden “çöpler” satın alıyorlar. Enerji üretiyor ve satıyorlar. Tarım atıklarından “biogaz” üretiyorlar. Biz Türkiye olarak, 2018 yılında, gelişmiş bütün ülkelerin çok gerisinde, değil dönüştürmek ve üretmek, bunların farkında bile değiliz. Ya da farkında olsak bile, kılımızı kıpırdatmadan bakıyoruz. Sanki, bizim yerimize birileri gelsin ve yapsın diye…



Ben “Beşinci Baharımı” sevdim. Sadece öğrenmekle kalmayıp, eyleme geçtim. Tarımın ülkemiz için olmazsa olmaz dediğim şu günlerde, bir de “Kümeleşme Modeli” ile, bir işletmenin girdisinin, diğerinin çıktısı olarak tasarlanabileceğine dair modeller geliştirmeye çalışıyorum. Bütün arkadaşlarıma, öğrencilerime, sivil toplum örgütlerine, birlik ve odalara sesleniyorum. Daha ne duruyorsunuz?
Dünyanın sonunun ne zaman geleceği belli değil; ama böyle devam edersek kendi ülkemizde, su tasarrufunu yapamazsak yer altı sularımızı kirleterek, tarladaki ürünlerimizi yanlış uygulamalı kimyasal ilaçları kullanarak, kendi insanlarımızı zehirleyerek, çok sevimsiz günler geçireceğimizi bilmemiz gerekiyor. 



Lütfen, çevremize biraz daha farklı bir açıyla bakmaya başlayalım. Geç kalmadan, sadece tek bir kişi bile, dünyanın kötüye doğru değişimine engel olabilir...



01.12.2018

Yorumlar

Yorum Yap

500