Atatürk ve Bilim

1 Eylül 2016

Atatürk ve Bilim

  • 1 Eylül 2016
  • 526 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Atatürk ve Bilim

UNESCO Genel Kuruluna 1981 yılında katılan 156 ülkenin oybirliğiyle kabul edilen kararı:

“Uluslararası anlayış ve barış yolunda çaba harcamış üstün bir kişi, olağanüstü bir devrimci, sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeyen eşsiz devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.” 


Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1923 yılında, henüz Cumhuriyet'i ilan etmeden önce, her zaman güvendiği öğretmenlere şöyle sesleniyor:
“Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin istikbalini yoğuran kültür ordusu. Bu iki ordunun her ikisi de kıymetlidir, yücedir, verimlidir, saygıdeğerdir. Fakat bu iki ordudan hangisi daha kıymetlidir, hangisi diğerine üstün tutulur? Şüphesiz böyle bir tercih yapılamaz; bu iki ordunun ikisi de hayati derecede önemlidir. Yalnız siz, kültür ordusu üyeleri, sizlere bağlı olduğunuz ordunun kıymet ve kutsallığını anlatmak için şunu söyleyeyim ki, sizler ölen ve öldüren birinci orduya niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreten bir ordunun bireylerisiniz.”


Sözlerime öğrenci Mahmut Sadi Irmak’ın bir anısıyla devam ediyorum:
“Yıl 1923, İstanbul Üniversitesi'nde öğrenci olduğum sıralarda okul duvarında bir ilan gördüm. Avrupa’ya öğrenci yollanacaktır. Allah Allah diyorum, ülke yıkık dökük, yıl 1923, Avrupa’ya öğrenci! Lüks gibi gelen bir şey ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içerisinde 11 kişi seçilmişiz. Benim ismimin yanına Gazi, 'Berlin Üniversitesi'ne gitsin.' diye yazmış. Zaman geldi. Sirkeci Garı'ndayım ama kafam öyle karışık ki, gitsem mi kalsam mı, orada beni unutur mu bunlar, para yollarlar mı, gurbet ellerde ne yaparım?.. Bir an gitmemeye karar verdim, döndüm. O sırada bir postacı ismimi çağırdı 'Mahmut Sadi, Mahmut Sadi, bir telgrafın var.' Telgrafı açtım, aynen şunlar yazıyordu: 'Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alev olarak geri dönmelisiniz.'  Var mı böyle bir şey? 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hesap edebilen bir lider, dünya lideri olmasın da ne olsun? Yıl 1923, biz evimizde bir çocuğumuzun huyunu değiştiremiyoruz. Tüm ülkenin huyu değişiyor. Bununla uğraşan bir insan, yolladığı 11 öğrencinin nerede, ne zaman, ne düşünebileceğini hissedebiliyor.” 


Mahmut Sadi devam ediyor:
“Gel de şimdi gitme, git de orada çalışma, dön de bu ülke için canını verme!” diyor.


Gazi yeni alfabenin kabulünden sonra 8 Ağustos 1928 tarihinde İstanbul Sarayburnu Parkı'ndaki gazinoda, şu konuşmayı yapar:
“Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir; övünmek için yaratılmış, tarihini övünçlerle doldurmuş bir ulustur. Ama ulusun yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bunun suçu bizde, bugünün insanlarında değildir; Türk'ün karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık geçmişin düzensizliklerini kökünden kazıma günlerindeyiz. Yanlışlıklan düzelteceğiz. Yanlışlıkların düzeltilmesinde bütün yurttaşların çalışmalarını isterim. En çok bir yıl, iki yıl içinde, bütün Türk toplumu yeni harfleri öğrenmiş olacaktır. Ulusumuz, yazısı ile kafası ile bütün uygarlık dünyasının yanında olduğunu gösterecektir." 


İşte, Gazi’den alınan ilhamla, ülke “kurtuluştan, kuruluşa” doğru yol alıyordu. Latin alfabesi üç ay gibi kısa bir sürede halka ve okullarda öğretilmiş, ve bu devrim gerçekleşmişti. Bu devrime paralel olarak kendi terimlerini oluşturduğu “Geometri” kitabını yazmış ve okullarda okutulmasını söylemiştir. İşte o Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1936 yılında Sanat ve Teknik okullar konusundaki şunları şöyler:
“Sanat ve teknik okullarına rağbet artmıştır. Bunu sevinçle söylerken, her türlü teşviki artırmak lazım olduğunu da ilâve etmek isterim.” 

“Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister."
Atatürk’ün bilime verdiği değeri yaptığı eserlerden görebiliriz.  Her 10 Kasım’da onu eserleri ile anmayı çalışırım, makalemi, yabancıların onun ardından söyledikleri ile bitiriyorum.


Alman yazar Cornelius BISCHOFF şunları söyler:
“Einstein nasıl yüzlerce yıllık Newton fiziğini geçtiyse, Atatürk de yüzlerce yıllık bir imparatorluk yönetiminin yıkıntıları üzerinde demokratik bir toplum ve devlet kurdu.”
“Atatürk, demokrasi kuran bir dehadır.”


Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. Geoffrey LEWIS ise şunları söyler:
“Atatürk özünde bir bilgindi. Ama her şeyin ötesinde Türkler, başkalarından daha üstün olduklarını ileri sürmeyen;  yalnızca başkalarından daha kötü olmadıklarını söyleyen insanlardır.”


Ohio  State  Üniversitesinden Prof. Dr. Carther  FINDLEY:
“Atatürk  24  karatlık  bir  önderdir.” demiştir.
Guyana Üniversitesinden Prof. ALİ  MAZURİ;
“O bizimdir. Büyük değerler salt ait oldukları toplumun değil, tüm dünyanın malıdırlar. Aynı şekilde Atatürk de bir dünya değeridir. Bunun için Türkiye’nin O’nu tekeline almasına izin veremeyiz.” demiştir.


Fransız Yazar Claude Farrère ise;
“O’nu sizler layıkıyla takdir edemezsiniz. Büyüklüğünü gereği kadar ölçemezsiniz. O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar, bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için O’na uzaklardan bakmak gerekir.” demiştir.
Işıklar için yat, ulu önder, eserlerini her zaman olduğu gibi bekçisi olacağız.


11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500