100. Yılında “Çanakkale Destanı”

1 Kasım 2016

100. Yılında “Çanakkale Destanı”

  • 1 Kasım 2016
  • 511 Görüntülenme
  • 0 YORUM

100. Yılında “Çanakkale Destanı”

Yıl 1914, Avrupa’da başlayıp tüm dünyaya yayılan, ulaştığı her yeri yakıp yıkan, eşi benzeri olmayan, felaket, ‘’Dünya Savaşı‘’ Osmanlı Devleti’nin sınırlarına dayanmıştı. Osmanlı, Almanların Türk karasularına giren iki savaş gemisine Türk bayrağı çekmesi üzerine, Rusya, Osmanlı’ya savaş açtığını dünyaya duyurur. Osmanlı Devleti için tek yol kalmıştır. İttifak bloğu içinde yer alarak Rusya’ya karşı savaş açtığını ilan etmek. İngiltere ve Fransa zaman geçirmeksizin Osmanlı’ya karşı savaş açtıklarını ilan ederler. Sonunda onların istedikleri gerçekleşmiştir. Osmanlı hiçte hazır olmadığı bir savaşa İtilaf Devletleri’nce sürüklenmiş, on ayrı cephede savaşmak zorunda bırakılmıştır.


Bu cephelerden birisi de Türk askerlerinin yazdığı bir kahramanlık destanı olan Çanakkale’dir. Kendisinden kat be kat üstün düşmana karşı verilen bu olağan üstü mücadelenin, vatan toprağını savunmak için gösterilen akıl almaz fedakârlıklarına, yüz binlerce gencin yaşamını yitirdiği tarihin en kanlı savaşını ve bu savaşın destanlaşan öykülerini gelin hep birlikte izleyelim. Bu giriş, “Çanakkale Destanı” adlı belgeselimin başında yer almıştır. Belgeselim, 18 Mart 2015 günü, “Yok edilmek istenen bir ülkenin yeniden doğduğu” yer olan Gelibolu’daydı.


17-18 Mart gecesi, Eceabat’tan Gelibolu’ya geçerken, 100 yıl önce bu boğazda yaşananlar gözümde canlandı. O gece sadece üşüten bir rüzgar vardı, denizinin dibinde ise Nusrat’ın bıraktığı mayınlarla ve Türk bataryalarının mermileriyle batan İtilaf devletlerinin dev armadası yatıyordu… İşte o an, belgeselimde yer alan, İngiliz Deniz Kuvvetleri Bakanı Churchill’in, Çanakkale Deniz Savaşı’nın kaderini değiştiren Nusrat gemisi için söylediklerini anımsadım; “1915 yılında bütün Avrupa’da milyonlarca insanın hayatı ortaya konmuş, büyük savaşlar yapılmıştı. 2–3 milyon asker ölü ve yaralı bulunmakta, 4–5 bin savaş gemisi denizlerde dolaşmaktaydı. Fakat bunların hiç birisi Nusrat’ın döktüğü mayınlar kadar savaşın devamına ve düşmanın geleceğine etkin olacak kadar bir başarı gösterememiştir.” 


18 Mart 2015 günü, Gelibolu’da “Çanakkale Geçilmez” adlı panelin başlangıcında gösterilen, “Çanakkale Destanı” belgeselimi 500 kişi ayakta izleyip alkışlarken, aynı anda “Ulusal” bir kanal belgeselimin tamamını ülkemize izletmişti. Fener alayından sonra İzmir’e dönerken, denizden geçilemeyen Çanakkale’nin morlaşmış dağlarına baktım. 25 Nisan 1915 günü erken saatlerde ANZAK askerlerinin Seddülbahir’e çıkışlarını anımsadım. 5. Türk Ordusu Komutanlığına Alman Mareşal Liman von Sanders’in yanlış kararlarını, 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in; “Bütün Komutayı bir komutanda toplamak şarttır. Bütün kuvvetleri benim emrimde toplamalısınız” sözlerini hatırladım.


Çanakkale’nin ‘Deniz Zaferi’nin 100. Yılında, şehit ve gazilerimize karşı bir nebze görevimi yaptığımı düşünerek otobüste uykuya dalmışım, ter içinde uyandım. Rüyamda; Anafartalar Komutanı Albay Mustafa Kemal’in adının geçmediği bir Gelibolu filmini ve ardından onun bir kare fotoğrafının yer almadığı bir Çanakkale Destanı” fotoğraf sergisini görmüştüm. Ter içindeydim, Acaba gerçek neydi? Albay Mustafa Kemal’i Çanakkale zaferinden yok muydu? Bunlar doğruyu nereden öğrenmişlerdi.


Çanakkale deniz ve kara savaşlarında; 59.408’i şehit olmak üzere toplam 250.000 asker kaybımız olmuştu. İtilaf devletleri, 9 ay süren Çanakkale savaşı sonunda, Anafartalar Komutanı Albay Mustafa Kemal için birçok övgü dolu sözler söylemiştir. Belgeselimde, İngiliz Yazar Walder, “Anafartalar Kahramanı” Albay Mustafa Kemal’i, şöyle tanımlar; “Çanakkale’de adını duyuran sadece bir tek kişi vardı. Alman üstlerine başarı ile karşı koyan ve dik başlı Mustafa Kemal...”


Avustralyalı tarihçi Moorhead ise; “Oysa Mustafa Kemal, o gün tam bir çılgınlıkla savaştı. Ya burada ölüp gidecek, ya da kendisini gösterecekti. Devamlı olarak hep en ön siperlerde çarpışmaktaydı. Topları mevziye sokarken erlerine yardım ediyor, mermiler arasından kalkıp, düşmanı kolluyor, askerlerini en ufak bir kurtuluş umudu olmayan hücumlara kaldırıyordu.”

Alman Tarihçisi Profesör Melzig ise, Albay Mustafa Kemal’i şöyle tanımlar; “O’nu, yüksek kumandanların çoğuna üstün kılan nitelik; ölümü küçümsemek ve yiğitlik göstermek bakımından askerlerine en büyük örnek olmasıdır.”


Liman Paşa, Albay Mustafa Kemal’in dehasını şöyle anlatır: “Kendisi sorumluluğu sevinçle karşılayan bir önderdir. Enerjisine tam güvenim vardır. O akşam Anafartalar kesimindeki bütün kıtaların Komutasını 19uncu Tümen Komutanı Mustafa Kemal Bey’e verdim.”


Fransız Kumandan Delega ise Mustafa Kemal için şunları söylemiştir: “Hiçbir zaman bu kadar ağır sorumluluk ve bu kadar tehlikeli bir girişim, bir kumandanın omuzlarına yüklenmemişti.”

19 Mayıs 1919 ile 9 Eylül 1922 arasında gerçekleşen, Ankara’ya kadar uzanan İtilaf devletleri, karşısında hep “Anafartalar Kahramanı” Mustafa Kemal’i bulmuştur. Buna da kimsenin itirazı olacağını düşünemiyorum.


Sonuç Olarak; 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. Yılını ülkece coşkuyla andık, bu ülke bir daha böyle savaşlar yaşamaması dileğimle, 18 Mart Deniz Zaferi kahramanı Cevat (Çobanlı) Paşa’yı, Anafartalar Komutanı Albay Mustafa Kemal’i şükranla anıyorum.



11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500