Tanzer Kantık: “İzmir, Bisiklette İlklerin Kenti”

 |  || Tanzer Kantık: “İzmir, Bisiklette İlklerin Kenti”
1 Ocak 2020

Tanzer Kantık: “İzmir, Bisiklette İlklerin Kenti”

  • 1 Ocak 2020
  • 866 Görüntülenme
  • 0 YORUM

İZMİR VE BİSİKLET

Tanzer Kantık:İzmir, Bisiklette İlklerin Kenti”

Bisikletli Ulaşım Derneği Başkanı olan Tanzer Kantık ile İzmir’de bisiklet kullanımı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Bisiklet ulaşımının geliştirilmesi, sürdürülebilir yaşamın yaygınlaşması, kent, yaya ve çevre üzerine yazılar da yazan Kantık, geçtiğimiz günlerde İzmir’de düzenlenen CHP’li belediye başkanları çalıştayında bisiklet üzerine sunum gerçekleştirdi. Sunumla alakalı konuşan Kantık “Yöneticiler bu sunumla birlikte bisiklet, ulaşım, çevre gibi konularda sivil alanda çalışma yapan insanların varlığından haberdar oldu” dedi.

İZMİR VE BİSİKLET İLİŞKİSİ ÇOK ESKİYE DAYANIYOR”

İzmir ve bisiklet desek, neler söylemek istersiniz?

Tarihsel açıdan baktığımız zaman İzmir ve bisiklet ilişkisi çok eski zamanlara dayanıyor. İzmir'de ilk bisiklet 1885 yılında görülüyor. 15 Mayıs 1895 tarihinde Bornova (Bounarbat)’da Türkiye'nin ilk bisiklet yarışının yapıldığını biliyoruz. Bu yarışı organize edenler ilk şehirlerarası bisiklet yarışını da 1897'de yapıyorlar.

Bisiklet ile özdeşleşmiş tarihi kişilikler de mevcut İzmir’de. Örneğin Pierre Murat. Pierre Murat 1948'de İzmirli Kopri ailesine damat olarak katılmış, renkli bir kişilik. O yılların şenliklerinin aranılan simalarından birisi olarak anılmış bazı kaynaklarda. 1938 yılında bir yol yarış bisikleti ile çekilmiş bir fotoğrafı var. Anılarında bisikleti haftada 25 Penny biriktirerek aldığını yazmış. Toplamda 40 Lira.

1946 yılında ise Vahap Özaltay tarafından Altay Bisiklet Takımı kuruluyor.

İzmir’de bisiklet ticaretinin öncüleri Levanten ailelerdir. İlk bisiklet ve motosiklet ticaretini, bakım ve tamir hizmetini yapanlar da yine onlar. Kontente ailesi bunlardan biridir örneğin.

Sonrasında 1956 yılında Makedonya’dan göçen ailelerin yerleştiği Çamdibi Bölgesi, bisiklet kültürünün yeşerdiği bir başka bölge. Geldikleri yerdeki sosyalist sistemin önemli bir parçası olan bisikleti ve gündelik yaşamda bir ulaşım aracı olarak kullanma kültürünü İzmir’e de taşımışlar. Bugün hâlâ Çamdibi’nde kahvehanelerin önünde ve yollarında bolca bisiklet görürsünüz.

İzmir’in tarihi ile ilgili kitaplarda daha birçok bilgiye rastlamak mümkün bisiklet hakkında. Özellikle İzmir’de geçen biyografilerde rastlayabiliyoruz. Karşıyaka ve Bostanlı’da geçen hikâyelerde de bolca bisiklet var.

Günümüze yakın tarihlere baktığımızda ise Türkiye’deki ilk akşam bisiklet turu yapan grup yine İzmir’den çıkıyor. 2007 yılının kasım ayında Muhlis Dilmaç ile iki arkadaşı tarafından kurulan ve perşembe geceleri yapılan bisiklet turu, ilk tur ilanının sonrasında daha kalabalık hale dönüşerek şehirlere yayılmış olan “Perşembe Akşamı Bisikletçileri”nin kurulduğu zamandır denilebilir. Sonrasında 2009 yılında Ankara ve ilerleyen yıllarda diğer illerde farklı günler ve isimlerde bisiklet grupları kuruluyor.

Bu açıdan baktığımızda İzmir’de bisikletin ilkleri yaşanmıştır diyebiliriz. İzmir ve bisiklet dediğimizde bunları bilmek ve anlatmak gerektiğini düşünürüm.

Ege Life | Tanzer Kantık: “İzmir, Bisiklette İlklerin Kenti”

EYLEMSEL SÜRÜŞ ÖNCÜSÜ İZMİR”

İzmir’in Türkiye’de bisiklet kullanımına öncülük ettiğini söyleyebilir miyiz?

Kullanıma öncülük ettiğine dair kesin bir şey söylemek mümkün değil. Çünkü Türkiye’de bisiklet kullanımının İzmir kadar eskiye dayandığı yerler var. Tabii öncüler yine Levanten aileler. Örneğin İstanbul’da bisiklet yarışı İzmir’den birkaç yıl sonra yapılıyor ancak yayılması daha kısa sürede oluyor. Büyük kulüplerimizin de bazılarının bisiklet takımı olduğunu biliyoruz. İlk bisiklet takımını 1912’de Fenerbahçe kuruyor. 1928 Amsterdam Olimpiyatları’nda Türkiye adına yarışan Cavit ve Galip Cav kardeşler Fenerbahçe’nin sporcusu aynı zamanda. Galatasaray’ın bisiklet takımı var ve Ali Sami Yen Stadı’nın tribünlerinin alt kısmında atletizm pisti etrafında bir velodrom pisti de mevcut. Yani stat aynı zamanda velodrom olarak kullanılıyor. Fakat spor kültürünün futbola yenilmesinin götürüsü olarak bu kısmın yıkılıp daha fazla seyirci için koltuklu tribün hâline getiriliyor. 1960’da bisiklet şubesi kapatılıyor.

Muğla, Konya ve Bursa gibi şehirlerde de geçmişten bugüne bisiklet ile ilgili ilkler var. Konya Stadı’nın da velodrom olarak kullanıldığı günleri hatırlıyorum ben. Aynı zamanda bu illerde bisiklet kültürüne dair tarihsel kişiliklere de rastlamak mümkün. O sebeple bir öncülük, liderlik sıfatını İzmir için söyleyemeyiz ama bazı ilkleri barındırdığını söyleyebiliriz.

Fakat başka bir kulvarda yani eylemsellik kulvarında öncülük iddiası ortaya konulabilir İzmir için. Bugün baktığımızda örneğin her ayın son cuma günü tüm dünyada 300’den fazla şehirde yapılan Critical Mass sürüşü İzmir’de de yapılmaktadır. 2010 yılından beridir kesintisiz olarak, her ayın son cuması Türkiye’de yapılan en eski ve istikrarlı Critical Mass sürüşü İzmir’dedir. 10 yıldır yapılmaktadır. Bu anlamda Türkiye’de başka bir şehirde kesintisiz ve bu kadar eskiye dayanan geleneksel bir sürüş bulunmuyor. Bisiklet eylemliliği ve eylemsel sürüş açısından şu anda öncü denilebilir İzmir için.

Ege Life | Tanzer Kantık: “İzmir, Bisiklette İlklerin Kenti”

EUROVELO, TURİZM VE İZMİR’İN TANITIMI İÇİN BİR FIRSAT”

Geçtiğimiz günlerde İzmir Avrupa bisiklet rotasına dâhil edildi. Sizce bu İzmir’e neler katacak?

Evet, 2013 yılından beridir sürdürülen bir çalışmanın neticesi olarak İzmir Avrupa Bisiklet Ağları yani Euovelo’nun 8 nolu rotasına eklendi. Dikili-Bergama'dan başlayan rota, İzmir içinden geçip Çeşme yarımdasına da uğrayıp Efes’te son buluyor. Bu rotanın en batı ucu İspanya Cadiz’den başlıyor. Akdeniz kıyısı boyunca ilerleyen rota Atina’da bitiyordu. Şimdi Atina’dan sonrasına İzmir eklenmiş oldu. Örneğin Aydın, Denizli ve Muğla Belediyeleri bir çalışma yapabilir ve bu rota Bodrum yarımadasına kadar uzatılabilir. Hatta Antalya, Adana ve Mersin de dâhil edilirse rota Doğu Akdeniz’e kadar uzanabilir.

Eurovelo önemli potansiyeli olan bir bisikletli turist rotaları demeti diyebiliriz. Avrupa kıtasında farklı 12 farklı rota bulunmakta. Bugüne kadar 44.000 km’lik bölümü tamamlanmış olan rotaların planlanan toplam uzunluğu 60.000 kilometredir. Hem turizm gelir potansiyeli hem de İzmir’in tanıtımı için önemli fırsatlar içeriyor tabii ki.

Fakat bu potansiyelden yararlanabilmek için şehrin bisikletli ulaşım altyapısındaki eksikliklerini gidermek gerekiyor. Örneğin kilometrelerce öteden yüklü bisikleti ile İzmir’e gelen bir turist bugün hiçbir metro istasyonuna inemez ve çıkamaz. Çok büyük zorluk yaşar. Çok kolay giderilebilecek birçok eksikliğimiz var bu anlamda. Yıllardır bisikletliler tarafından dile getirildiği hâlde çözülemeyen değil çözülmeyen sorunlarımız var. Umarız ki Eurovelo hatırına giderilir bu eksiklikler. İzmir’e yıllardır kendi rota araştırması ve çalışması ile yola çıkmış birçok bisikletli turist geliyor. Bu kişilerin rehberlik, konaklama vb. ihtiyaçlarını hep bisikletseverler imece yöntemi ile karşılıyor. Gelen turist bisikletseverler, gönüllü ve evi müsait olan arkadaşlarımızın evlerinde kalıyor. Ben de birkaç arkadaşı o şekilde evimde ağırladım.

Ege Life | Tanzer Kantık: “İzmir, Bisiklette İlklerin Kenti”

ÇÖZÜM; YAYGIN, KONFORLU VE HERKES İÇİN ULAŞIM”

Sizce İzmir’de trafiğin tek çözümü bisiklet kullanımının yaygınlaşması mı?

Öncelikle soruyu düzeltmek lazım. Sorunumuz trafik değil, ulaşım. Çünkü trafik ve ulaşım aynı şeyler değil. Türkiye’de genelde şu hata yapılır. Ulaşıma çözüm aranırken mesele trafik sıkışıklığı etrafında döner durur. Bu aslında otomobil merkezli bakışın bir getirisi. Ulaşım insanların bir yerden bir yere hareketi iken trafik, otomobillerin bir yerden bir yere hareket ederken oluşturduğu akışın adıdır. Farklı şeyler yani.

Soruya dönersek... Elbette tek çözüm bisiklet değil. Çözüm; yaygın, konforlu ve herkes için ulaşılabilir yaya, bisikletli ve toplum ulaşım altyapısıdır. Bir şehirde rahatça bir yerden bir yere en az engelle karşılaşarak yürüyebiliyorsak bisiklete binebiliyorsak ya da toplu ulaşım ile hızlı ve konforlu gidebiliyorsak o şehirde ulaşım sorunu yoktur. Bu aynı zamanda, o şehirde otomobillerin hareket alanının da kısıtlı ve limitli olduğu anlamına gelir. Bir şehirde ulaşımı ancak otomobillerin hareket alanlarını kısıtlayarak, hızlarını düşürerek ve diğer ulaşım biçimlerine daha çok alan açarak çözebilirsiniz. Çünkü otomobillerin alanını daraltmazsanız kimse yürümeyi, bisiklete binmeyi ve toplu ulaşımı alternatif olarak değerlendirmeyecektir.

Türkiye’de bisiklet yeterince anlaşıldı mı sizce?

Bisiklet çok eskilerden beridir hemen hemen herkesin hayatına değmiş bir araçtır. Ancak bu aracın ulaşım amaçlı kullanımı son on yılda gündeme geldi diyebiliriz. Bunda şehirlerin hızla büyümesi ve nüfus artışı ile ortaya çıkan ulaşım sorunu önemli bir faktör. Böyle olunca Batı’da olduğu gibi insanlar bisikletin de bir ulaşım aracı olarak kullanılabileceğini gündeme getirdiler. Fakat insanlarda gelişen bu bilinç aynı şekilde altyapı yatırımı olarak şehirlere yansımadı. Bu sebeple ulaşımdaki diğer aktörlerin bisikletin de bir ulaşım aracı olarak kullanılabileceğine dair farkındalığı biraz geriden geliyor diyebiliriz. İnsanlar kullanmak istiyor ancak aynı oranda altyapı yatırımı yok.

Burada yerel yönetimler tarafında yapılan temel bir yanlış var. Temel yanlış sokaklardaki bisikletli sayısına bakarak bisikletli ulaşım altyapısının gerekliliğine dair karar vermek. Oysa yapılan araştırmalarda sorulan “Güvenli bisiklet yolları olsa ulaşımda bisikleti kullanır mıydınız?” sorusuna yüksek oranda “Evet” yanıtı çıkmakta. Bu şunu gösteriyor. Altyapıda iyileşmeler sağlansa daha çok insan bisikleti tercih edecek. Bunu ifade eden bir özdeyiş bile oluşmuştur Avrupa’da. “If you built it, they will come.” derler yani “Eğer yaparsan onlar gelecekler.” O sebeple hem bisikletin bir ulaşım aracı olarak algılanması hem de bunun için gerekli altyapı çalışmalarının yeterli düzeye gelmesi için hep birlikte yılmadan çalışmaya ihtiyacımız var.

Fotoğraf: Deyiş Yıldıran

  • Süleyman GÜLEN

Yorumlar

Yorum Yap

500