Sisler Bulvarı

1 Ocak 1970

Sisler Bulvarı

  • 1 Ocak 1970
  • 505 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Sisler Bulvarı

Bu ay içinde sisli bulvarlarda dolaştık durduk. Fotoğraf açısından oldukça güzel karelere imza attık. İki gün boyunca üzerimizden kalkmayan sise bir de yoksulluktan dökülen köyler eklenince haliyle biraz keyfimiz kaçtı. Ancak Suuçtu Şelalesi’ne ulaşınca tüm yorgunluklar ve tüm hüzünler bir anda üzerimizden kalkıp gitti…

Sisli bulvarlarda dolaştığımız, gezimizin ikinci günü Suuçtu Şelalesi’ne ulaştığımız pazar günü öğleden sonra hava bulutlu, sıkıcı ve yağmur damlaları atıştırıp atıştırmamak konusunda kararsızdı. Araçtan iniyoruz makinelerimiz ıslanıyor. Fotoğraflarda renk yok. Aslında biz dört kafadar Çataldağ’a ulaşmak, orada çadır kurmak, kayalık zemin üzerinde yürümek hayaliyle yola çıkmıştık. Manisa, Akhisar ve Balıkesir’de tam tekmil alışverişin ardından Susurluk yoluna çevirdik rotamızı. Bol oksijenli havayı solurken tam anlamıyla yoksul köylerden geçiyoruz. Yollar kötü çamur içinde. Evler yıkılmış cam ve pencereler inmiş. Köyler boşalmış, sokaklarda kimseler görünmüyor. Arada bir mola verip kahvelere girip çay içiyoruz. Yaşlı köylüler merak içinde bize lafa atıp ağzımızdan meraklarını giderecek bir şeyler almaya çalışıyor. Onlar da haklı, 40 yılda bir yabancılar gelecek, sohbet edecekler ve kendilerine bol bol malzeme alıp evlerinde günlerce konuşacaklar…

Köylerden geçmeye devam ediyoruz. Yazın ortası olsa toz içinde kalacağız, kışın da çamur. Ve Bursa’nın ve Balıkesir’in köyleri. Ve burunlarının dibinde Susurluk ve Mustafa Kemalpaşa gibi şehirlere yakın büyüklükte kasabalar da var ama! Bunları düşünürken; Yıldız, Bozen, Yaylaçayırı ve Serçeören’i geride bırakıp Elmagediği orman deposuna ulaşmaya çalışıyoruz. Orman deposunun yanındaki yoldan bata çıka çamur içinde üç yüz metre yol aldıktan sonra gidemez olduk. Aracımızdan indik; bırakın araçla gitmeyi yürüyerek gitmek bile olanaksız. Çünkü her yer çamur ve sis nedeniyle göz gözü görmüyor.

Tomruk taşıyan traktörler gelip geçtikçe yol çamurdan kullanılamaz hale gelmiş. Hem çamur, hem yağmur, hem de zirveyi örten kara bulutlar yüzünden 1336 metrelik Çataldağ zirvesini göremedik bile… Zorunlu olarak geri dönüyoruz. Serçeören Köyü yakınlarında yaşlı meşe ağaçları arasında kuruyoruz  çadırlarımızı. Yağmur damlaları atıştırmaya devam ediyor. Nem yüzünden ocağımızı yakamıyoruz. Çıra ve kömürümüz de olsa ıslak dallarla ateşi coşturmak bir hayli zamanımızı aldı. Kömürün tutuşmasıyla birlikte keyiften bardaklarımıza rakıları dolduruyoruz. Tavuk etleri pişmeye ve kokusu çevreye yayılmaya başlıyor.

Engin Yavuz’un hiç üşenmeden Turgutlu’dan torbaya doldurup getirdiği kuru asma dallarının kokusu mistik bir hava yaratıyor. Karnımız iyice doyunca ve buna yol yorgunluğu da eklenince göz kapaklarımıza ağırlık çöküyor. Sabah saat 08.30 hepimiz birlikte uyandık. Aykut Fırat ateşi canlandırmak için uğraşıyor. Odun ateşinde çayımız demleniyor, bir yandan da yumurtalı sucuk pişiyor. Ben de buz gibi köy ekmeklerini telin üzerinde kızartıyorum. Mis gibi kokular yayılıyor ve doğal olarak çevremizde köyün köpekleri dolaşmaya başlıyor. Yağmur atıştırmaya devam ediyor sis yine çöküyor, güneş yüzünü göstermek istiyor kalın ve siyah bulutlar buna engel oluyor.  Kahvaltının ardından Suuçtu Şelalesi’ne gitmeye karar veriyoruz. Mustafakemalpaşa’dan 18 kilometre uzakta Muradiyesarnıç Köyü’ne ulaştığımızda 38 metreden akan suyun ürkütücü gürültüsü  insanı şaşırtıyor. Gerçekten, adını aldığı gibi sular uçuşuyor, yağmurluklar yeterli gelmiyor. Ama manzara muhteşem. Yeşillikler içinden süzülerek gelen şelale gürültüyle zemine iniyor ve ardından bulduğu onlarca yolun arasında ilerliyor ve süzülüp gidiyor… Hava soğuk ve sis yeniden bastırıyor Suuçtu Şelalesi’nde birkaç saat bile kalamadan dönüşe geçiyoruz. Mutlaka günübirlik gelip, piknik yapmak için sözleşiyoruz.



11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500