KIBRIS MUHARİP GAZİSİ ŞÜKRÜ KARACA: “Darmadağın Bir Vaziyetti”

 |  || KIBRIS MUHARİP GAZİSİ ŞÜKRÜ KARACA: “Darmadağın Bir Vaziyetti”
1 Eylül 2020

KIBRIS MUHARİP GAZİSİ ŞÜKRÜ KARACA: “Darmadağın Bir Vaziyetti”

  • 1 Eylül 2020
  • 544 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj: Süleyman Gülen

 

Kıbrıs Muharip Gazisi Şükrü Karaca ile Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 46. yıl dönümüne özel güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Karaca, savaş günlerini anlatırken resmen o anları yaşadı ve çok zor zamanlarından bahsetti. Günlerce susuz kaldıklarından bahseden Kıbrıs Gazisi en çok da savaş sonrası toplum tarafından maruz kaldığı kimi davranışlar yüzünden üzüntüsünü belirtti.

 

Efendim, Kıbrıs Çıkartması sizin için nasıl başladı biraz bahsedebilir misiniz?

Gerekli donanımız olmadığı için 10 yıl gecikmiş bir harekâttır bu. 1974 yılına gelinceye kadar devletimiz hazırlık yaptı: Kıbrıs’a neşter vuracaktı. Trabzon’da askerlik yaparken böyle bir harekâtın olacağını tahmin etmiştim. Aramızdan 33 tane askeri İskenderun’da beklemek üzere harekâta dâhil olmak üzere gönderdiler. Otobüslerle 15 Temmuzda gönderdiler bizi. Mersin’e gelinceye kadar gördüğüm manzara şu: Hangi sivil olursa olsun elini kaldırıp ‘Beni de götürün!’ diye bağırıyor. Kimisi dua ediyor, kimisi evinden dolma tüfeği almış ben de gideceğim diye arkamızdan koşuyor. Onlar da bir şeyler tahmin ediyorlar. Ortada net bir şey olmamakla birlikte parçalar var ve görebilen insanlar bunu görüyordu. Milli birlik ve fedakârlık gördük. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Mecbur kalınmadıkça savaş bir cinayettir” sözünün ne kadar doğru olduğunu söylemek istiyorum. Savaş sadece asker arasında olmaz. Siviller de çok büyük zarar görür. Allah savaş yaşatmasın.

 

Ege Life | KIBRIS MUHARİP GAZİSİ ŞÜKRÜ KARACA: “Darmadağın Bir Vaziyetti”

 

AMANSIZ BİR YÜRÜYÜŞ

 

Adana’ya gelince rotamızı çevirdiler ve Mersin’e gitmemizi istediler. Alata Ormanları’na vardık bir gördük ki dağlar taşlar asker dolu. Askerler orada 1 haftadır kamp kurmuş emir bekliyor. Daha terimiz kurumadan bize dediler ki haydi bakalım gemiye. Bizi askeri araçla alarak limandaki devasa gemiye götürdüler. Saatler sonra hareket ettik. Kıbrıs’a yaklaştığımız zaman bombaların seslerini duymaya başladık. Kıbrıs’a yaklaştıkça gemi daha ileri gidemeyeceğini söyledi. Güvenlikten dolayı yerinde de duramıyor. Bu arada gemi komutanı çıkartma gemilerini çağırdı sağ ve sol taraflara gemiler yanaştı. Sonra bindik ve kıyıya yaklaşır yaklaşmaz liman olmadığı için suya atlamamız emredildi. Sonra atladık… Gırtlağımıza kadar su, belirlenen tepe noktasına doğru amansız şekilde gidiyoruz. Bir taraftan korkuyorsunuz neler olacağını bilmeden gidiyorsunuz. Düşmana bir kurşun sıkmadan ölüp gitmekten korkuyorsunuz. Savaş alanında düşman makineli tüfekle sıkıyor ve o tüfeğin üzerine süngüyle koşan asker de gördüm. İnanılmaz manzaralar vardı. Allah savaşı kimseye yaşatmasın. Birinci hedef ile ikinci hedef arasında baya kayıp verdik. Çünkü hedef neresi seçemiyorsunuz. Darmadağın olmuş bir vaziyetteyiz. Sonunda ikinci ve üçüncü hedefteki askerlerimizin yanına Beşparmak Dağ eteklerine gelmeye başladık. Birinci harekât bu şekilde gerçekleşti.

 

Ege Life | KIBRIS MUHARİP GAZİSİ ŞÜKRÜ KARACA: “Darmadağın Bir Vaziyetti”

 

Çıktıktan sonra ne oldu?

Çıktıktan sonra çatışmaya ve oraya yerleşmeye başladık. Sevdiğiniz herkes gözününüz önüne geliyor. Hayatınız gerçekten de film şeridi gibi önünüzden akıyor. Öyle anlar geliyor ki hemen yanınızdaki arkadaşınız yaralanıyor. Aynı şey sizin başınıza da gelebilirdi. Onunla ilgilenmeniz gerekiyor. Herkesin bir vazifesi var, onu aksatamazsınız.

 

“16 AY KALDIM”

 

Birinci harekât esnasında biz genellikle bölüğümüzden ayrı yaşadık. Mecbur kaldık. 20 Temmuzdan 13 Ağustosa kadar birliğimizden ayrıydık daha sonra intikal ettik. Cenevre’de bir netice alamayınca 14 Ağustosta da ikinci harekât başladı. İkinci harekât esnasında Lefkoşa yakınlarındaydık. İlk girişi Girne’den yapmıştık. Çok zordu. Birliğimde 8 arkadaşım şehit oldu. Bunlardan bir tanesi zırhlı araç içerisinde yanarak can verdi. Açlık bir taraftan, susuzluk bir taraftan, sevdiklerinden haber alamamak bir taraftan, güneşin sıcaklığı da bir taraftan. Çıplak ve güneşten yanan tepeler üzerinde susuz ve aç kalmak…

 

“GÜNLERCE AÇ VE SUSUZ KALDIK”

 

İhtiyaçlarınız nasıl giderildi?

Bazen yemeğimizin gelmediği anlar oldu. Suyumuzun gelmediği günler oldu. İhtimal dâhilinde belki bir yerden su bulurdunuz. Askerlere kuyulardan su doldurmak yasaktı. Olur da zehirlenirler diye. Sonuçta düşmana zayiat sadece kurşunla verilmez. Yarım matara suyu üç askere bir gün idare etme emri verildi. Yollar da kapatılmış. Asker aç ve susuz yaşayabilir ancak mermisiz yaşayamaz. Teçhizatsız yaşayamaz. Bir taraftan da çatışıyoruz. Ben o taraflara pek girmek istemem. Bazı arkadaşlardan duyuyorum şöyle öldürdük, böyle kestik diye. Bugün bile hâlâ milletler arası mahkemeler devam ediyor. Onlar demez mi bakın sizin insanınız bile itiraf ediyor diye. Ben böyle bir şey konuşmam. Durup dururken bir çuval inciri berbat edersiniz. Hem bizden hem karşı taraftan birçok kayıp oldu. Savaş böyle bir şey: ya öleceksin, ya öldüreceksin.

 

Ege Life | KIBRIS MUHARİP GAZİSİ ŞÜKRÜ KARACA: “Darmadağın Bir Vaziyetti”

 

Sürecin bittiğini size nasıl haber verdiler?

Bize arada haberler geliyordu. Muharebe 16 Ağustosta tamamlanmış oldu. Cenevre’de ateşkes ilan ediliyor. Bu sadece aman ateş etmeyin demek değildir. Bir taraftan eksiklerinizi gidereceksiniz. Yaralınız varsa sahanıza çekeceksiniz. Ateşkesin anlamı budur. Bir yandan da Rumlar ve Yunanlar size ateş etmeden etmeyiniz emri verildi bize. Bu emri ihlal etme mecburiyetinde kaldık. Karşıdan size ateş ediyor. Aman dur etme diyemezsiniz. Mecbursun sen de sıkacaksın.

 

Ege Life | KIBRIS MUHARİP GAZİSİ ŞÜKRÜ KARACA: “Darmadağın Bir Vaziyetti”

 

Yurda döndüğünüzde nasıl bir hava vardı?

Ben yurda izinli geldim. Yaralandım hastanede yattım. 1 Ocak 1975 günü mükâfat iznine geldim 10 gün. Bu süre zarfında gerek yakınlarım gerek vatandaşlarımız tarafından çok ilgi ve alaka gördüm. Saygı ve muhabbet gördüm. Benim için toplam 8 tane kurban adamışlar. Şükürler olsun bugün yaşıyorum. Hamdolsun. Daha sonra geri döndüm. Savaş dönemi düşmanın cephe gerisinde propagandası da vardır. Mesela bunlardan biri Türk askerini Rum ya da Yunanlar öldürmemiş de Rumlar o dağlara zehirli yılanlar bırakmış. Askerimizi yılanlar öldürmüş. Türkiye’de bunun propagandasını yapmışlar. Bir de bu yılan ve akrepleri Rumların yetiştirdiği dedikoduları vardı. Bunları sevenlerimiz duysa uyku uyuyamaz benim evladımı yılan sokacak korkusundan. Düşman öldürecek korkusu da değil. Bana döndüğümde ilk sordukları da bu tip sorulardı: Zehirli yılan var mıydı? Akrepler soktu mu? Kıbrıs’ı neden almadan geldiniz, yarım bıraktınız diyenler de oldu. Haklılar. Ancak bazen yapmak istediğinin önüne siyaset de geçiyor. Gerek iç, gerek de dış siyaset. Merhum Başbakan Bülent Ecevit bile o zaman demişti. Biz Kıbrıs’a barış için gittik diye. Şimdi sen barış deyip bir yandan da savaşı devam ettiremezsin. Birleşmiş Milletler ateşkes isterken savaşa devam ederseniz sizin çıkış gayeniz değişmiş olur. Süngüyü bazen siyaset kelepçeliyor.

 

“SİZ BANDOCU MUSUNUZ DİYEN VAR”

 

Gazi olduktan sonra toplum ve devlet nezdinde gerekli alakayı gördünüz mü?

Öncelikle şunu iyi ayırt etmek gerekiyor. Şimdi birisi savaşa girdiyse muharip gazidir. Bir uzvunu kaybetmişse malul gazidir. Bunlar savaşan gazidir. Ben muharip gaziyim. Bugün çatıdan bir kiremit düşüyor gazi oluyorsunuz. Sokakta köpek bacağınızdan ısırıyor gazi oluyorsunuz. Belediyenin açık bıraktığı rögar kapağından düşüp şehit oluyorsunuz. Böyle bir gazi ve şehitlik bollaştı. Oysa bizim dini ve milli kültürümüze göre cephede düşmanla savaşan Türk askerine gazi derler. Savaşırken ölürseniz şehitsiniz. Öbür taraftan vazifesi başında kurşunlanan öğretmenlerimiz de var. Bunlar vazife şehididir. Bunları ayırmamız lazım. Topyekûn şehit derseniz hepsine aynı muameleyi yapmanız icap ediyor. Mesela son zamanlarda medyada sürekli zikredilen 15 Temmuz gazi ve şehitleri var. Bu memleketin başka gazi ve şehitleri yok mu? Bu adaletsizliktir. Cumhuriyeti ele alırsanız İstiklal Harbi Gazileri, Kore Harbi Gazileri ve Kıbrıs Barış Harekâtı Gazileri vardır. Bunlar muharip gazidir. Güneydoğudakiler ise vazife gazileridir. Milletimiz gaziyi tanımıyor. Resmi bir yere gidiyorum burada Devlet Demir Yolları çalışanı giremez diyorlar. Efendim siz bandocu musunuz diyen var. Göğsümdeki madalyaları göstererek bunlar nedir diyorlar. Kabahat kimde? Evvela bizde. Biz, gazinin ne olduğunu anlatamadık. Milli Mücadele’yi unuttuk. Tabii bunların yanında güzel hadiselerle de karşılaştım. Tüm şehitlerimize rahmet, gazilerimize ise sağlık sıhhat diliyorum. Evet, farklı düşünebiliriz ancak hoşgörü ile birbirimizi kucaklamalıyız.

 

 

  • Süleyman GÜLEN

Yorumlar

Yorum Yap

500