Ah Güzel İstanbul!

31 March 2018
Ezgi BAĞCI

Ezgi Bağcı, 1991’in Mart ayında Denizli’de dünyaya gelmiştir. Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Hukuk eğitimini tamamlamıştır. Küçük yaşlardan beri, bir tutku halinde yazmaktadır ve on yılı aşkın süredir yazdıklarını internet ortamında yayımlamaktadır. 2015 yılının Mart ve Kasım aylarında roman serisi olan Hançer I-II kitapları basılmıştır. Meslek hayatını ve yazma aşkını İzmir’de sürdürmektedir.

Ah Güzel İstanbul!

  • 31 March 2018
  • 1373 Görüntülenme
  • YORUM

 

Ah Güzel İstanbul!


“Ah güzel İstanbul! Nasıl da bozulmamış o bin yıllık güzelliğin.”




Ayşe Şasa ve Sefa Önel’in kalemi ile Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğinde ortaya çıkan çok önemli bir film “Ah Güzel İstanbul”. O dönem içerisinde toplumda başlayan değişim, filmin hikâyesi içine yedirilerek sunuluyor seyirciye. Film sadece kendi döneminin toplum yapısına ayna tutmuyor, toplumun geleceğinin ön okumasını yapıyor adeta. Bu kara komedi, insanın içinde bir burukluk yaratarak izlemesi keyifli bir yapım ortaya çıkartıyor. Film aynı zamanda, 1967 yılında İtalya’nın Bordighera kasabasında düzenlenen Uluslararası Mizah Şenliği’nde “Gümüş Ağaç Ödülü”nü almıştır.




“Gerçekte kaldı mı bilmem ama benim gönlümde hala güzel bir İstanbul yatar.” 




Haşmet İbriktaroğlu’nun, hayatını anlattığı bir monologla başlıyor filmimiz. Tam bir İstanbul beyefendisi olan Haşmet’in dedesinin dedesi Osmanlı Sarayı’nda ibrikçi başı, amcası paşa, amcası süferagat, babası hem zengin bir hovarda hem de tüccardır.  Beylerbeyi’nde bir yalıda dünyaya gelmiş ama zaman geriye sadece beyefendiliği bırakıyor Haşmet’e. Fakat beyefendilik de öyle sözde değil, şiirlerde ve gazellerde dolaşan, romanlarda kendisine hayran bırakan beyefendilerden Haşmet. “İki, üç kuruş için hürriyetimi falan satmak istemedim” diyor. Kalabalıklarda kaybolmaktansa, İstanbul Hatırası yazan arka fonun önünde seyyar fotoğrafçılık yaparak kalender bir hayat sürüyor.




Haşmet’in en güzel yönü de hayattan keyif alması ve duygularını yaşaması; ama sonuna kadar yaşamak sakınmadan, gizlemeden... Hele ki sevdaya geldiğinde, çocuklaşarak, gülümseyerek, hüzünlenerek, ağlayarak…


Ayşe ise ailesinin yanından kaçarak İstanbul’a gelmiş, artist olma hayali kuran genç bir kız. Aklı bir karış havada… Fotoğraf çektirmek için meydana iniyor, Haşmet ile ilk karşılaşmaları da bu oluyor. Arada geçen diyaloglar, Sabri Alışık’ın yaşatan oyunculuğu ile Ayla Algan’ın yetenekli ve zarif gençliği, filme vazgeçilmez bir tat bırakıyor.




Haşmet’in temiz aşkı, Ayşe’nin gençliği, aşkına rağmen hayallerinden vazgeçemeyişi, Haşmet’in her şeye rağmen aşkının peşinden gidişi, dört arkadaşın orada olma isteği yaratan rakı masası sohbetleri, eski Türk müziğinin ahengi, henüz binaların yükselmediği siyah beyaz İstanbul manzarası…




Ön planda bir aşk hikâyesi anlatsa da değindiğim gibi bir kara komedi “Ah Güzel İstanbul”. Çağdaşlığı yanlış anlayarak modernleşmek adına kendi kültüründen vazgeçmeye hazır topluma ışık tutmak isteniyor ve bunu da Türk müziğindeki yavaş yavaş görülmeye başlayan yozlaşmayla anlatmaya çalışıyor. “Kimsenin kabiliyete, tecrübeye, bilgiye metelik verdiği yok.” diyen arkadaşını, “Senin dediğin milli hastalığımız, her şeyin kolayına kaçmak.” diyerek yanıtlıyor Haşmet.




“Ah ihtiyar medeniyet, çocuklarına sağlam ve yepyeni bir dünya kurmaktan bunca aciz misin? Bizi yabancı diyarlardan getirttiğin süslü yalanlarla mı besleyeceksin?” 





Filmde en hoşuma giden şeylerden birisi de Haşmet’in fotoğraf çekerken söylediği anlık tekerlemelerle fotoğraf süresini ayarlayışı… Ayşe’nin fotoğrafını çekerken de aynı şeyi yapıyor. 

“Al artist hanımın resmini kutuya
Aman düşmesin kirli suya
Karanlıktan çıkıp fotoğraf haline gelsin 
İnşallah ötekilere benzemesin.” 




Haşmet ve çevresindeki insanlar bir zamanlar yaşamış mıydı? Yoksa bir hayal ürünü mü? Anne babalarımızın anlattığı anılarda kalmış insanlar ve insanların saf duyguları gerçek mi? Zaman gerçekten bizden bu kadar çok şeyi alıp götürdü mü? Özellikle de kimliğimizi… Belki de tamamen alıp götüremediği için hâlâ arayış halindeyiz. Belki de bu yüzden, eski yıllara duyduğumuz istemsiz özlemimiz. “Ah Güzel İstanbul”u izlerken hayallerinize ve özlemlerinize sarılmayı unutmayın.




Ah Güzel İstanbul (1966)
Yapım Yılı : 1966
Yönetmen : Atıf Yılmaz
Senaryo : Sefa Önel – Ayşe Şasa
Yapımcı : Sadri Alışık – Ayla Algan
Tür : Dram - Komedi
Süre : 97 dk


Ezgi Bağcı

01.04.2018


Yorumlar

Yorum Yap

500