Sürdürülebilirlikte Bir Vizyon Olarak : Döngüsel Tarım Uygulamaları

01 Ocak 2022
Meltem ONAY

Ege Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden mezun oldu. Adnan Menderes Üniversitesi-İşletme Bölümü’nden doktora unvanını aldı. Celal Bayar Üniversitesi’nde, Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2019 yılında, aynı üniversiteden emekli oldu. Şu anda Onbeş Kasım Kıbrıs Üniversitesi’nde rektör yardımcısı olarak görev yapmaktadır. 2020 yılında, tarıma olan hassasiyeti nedeniyle, Cemre Hareketi: Sürdürülebilir Tarım-Gıda Platformu’nu kurdu. Bu platform aracılığı ile ülkemizde, tarımda dijitalleşme ve döngüsel ekonomi uyumlu kooperatifçiliğin yaygınlaştırılması konusunda çalışmalarına devam etmektedir.

Sürdürülebilirlikte Bir Vizyon Olarak : Döngüsel Tarım Uygulamaları

  • 01 Ocak 2022
  • 157 Görüntülenme
  • YORUM

İnsanlık varoluşundan bu yana tüm ihtiyaçlarını ekosistemlerden sağlamaktadır. Ekosistemlerin süregelen bu devamlılığı, tüm yaşam döngüleri için vazgeçilmezdir. Sanayi devriminden sonra artan nüfus ve sanayileşmenin üzerindeki oluşan baslı, kendini yenileyemeyen sistemlerde; ormansızlaşmaya, çölleşmeye, toprak ve su kirliliğine ve biyo-çeşitliliğin azalması gibi birçok sorunu da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tüm bunların yanında yüzyılımızın en önemli sorunlarından biri, insanlığın geleceği için yaşamsal bir tehlike olan “İklim Krizi” sorunudur. İklim değişikliğine sebep olan “küresel ısınma” büyük oranda insan faaliyetleri sonucu atmosfere salınan “sera gazları”nın etkisi ile meydana gelmektedir. Sera gazı salınımın %75’i fosil yakıtların kullanımına bağlı olarak artan şehirleşme, gelişen endüstri ve ulaşım yükü sonucu oluşmakta, geriye kalan %25’i ise tarımsal faaliyetler sonucu atmosfere salınmaktadır.

Alarmın Çalınma Noktası

2018 yılında İklim Değişikliği Paneli (IPP) tarafından 1,5 derecelik artan küresel ısınmayı vurgulayan özel raporda, 2030 yılına kadar küresel ortalama sıcaklık artışının 1,5 derecede sınırlandırmamız gerekliliğini ortaya konuşmaktadır. Küresel ısınma artışının 1,5 derece ile sınırlandırmak, ekolojik sistemler ve yaşam alanları üzerinde oluşabilecek kalıcı birçok etkinin önlenmesi anlamına gelmektedir. Bu sınırı geçmemek için küresel emisyonların 2030 yılında, 2010 yılına göre +45 azaltmak ve 2050 yılında “net sıfır emisyona” ulaşmak için her birimizin çalışması gerekmektedir.

Bu zorlayıcı hedefe ulaşmak için; yaşamın her alanında hızlı ve geniş kapsamlı dönüşümleri gerçekleştirmek önemli olacaktır. İklim değişikliği ile mücadele için daralan bu zamanda, hızlı iklim eylemlerini artırmak ve eylemlerle birlikte kapsayıcı sürdürülebilirliğe odaklanmak zorunluluktur.

Sürdürülebilirlik Kavramı, Ne Demektir?

Bir toplumun, ekosistemin ya da devam eden herhangi bir sistemin bağlı olduğu ana kaynakları tüketmeden, belirsiz bir geleceğe kadar işlevini devam ettirebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Çevre boyutuyla sürdürülebilirlik ise; kaynakların sürdürülebilirliğinin sağlanması ve biyo-çeşitliliğin, insan sağlığının, hava, su ve toprak kalitesinin, hayvan ve bitki yaşamlarının korunması anlamına gelmektedir.

Günümüzde kaynakların sürdürülemez kullanımı sonucu ortaya çıkan sorunlara çözüm bulmak üzere gündem de yer almaya başlayan kavramlar arasında “döngüsel ekonomi” gelmektedir. Döngüsel ekonominin amacı kullanılan kaynakların ve materyallerin değerinin uzun süre korunmasını sağlamak, onları olabildiğince sık kullanabilmek ve sonuçta mümkün olan en az atığı “mümkünse sıfır” ortaya çıkarmaktır. Döngüsel ekonomi; doğadan esinlenerek ortaya çıkarılan bir yaklaşımdır. Çünkü doğa atık üretmez ve doğada her şey kullanılır.

2050 yılında dünya nüfusunun 9,7 milyar insana ulaşması beklenmektedir. En iyi tahminler bu nüfusun yeterli ve dengeli beslenmesinin sağlanması için gıda ve tarımsal üretimin 2050 yılına kadar üçte iki oranında arttırılması ihtiyacına işaret etmektedir. Bu ihtiyacın, iklim değişikliği karşısında kırılgan olan tarımsal üretim üzerindeki baskısı nedeniyle tarımsal atıkların, yan ürünlerin ve bu yan ürünlerin kullanımının ele alınması için “yenilikçi teknolojilerin” ve karlı iş planlarının kullanılarak döngüsel bir ekonominin geliştirilmesi için bir zorunluluk hâline gelecektir.

Döngüsel Tarım

Döngüsel tarım olarak adlandıracağımız bu ekonomi; tarımsal biyokütlenin ve gıda işleme süreçleri sonucu oluşan “atık ve artıkların” değerlendirilmesi, minimum miktarda dış girdi kullanarak, tarımsal ürün üretiminin sağlanması ve çevreye olumsuz etkileri olabilecek atıkların döngü içerisinde azaltılmasını amaçlar.

Döngüsel tarımın temel ülkesi; ihtiyacın karşılanmasına yönelik optimum düzeyde arazi ve kaynak kullanımıdır. Üretimin gerçekleşeceği tarlalarda öncelik gıda mahsulünün üretimidir. Ekim yapılacak tarlaların en iyi şekilde kullanımını sağlamak için ardışık mahsuller ekilerek, neredeyse yıl boyunca mahsul almak ve tarımın devamlılığını ve de “çiftçi refahını” sağlamak mümkün olabilecektir.

Toprağın verimliliği, içerdiği besin maddelerinin konsantrasyonu ile doğru orantılıdır. Toprak içerisindeki “organik materyal miktarı”, sadece mahsul verimi için belirleyici faktörler olmakla kalmaz, aynı zamanda besinlerin, eser elementlerin, suyun, karbondioksit ve diğer sera gazlarının toprakta iyi tutulmasını sağlar.

Ülke topraklarımızın yaklaşık % 23'ünde organik madde miktarı % 2–3 arasında olup, % 3–4 arasında organik madde ihtiva eden topraklarımızın genele göre oranları % 8 olup, % 4'den fazla organik madde içeren topraklarımız ise Türkiye topraklarının % 5'ini oluşturmaktadır. Bu gerçekten çok tehlikeli ve olumsuz bir durumdur. Bizler ne kadar tarımda reformlar yapmaya çalışsak da eğer topraklarımızı organik maddece güçlendiremezsek, verimli bir üretim almamız mümkün gözükmemektedir. Üstelik üretilen besin değeri açısından düşük değerlere sahip olması; öncelikle çocuklarımız ve gençlerimizin vücut gelişimi açısından da büyük sorunlar getirmektedir. Yıllar boyunca, yediklerimize ve içtiğimiz ürünlere dikkat etmeyen bir toplum olarak, daha dikkatli ve hassas bir döneme girmek zorunda olduğumuz bir gerçektir.

Tarım ve Gıda Sektörüne, Bütüncül Bakmak

Yıllar içinde ülke tarımında yapılan en büyük yanlışlıklardan birisi “hayvansal ve bitkisel tarımın” birbirlerinden ayrı bir şekilde organize edilmesi ve teşviklendirilmiş olmasıdır. Sürdürülebilirlik için “Döngüsel tarım”ın bizlere gösterdiği vizyon, bu iki sacayağını bir arada değerlendirmek gerekliliğidir.

Eğer biz ülkemizde çiftlik hayvancılığını geliştirmek istiyorsak, tarla tarımın yapılmadığı alanlarda hayvanlar için çok değerli olan yemi de bu şekilde üretebilme imkanına sahip olmamız gerekmektedir. Hatta tarım atıklarından yararlanarak “enerjiyi” yani yenilebilir enerji kaynaklarını ile tarım yapabilme şansımız olacaktır.

Türkiye’nin hızla gelişen ekonomisinden ve yüksek nüfus artışından dolayı; Türkiye’deki elektrik enerjisi tüketimi 2018 yılında bir önceki yıla göre %2,2 artarak 304,2 milyar kWh, elektrik üretimi ise bir önceki yıla göre %2,2 oranında artarak 304,8 milyar kWh olarak gerçekleşmiştir. 2019 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla Türkiye’nin kurulu gücü 90.720 MW'a ulaşmıştır. 2019 yılı Eylül ayı sonu itibarıyla kurulu gücümüzün kaynaklara göre dağılımı; yüzde 31,4’ü hidrolik enerji, yüzde 28,6’sı doğal gaz, yüzde 22,4’ü kömür, yüzde 8,1’i rüzgâr, yüzde 6,2’si güneş, yüzde 1,6’sı jeotermal ve yüzde 1,7’si ise diğer kaynaklar şeklindedir. Enerji ihtiyacımızın günden güne artmasına rağmen, Türkiye birincil enerji talebinin %76’sını ithalat yoluyla karşılamaktadır. Enerji ihtiyacımızın kendi öz kaynaklarımız ile karşılanması durumunda hem ülke ekonomimizin dışa bağımlılığının azaltılması hem de maliyetlerin azaltılması sağlanabilecektir. Türkiye’nin biyokütle atık potansiyelinin yaklaşık 8,6 milyon ton eşdeğer petrol (MTEP) ve üretilebilecek biyogaz miktarının ise 1,5-2 MTEP olduğu tahmin edilmektedir. Yerli enerji kaynaklarımızdan biri olan biyokütle Türkiye açısından önemli bir potansiyele sahiptir ve bu anlamda biyokütle odaklı enerji politikalarının geliştirilmesinin Türkiye’de sürdürülebilir, yerli, ucuz ve temiz enerji eldesin de ciddi anlamda kazançlar sağlayacağı aşikârdır.

Ne bekliyoruz?

BM Gıda İsrafı raporuna göre, Türkiye’de her yıl 7,7 milyon ton yiyecek çöpe atılmaktadır. Türkiye’nin dünya genelinde en fazla israfın yapıldığı ülkeler arasında olması üzücü bir durumdur. 850 milyon kişinin dünyada açılık sorunları ile karşılaştığı günümüzde, hem israfın önlenmesi, hem de gıda ve tarım atıklarının değerlendirilerek “sürdürülebilir gıda” ya dönüştürülmesi için daha stratejik ve planlı hareket etmek ve eylemlere geçmek gereklidir. Nasıl mı? Sorumluluk alarak. Birlik olarak. Konunun önemini anlayarak. Acil eylem planları yaparak ve bilinçlendirerek.

Farkındalık döneminin geçtiğini, umarım artık “harekete geçme zamanı”nın geldiğini anlamış olmak dileğiyle…


Yorumlar

Yorum Yap

500