26 Ağustos 1922 İzmir’e Doğru

1 Haziran 2016

26 Ağustos 1922 İzmir’e Doğru

  • 1 Haziran 2016
  • 531 Görüntülenme
  • 0 YORUM

26 Ağustos 1922 İzmir’e Doğru

İzmir’in Yunan orduları tarafından işgali olan 15 Mayıs 1919 günü, sadece İzmir’in değil, tüm Türkiye’nin kara günüdür. O gün ve o günü takip eden günlerde, Anadolu’nun her yanından yüzlerce kınama telgrafı dünyanın her yanına ulaştırılmıştı. Başta İstanbul olmak üzere yapılan yüzlerce mitingde işlenen ana tema; “İzmir’in İşgali” idi. 16 Mayıs günü Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal Paşa, tüm birliklere ve illere yaşanan ve yaşanacak felaketler hakkında uyarı ve direniş telgrafları göndermiştir.

‘Anafartalar Kahramanı’ Mustafa Kemal Paşa’nın tek hedefi; “Geldikleri gibi giderler” dediği işgalcilerin İzmir’den ve Anadolu’dan gönderilmesiydi. Mustafa Kemal Paşa ve Türk Ordusu’nun İzmir’i “kurtuluşun sembolü” olarak seçmesinin asıl nedeni işte buydu.

26 Ağustos saat: 05.30’da Afyon Kocatepe’de başlayan taarruzu idare eden Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 30 Ağustos günü saat 14.00’de, Türk Ordusu’na hücum emrini vermiştir. Gazi, Zafertepe’den bizzat yönettiği meydan savaşından sonra savaş sahasını gezerken, binlerce düşman cesedini birbiri üzerine yığılmış olarak görmüş ve bu korkunç manzara karşısında şunları söylemiştir:

“Bu manzara insanlığı utandırabilir! Fakat haklı vatan savunmamız için buna mecbur olduk. Türkler başka milletlerin vatanında böyle bir harekete kalkışmazlar.”

Savaş artıkları arasında yırtılmış ve terk edilmiş bir de Yunan bayrağını gören Başkomutan, eliyle bayrağın yerden kaldırılmasını işaret ederek, şöyle konuşmuştur:

“Bayrak bir milletin bağımsızlık işaretidir. Düşman da olsa hürmet etmek gerekir. Kaldırıp topun üzerine koyunuz.”

Ankara’da cepheye giderken; “Hücum haberini alınca hesap ediniz. On beşinci gün İzmir’deyiz” diyen Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir’e on dört günde kavuşmuştu. Tahmininde bir gün yanılan Gazi, İzmir’e duyduğu özlemi 18 numaralı not defterine şöyle yansıtmıştır:

“15 Mayıs 1919, İzmir’in işgali… Ben aynı günde İstanbul’u terk ettim. O kara günde Karadeniz’deydim. 3 sene ve 4 ay sonra da bugün Akdeniz’deyim.”

Gazi Mustafa Kemal Paşa, ilk hedef olarak Akdeniz’i gösteren ünlü emrini vermesi üzerine, Türk silahlı kuvvetleri, batıya doğru kaçmakta olan Yunanlıların peşini biran olsun bırakmadı. Yunan birlikleri kaçarken, rast geldikleri masum Türk köylerini yakıp yıkıyorlardı. Yüzlerce yıl rahat ve huzur içinde yan yana ve kardeşçe yaşadıktan sonra, Yunan ordusunun gelişi ile canavarlaşarak, bu ordu ile iş birliği yapan, silahsız Türk halkının boğazına sarılan, binlerce masumu insafsızca katleden, fakat bozguna uğradıkları bu günlerde, yaptıklarının hesabını veremeyeceklerini düşündükleri için, kaçmakta olan Yunan Ordusu ile birlikte yerli Rumlar da denize doğru koşuyordu.

Türk şehir, kasaba ve köylerini baştanbaşa ateşe veren ve halkının çoğunu, Camilere ve evlere doldurarak yakıp kül eden Yunanlılar, çok sayıda silah, cephane, araç ve gereç bırakarak, binlerce insanını Anadolu topraklarına gömerek maceralarını sona erdirdiler.

Türk Ordusu, Alaşehir’e ve bir yandan da Salihli’ye doğru ilerlemişlerdir. Ruşen Eşref, Salihli’de ‘Başkomutanlık karargâhı’nda yaşananları şöyle anlatıyordu:

“O akşam, bilmem nereden, karargâhına bir ‘Times veya Daily Telegraph’ gazetesi gelmiş… Aylardan ve aylardan beri görmediğimiz bir Avrupa gazetesi’ …Seni candan ağırlayan Salihli’nin bir küçük evine misafir inmiştin. Yapmakta olduğun hareketin, Avrupa’da görünüşünü ve kulağına varan ilk tepkilerini bu gazeteden, gözlerinle görüp öğrenecektin. Yazılanları tercüme ettiriyordun ve zevk duyarak okutuyordun ve:

‘Zavallı Lloyd George yarın ne olacak? Yıkılacak O… O ve daha gibiler!’ diyordun.

O geceden yirmi iki ve senin dünyaya gözlerini yumduğundan altı yıl sonra Lloyd George öldüğü zaman ‘Times’ gazetesi, ‘Lloyd George’u bir daha kalkmak üzere Mustafa Kemal devirmiştir’ diyordu.”

10 Eylül saat 14.00’de İzmirlilerin tezahüratları arasında İzmir Hükümet Konağı’na gelen Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmirlilere şöyle seslenmiştir; “Başarı benim değil sizin, milletimindir.” 

Önce, 18 Eylül 1922 günü, Uşakizade Köşkü’nün önünde geçen, o günleri güzel bir şekilde özetleyen anıya kulak verelim. Fransız Yüksek Komiseri General Pelle ile Gazi Mustafa Kemal Paşa köşkte konuşuyorlardı. Merdivenin önünde Fransız Amirali Dumensil Gazeteci Ruşen Eşref’e hayret içinde şunları söylemiştir; “On dört gün içinde hem yüz kırk, yüz elli bin kişiden fazla bir orduyu yok etmesi, beş yüz elli kilometrelik bir yolu süvarinin on günde aşması, askerlikte nadir görülmüş bir şeydir, şaşılacak bir şeydir. Fakat en şaşılacak şudur ki, develer ve kağnılarda beraberdi.”

30 Ağustos 1922 günü kazanılan zafer, sadece küllerinden doğan Türkiye için değil, tüm mazlum ülkeler için bir utku olmuştur. O ülkeler, bizim gibi Mustafa Kemal’in hedefinden şaştıklarında mahvoldukları ortadadır. Yeniden “Kuvay-i Milliye” diyorum.

11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500