Geçirgen/Sızdıran Bağırsak Sendromu ve Beslenme

01 Mart 2021
Ezgi Bayram

1989 yılında Gaziantep’ te dünyaya geldi. Biyokimya Lisans ve yüksek lisans eğitimini Ege Üniversitesi’nde tamamladı. Diyetisyenlik eğitimini Yakın Doğu Üniversitesinde birincilik ile bitirdi. Ege Üniversitesi’ de doktora eğitimine devam etmekte olup Nutribiom ve Havucapp bünyesinde fonksiyonel beslenme diyetisyeni olarak çalışmaktadır. Biyokimyadan aldığı metabolizma eğitiminin kuvvetli alt yapısı ile insan sağlığının vazgeçilmezi olan beslenme bilimini harmanlayarak beslenmenin sağlık üzerindeki gücüne tanıklık ettiği diyetisyenlik mesleğini pandemi sürecinde online platformda sürdürmektedir. 

Biyokimyager Diyetisyen Ezgi Bayram
Karşıyaka/İZMİR
Instagram: @biyokimyagerdiyetisyen , Gmail: dytezgibayram@gmail.com

Geçirgen/Sızdıran Bağırsak Sendromu ve Beslenme

  • 01 Mart 2021
  • 323 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Binlerce yıl önce “Besinler ilacınız, ilacınız besinler olsun” diyen Hipokrat, besinlerin sağlığımız üzerindeki gücünü ne kadar güzel özetlemiş! Yediğimiz her lokma, vücudumuza sunduğumuz yaşam ortamının belirleyicisidir.

Sadece midemizi doldurmak veya psikolojik tatminimizi gidermek amacıyla tükettiğimiz “zararlı ve toksik yüklü” besinlerin vücudumuzda neleri tetikleyebileceğini hiç düşündünüz mü? Veya tam tersini; doğru beslenme ile besinlerin içeriğindeki fonksiyonel molekülleri vücudumuza sunduğumuzda oluşturduğumuz sağlıklı yaşam ortamının gücünü?

Akut ve kronik hastalıklara karşı en önemli kalkanımız, güçlü bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi hücrelerimizin yaklaşık %70’i bağırsaklarımızda bulunmaktadır. Sindirim sistemimiz ve bağışıklığımız üzerinde bu kadar etkili olan bağırsaklarımızın sağlığı yediklerimize, içtiklerimize, vücudumuza aldığımız toksik yüke ve günlük hayattaki stresi ne kadar kontrol edebildiğimize bağlı olarak değişkenlik gösterir.

İnce bağırsaklar sahip olduğumuz en uzun organdır. İnsan boyunun 3-4 katına çıkabilen uzunluğunun yanı sıra “villus” denilen parmaksı uzantılar ile özelleşmiş geniş bir emilim yüzey alanına sahiptirler. Bağırsak hücrelerimiz sıkı bağlantılar ile bariyer görevi görürken aynı zamanda besin ögelerinin emiliminde hayati role sahiptir. Mikro ve makro besin ögelerinin emilimi ve parçalanması için gerekli enzim yapılarını parmaksı uzantıların üzerinde barındırırlar. Bu parmaksı yapılar ile bağırsaktan besin ögelerinin emiliminin gerçekleştiği yüzey alanı kapladığı alanın çok daha üzerine çıkar. Böylece emilim için daha geniş bir yüzey oluşturulmuş olur. Sağlıklı bir bağırsaktan besinlerin sindirim emilimi sorunsuz gerçekleşeceğinden pek çok hastalığa davetiye çıkaran besin ögesi eksikliklerinin de önüne geçilebilir. Sağlıksız besin tercihleri, kimyasallara maruziyet, iyi sindirilememiş besinler, stresle başa çıkamama (kronik stres), ilaçlar ve toksinler bağırsağın yapısında bozulmalara sebep olabilir. Bozulan bağırsak yapısında parmaksı uzantılar düzleşerek sindirim alanı daralır ve hücreler arasındaki sıkı bağlantılar bozulur. Bağırsak bariyer görevini yerine getirememeye başlar. Hücrelerin arasından geçmemesi gereken büyük moleküller geçerek bağışıklık sistemini harekete geçirir. Vücut sürekli bir savunma hâlinde yorgun ve enerjisiz kalarak kendini korumaya çalışken kronik bir inflamasyon hâli gelişir. Bu durum çoğu zaman bağırsakla ilişkilendiremediğimiz hastalıklarla kendini belli eder.

Bariyer bozuldukça, bağırsak bütünlüğü zarar gördükçe hastalıklar çeşitlenir, şiddetlenir ve hayat kalitemiz gittikçe düşer. Besin alerjileri, bağışıklık sistemi ile ilişkili hastalıklar, vitamin ve mineral eksiklikleri, cilt problemleri (dermatit, döküntü, sedef hastalığı…), kronik yorgunluk, fibromiyalji, irritabl bağırsak sendromu ve mutsuzluk hâli gibi pek çok belirtiyle kendini gösterebilir. Yemeklerden sonra oluşan şişkinlik, ishal, kabızlık gibi durumlar tüm bu hastalıkların eşlikçisi olabilir. Harmanlanarak koca bir kar topu gibi büyüyen bu hastalık silsilesinde bağırsak geçirgenliği artmaya devam eder. Kişiler çoğu zaman beslenmekten kaçar bir hâle gelecek kadar rahatsızlık ve acı verici semptomlarla yüz yüze gelebilirler.

Sağlıklı beslenme rutinimizde bulunmasını istediğimiz birçok besin, geçirgen bağırsakta inflamasyonu harekete geçiren alev topu gibidir. Köz hâlinde yanıp duran ve sistemin enerjisini gereksiz yere harcayan kronik inflamasyon, sinsice birçok kronik hastalığa zemin oluştururken, yanlış besin tercihlerinin devam etmesi ile alevlenerek bir yangına dönüşebilir. Bugün ilaçla tedavi etmeye çalışırken altta yatan temel sebepleri çoğu zaman göz ardı ettiğimiz irritabl bağırsak sendromu, kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet, insülin direnci, PCOS, parkinson, multiple skleroz, ankilozan spondilit, otoimmun tiroid ve pek çok otoimmün temelli hastalıkların beslenmeyle ilişkisi kurulmalı ve otoimmün beslenme protokolü tedavi yaklaşımının ayrılmaz bir parçası olmalı.

Sızdıran bağırsağı toparlamak bütüncül bir bakış açısıyla mümkündür. Ağzımızdan anüse kadar besinlerin yolculuğu, ağız floramızın sağlığından, mide asit yeterliliğine; bağırsak mukoza bütünlüğüne ve kalın bağırsaklarımızda bulunan yararlı ve zararlı mikroorganizmaların (probiyotikler ve patojenlerin) dengesine kadar geniş bir alanın onarımında etkindir. Değişen besin ve beslenme tercihleri yanında hayat tarzı ve davranış değişikliğinin oluşturulması inflamasyonla mücadelede kilit rol oynar. Bağırsak hücrelerinin tekrar sağlıklı bir hâl alması, sıkı bağlantıların kurulması ile inflamasyon ve buna bağlı gelişen hastalıklarda iyileşme görülebilir.

Eliminasyon diyeti ile bağırsak modülasyonu hedeflenir. 21-42 gün aralığında uygulanan eliminasyon diyetinde gluten, kazein, lektin, yüksek şeker içeren besinler, laktoz ve alkol içeren besinler diyetten uzaklaştırılırken bağırsak dokusunun yenilenmesinde öncü protein yapı taşı içeriğine sahip kemik suları önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte; fermente besinler, gerekli probiyotik destek, vitamin ve mineral takviyelerini içeren beslenme protokolü oluşturularak mide asiditesinin yerine konması ve geçirgen bağırsağın onarımı hedef alınır. Eksik kalan besin ögelerinin yerine konulması için besin takviyelerinin yanı sıra antioksidan sebze ve meyvelerin gücünden, prebiyotik besinlerden, doğal fermente gıdalardan gücünü alan otoimmün beslenme protokolü ile kişi optimum sağlıklı hâle ulaşabilir ve yaşam kalitesini arttırabilir. Eliminasyon diyeti yavaş yavaş vücuda özellikle bağırsağa elimine edilen besinlerin tanıtılarak kişideki semptomların izlenmesiyle açılır. Elimine edilen besinler semptomlar takip edilerek diyete dahil edilir. Semptomları arttıran besinler -tamamen kişiye özgü olarak- diyetten kalıcı olarak uzaklaştırılabilir.

Atalarımızdan bize miras kalan genlerin, hastalık olarak karşımıza çıkıyor olması kader değil, bizim yanlış yaşam tarzımızın göstergesidir. Anti-inflamatuar ve antioksidan zengini sebze ve meyvelerle beslenmek, aile mirası hastalıkların farkında olup beslenme rutinimizi şekillendirmek, mümkün olduğunca yerel ve organik ürünlere yönelmek, işlenmiş ürünler ve rengârenk paketlerle ilgimizi çekmeye çalışan abur cubur alışkanlıklarından uzaklaşmak iyi sağlık hâlinin beslenme ayağının önemli bir parçasıdır. Evde kaldığımız bu günlerde olabildiğince aktif kalmak ve egzersiz yapmak sadece kilo kontrolü için değil, inflamasyonun vücuttan uzaklaştırılması ve hücrelerimizin enerji kaynağı mitokondrilerimizin varlığı için elzemdir. Tüm bu süreçte danışanın diyetisyeni ve hekimi ile iş birliği içinde olması, semptomların yakından takip edilmesi büyük önem taşır. Soframızda gök kuşağının rengini görerek, mevsimine uygun, yerel seçimler ve hastalığımıza özgü beslenme eğitimi ile besinler ilacımız olabilir. Besinlerin içinde bulunan çok çeşitli moleküllerin sağlık üzerinde yarattığı bu fonksiyonel gücü kullanabilmeniz dileğiyle.


Yorumlar

Yorum Yap

500