“Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

RÖPORTAJ |  || “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi
01 Ocak 2021

“Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

  • 1 Ocak 2021
  • 701 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj: Duygu Asker Aksoy

 

“Bilim Kimin Ne Dediğine Bakmaz, Sadece Verilere Bakar.”

Son zamanlarda ismini sıkça duyduğumuz, bizleri pandemi sürecinde en doğru bilgilendiren isimlerden biri Semih Tareen. Kendisi Instagram ve Twitter’da “virusfantom” ve YouTube üzerinden “Virus Fantom” ismiyle, sürekli güncel ve bilimsel kaynaklı içerikler hazırlayarak, virolog kimliğiyle insanları bilgilendirmeye, yanlış bilgiden uzak tutmaya çalışan bilim neferlerinden. Mutlaka takip edin! Eskiden, özellikle salgının ilk zamanlarında televizyonlarda -ne yazık ki- görmeye alıştığımız, insanları çekinmeden yanlış yönlendiren ve bilimsellikten uzak (Umut Sarıkaya deyimiyle bilimsiz) bazı insanlar yerine, Semih Tareen gibi alanında uzman ve kaliteli bilgi sunan insanları görmeye başladık ve bu, bizleri çok mutlu ediyor. Aynı zamanda hiç kimseyi kırmıyor ve onu sürekli bir programda, canlı yayında, online toplantı platformunda gönüllü olarak insanlara bilgi verirken görüyoruz. Onun için kısaca insanlığa kendini adayan bilim insanı diyebiliriz! Bunun dışında birçok meziyete sahip, samimi ve alçak gönüllü tavırlarıyla kendini sevdiren, metal müzik âşığı sevgili Semih Tareen bizleri de kırmadı ve dergimiz için röportaj vermeyi kabul etti, biz de sizin merak ediyor olabileceğiniz çoğu şeyi sorduk. Merak ettiklerinizi okumadan önce, gelin birlikte Semih Tareen’i tanıyalım.

Bilim insanı, virolog, film yapımcısı, film müzikleri bestecisi, müzisyen, yelkenci. Semih Tareen İzmirli fakat 1995 senesinden beri ABD’nin Seattle şehrinde yaşıyor. Üniversite eğitimini Seattle’da University of Washington’da tamamladı. Doktorasını da University of Washington’da ve Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi’nde Moleküler Biyoloji üzerine, AIDS’e sebep olan HIV ve benzer virüsler üzerine yaptı. Doktora hocası iki Nobel ödüllü laboratuvarlarda eğitim gören ünlü virolog Prof. Dr. Michael Emerman idi.

Semih Tareen yirmi seneden fazladır virüsler üzerinde araştırma yapıyor. ABD’de bir biyoteknoloji şirketlerinde baş yönetici olarak çalışıyor ve takımıyla beraber kanser ve başka hastalıklara karşı virüsleri kullanarak gen ve hücre terapisi geliştiriyor. Araştırmaları ‘Molecular Therapy’ ve ‘Journal of Virology’ gibi önemli bilimsel dergilerde yayınlandı. Yaptığı buluşlarla çeşitli patentlerde ismi geçiyor. YouTube’da, Instagram’da ve Twitter’da ‘Virus Fantom’ ismi altında halkı bilim, viroloji ve özellikle Covid-19 hakkında, halk diliyle bilgilendirmeye çalışıyor. Uzman fikirleri ile BBC Türkçe, The Times Türkiye, NTV, Kanal D, dahil çeşitli haber kanalları ve gazetelerde söyleşilere davet edildi.

Bilim dışında yirmi senedir sinema ve film müzikleri ile de meşgul. ABD, İngiltere ve Türkiye’den çeşitli filmlere müzikler yaptı. Film müzikleri Türkiye’de KALAN Müzik tarafından “Karanlık Senfoniler: Film Müzikleri” isimli albümle piyasaya sürüldü. En son müziklerini yapımcılığını yaptığı HOLIDAY HELL isimli filmi ABD’de sinemalarda gösterildikten sonra şimdi de internet ortamında izlenebilir durumda. Müzisyenlik hayatına erken bir yaşta klasik müzik ve piyano eğitimi ile başladı. Üniversite yıllarında barlarda gitar çalarak geçimini kazandı. ABD’de Fred Radke isimli caz sanatçısından caz piyanosu dersleri aldı. Münir Nurettin Beken isimli ut sanatçısından da Türk Sanat Müziği ve ut dersleri aldı. Seattle’da Türk sanat müziği çalan fasıl grubu ile beraber çeşitli etkinliklerde konser verdi.

 

Sizi sıra dışı kişiliğe sahip, aynı zamanda müzisyen ve klasik rock âşığı bir bilim insanı, bir virolog olarak tanıdık. Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz? Kimdir bu Semih Tareen?

Aslen İzmirliyim fakat 1995 senesinden beri ABD’de Seattle şehrinde yaşıyorum. Bir virolog, bilim insanı ve film bestecisiyim. İzmirli olduğum için ben de pek çok İzmirli genç gibi yetiştim: Okuldan çıkınca Alsancak’ta rock ve metal barlarında arkadaşlarla bira içip müzik dinleyerek vakit geçirdim. İzmirlilerin iyi bildiği okullarda eğitim gördüğüm için çok şanslıyım: Gazi İlkokulu, sonra İzmir Türk Koleji, sonra İzmir Atatürk Lisesi, sonra da Ege Üniversitesi. Hayatımda önemli rol oynayan, bana ilham veren ve bu günlere gelmemi sağlayan öğretmenlerimin hepsine, özellikle Gazi İlkokulu’ndan öğretmenim Sabiha Bahar ile İzmir Türk Koleji’nden öğretmenim Halide Harmankaya öğretmenlerime, minnettarım. İzmir Atatürk Lisesi’nde müzik grubumuz vardı, hatta Milliyet gazetesinin liseler arası müzik yarışmasında okulumuzu temsil etmiştik. Üniversite yıllarında geçimimi de barlarda gitar çalarak kazanıyordum: Kışın Bornova’daki barlarda, yazın da Çeşme, Foça ve Kuşadası’nda gitar çalıyordum.

Yani müzik hep hayatımın bir parçası oldu. Müzik eğitimime ufak yaşta klasik piyano ile başladım, daha sonra gitar çalmayı öğrendim. Seattle’a gelince de caz müziği ve Türk sanat müziği çalıştım. Hatta Seattle’da bir Türk sanat müziği ve fasıl grubu bile kurduk. Her ne kadar metal, klasik müzik ve Türk sanat müziği âşığı olsam da benim için film müziklerinin önemi çok büyük. Seattle’da iki Emmy ödüllü Hollywood film bestecisi Hummie Mann’dan iki sene boyunca film müzikleri ve orkestrasyon dersleri aldım. 2000 senesinden beri filmlere müzik besteliyorum. Türkiye’den Can Evrenol ve Tan Tolga Demirci gibi ödüllü yönetmenlerin filmlerine müzik besteledim. En son 2019 senesinde ABD’de sinemalarda gösterime giren Holiday Hell isimli korku filminin müziklerine imza attım.

Bilimsel eğitimim önce Ege Üniversitesi Biyoloji bölümünde başladı, arkasından Seattle’da University of Washington’da mikrobiyoloji bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans ve doktoramı da Fred Hutchinson kanser araştırma merkezinde HIV, viroloji ve moleküler biyoloji üzerine yaptım. Doktoramı tamamladığım laboratuvar, ünlü virolog olan ve kendisi iki Nobel ödüllü laboratuvarlarda eğitim gören Michael Emerman isimli profesörün laboratuvarı. Son 20 senedir virüsler üzerine araştırma yapıyorum. Şimdi de Seattle’da bir biyoteknoloji şirketinde yönetici (senior director) olarak çalışıyorum; meslektaşlarımla beraber virüsleri kullanarak kanser ve diğer hastalıklara karşı tedaviler geliştiriyoruz.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

Merak edilen sorulara hızlı bir giriş yapalım. Grip virüsü ve Coronavirus arasındaki fark nedir? Dünyada kaç farklı tip Coronavirüs var?

Grip virüsü (Influenza) ile Koronavirüsü farklı virüs ailelerinden gelirler ve biyolojileri tamamen farklıdır. İkisinin de RNA genomu olsa da Koronavirüs’te tek bir RNA genomu, grip virüsünde ise sekiz segmentten oluşan bir RNA genomu vardır. Hücreye bağlanırken kullandıkları reseptörler de farklıdır, dolayısı ile ikisinin hayat döngüsü birbirinden farklıdır. Birden çok “insan grip virüsü” ve birden çok “insan koronavirüsü” vardır. Grip ve koronavirüs solunum yolu ile bulaşır ve insanlarda akciğer enfeksiyonuna sebep olurlar. Ciddi vakalarda ikisi de akciğer hasarına ve ölüme sebep olabilir. Covid-19 hastalığına sebep olan SARS-CoV-2 isimli koronavirüs maalesef mevsimsel grip vakalarında gördüğümüzden çok daha fazla ölüme sebep oldu, hem de alınan bütün önlemlere rağmen. Ki, SARS-CoV-2 koronavirüsü önceki MERS ve SARS koronavirüsleri kadar ölümcül değil. Bu yüzden çok daha kolay ve sinsi bir şekilde bütün dünyaya yayıldı.

Dünyada binlerce tip Koronavirüsü var. Coronavirinae isimli aile içinde alfa, beta, delta ve gamma olarak dört sınıf koronavirüsü var. İnsanlardan yarasalara, farelerden balinalara kadar pek çok canlıyı enfekte eden koronavirüsleri bulunuyor. İnsanları enfekte eden en az 7 tip koronavirüsü var: Covid-19 hastalığına sebep olan SARS-Cov-2, 2012’de Suudi Arabistan’da başlayan MERS koronavirüsü, 2002’de Çin’de başlayan SARS koronavirüsü, ayrıca her sene insanlarda solunum enfeksiyonlarına sebep olan dört tip koronavirüs. (Bunların isimleri: 229E, OC43, NL63, HKU1).

 

SARS-CoV-2 KORONAVİRÜSÜNDE YÜZLERCE MUTASYON VAR VE BU ÇOK NORMAL”

 

 

Son geliştirilen aşılar tüm Coronavirus tiplerine karşı etkili mi? Olası bir mutasyonda bu aşıların kullanılamama olasılığı nedir?

Hayır, hepsine etkili değil. Az önce bahsettiğim gibi doğada binlerce tür koronavirüsü, insanlarda 7 tip koronavirüsü var. Son geliştirilen aşılar sadece SARS-CoV-2 koronavirüsüne etkilidir.

Mutasyonlar her zaman ve her canlıda olur. Bir insanda bile her gün trilyonlarca mutasyon olur. SARS-CoV-2 koronavirüsünde yüzlerce mutasyon var ve bu çok normal, çünkü virüs çoğalırken her genom kopyalanmasında hatalar olur. Mutasyonların çoğu etkisizdir, bazıları virüsün ölümüne sebep olur, çok ender olsa da bazı mutasyonlar bir avantaj sağlayabilir. Adaptasyon ve seçilim baskısı sayesinde de bu tür mutasyonlar yer edebilir. Şimdiye kadar görülen yüzlerce SARS-CoV-2 mutasyonunun pandemide henüz bir etkisi yok. Aşılar çok yönlü bağışıklık oluşturdukları, yani birden çok antikor ve birden çok hücresel bağışıklık oluşturdukları için genelde kaçış mutasyonları olma ihtimali düşüktür. Fakat aşıların ne kadar süre etkili olacağını ve yeni mutasyonlara karşı bu etkiyi koruyup koruyamayacaklarını ancak zamanla anlayacağız.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

 

Evrensel grip aşısı çalışmalarında, ilk klinik denemelerin umut vaat edici olduğu haberleri geliyor. Evrensel grip aşısı nedir, nasıl çalışır? Sizce böyle bir teknoloji başarılı olursa, Coronavirus gibi diğer virüs türlerinde de uygulanabilir mi?

Normalde her sene uygulanan grip aşısı kuzey ve güney yarım kürede seyir eden mevsimsel grip virüslerinin birkaç sayılı türüne (genelde dört türe) karşı korumayı amaçlar. Grip virüsü antijenik drift ve antijenik şift dediğimiz mekanizmalarla sürekli evrimleştiğı için her sene yeni bir grip aşısı gerekmektedir. Evrensel grip aşıları birkaç grip virüsüne değil, çok sayıdaki grip virüsüne etkili olmayı amaçlıyor. 2018 senesinde başlayan kampanyalar ile bilim insanları evrensel bir grip aşısının peşinde. Klinik deneyler devam ediyor, anca zamanla böyle bir aşının etkili olup olmadığını anlayacağız. Grip virüsü ile koronavirüsü birbirinden farklı virüsler olduğu için bir tanesine evrensel aşı bulundu diye öbürüne illa evrensel aşı bulunacak diyemeyiz. Fakat koronavirüslerine karşı bir evrensel bir aşı teoride çok iyi olur çünkü Covid-19 ilk koronavirüsü salgını değil, son koronavirüs salgını da olmayacak. Evrensel bir aşı bulunamasa bile RNA aşıları teknolojisi sayesinde gelecekte olası salgınlara karşı daha çabuk bir aşı geliştirmek mümkün olabilir.

 

Bazı belgesellerde izlediğimiz, Bill&Melinda Gates Vakfı’nın da finanse ettiği, Coalition for Epidemic Peparedness Innovations’ın üzerinde çalıştığı, insan vücuduna neredeyse her virüsün protein molekülünü ürettirecek ve böylece kolaylıkla bağışıklık sağlanabilecek bir genetik materyal hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu teknoloji teoride tam olarak nasıl işler? Bu çalışmalardaki son durum hakkında bizi bilgilendirebilir misiniz? Sizce gelecekte virüslerle olan savaşımızı bu gibi araştırmalar sayesinde mi kazanacağız?

Bu bilgi tam olarak doğru değildir. Gates Vakfı bulaşıcı hastalıkları yok etmeyi amaçlayan ve araştırmalar için yatırım sağlayan bir vakıf. CEPI isimli kuruluş Norveç ve Hindistan hükümetleri, Gates Vakfı, Wellcome Vakfı ve Dünya Ekonomik Forumu tarafından kuruldu. Amaçları bulaşıcı hastalıklara ve gelecekteki olası yeni salgınlara çabucak aşı geliştirebilmek. Bu hedefle de yeni bir olası salgında RNA aşısı ve benzeri son teknolojileri kullanarak daha hızlı bir şekilde aşı üretebilmeyi hedefliyor. RNA bir ribonükleik asittir, genetik materyal değildir ve her virüse karşı etkili olacak tek bir çözüm değildir. RNA aşısının zaten ne kadar başarılı olabileceğini Pfizer/BioNTech ve Moderna’nın geliştirdiği Covid-19 aşılarında gördük. RNA aşıları sayesinde Covid-19 salgını başlayınca SARS-CoV-2 virüsünün sekansından bir RNA aşısı üretip deneylere başlamak sadece 12 gün sürdü.

Ayrıca önemli bir teknoloji daha var, o da virüsün prefüzyon konformasyonuna, yani hücreye girmeden önceki hâline karşı bağışıklık oluşturabilmek. CEPI’de virüsün bu konformasyonunu sabitleyen teknolojiye ‘moleküler klamp’ diyorlar ve Avustralya’daki Queensland Üniversite’sinde geliştirildi. Pfizer ve Moderna Covid-19 aşılarında da SARS-CoV-2’nin Spike proteini prefüzyon konformasyonu kullanılıyor. Dolayısıyla bu tür araştırmalar ve yatırımlar sayesinde Covid-19 aşısına bu hızda ulaşabildik. Gelecekte de olası yeni salgınlarda etkili bir aşıya daha hızlı erişme ihtimali artmış oluyor.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

Dünyada şu an 200’den fazla aşı çalışması olduğunu biliyoruz. Peki Faz 3 çalışması biten ya da bitmeye yaklaşan kaç aşı var? Okuyucularımıza bunları takip edebilecekleri bir websitesi/kaynak önerebilir misiniz?

Hiçbir faz 3 çalışması henüz bitmedi. En önde giden faz 3 çalışmaları bile, Pfizer mesela, hâlâ devam ediyor ve 2 sene boyunca devam edecek. Pfizer aşısına ve diğer Covid-19 aşılarına verilen yetkiler EUA (Emergency Use Authorization) Acil Kullanım Onayı olarak veriliyor. Bu onay ara verilere göre verildi ve standart aşı onayından farklıdır. Devam etmekte olan aşı çalışmalarını ve hangi fazda olduklarını DSÖ sitesinden ve New York Times gazetesi ‘vaccine tracker’ sitelerinden görebilirsiniz.

 

ÖN HAZIRLIKLAR OLMASAYDI BU HIZDA BİR AŞI OLMAZDI”

 

Şimdiye kadar en hızlı geliştirilen aşı hangisiydi ve kaç yılındaydı? Günümüzden ne gibi teknolojik farklılıklar vardı? Peki Covid-19 aşısı nasıl bu kadar hızlı geliştirildi?

Şimdiye kadar en hızlı geliştirilen aşı kabakulak virüsü içindi ve dört sene sürdü. Fakat, bu 1967 senesinde idi. 1967 senesi ile 2020 senesi arasındaki teknoloji ve yatırım farkı çok büyük. Covid-19 aşısı teknoloji, yatırım, iş birliği, bürokrasilerin hafiflemesi ve acil kullanım yetkisi sayesinde bu hızda dağıtım yetkisi aldı. Önemli bir detay daha var: En önde giden Covid-19 RNA aşılarında kullanılan teknolojiler üzerinde 1990’lı yıllardan beri çalışılıyor. RNA aşıları 2008 senesinden beri insanlarda deneniyor. SARS ve MERS salgınlarından sonra koronavirüs araştırmaları zenginleşti ve o dönem yapılan araştırmalar sayesinde Covid-19 pandemisine hazırlıklıydık. O ön hazırlıklar olmasaydı bu hızda bir aşı olamazdı.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

ACİL KULLANIM YETKİSİ AŞILARIN GÜVENİLİRLİĞİNİ DÜŞÜRMEZ”

 

Acil Kullanım Yetkisi ne demek? Bu, aşıların güvenilirliğini neden düşürmemeli?

Acil Kullanım Yetkisi veya Acil Kullanım Onayı, İngilizce’de EUA (Emergency Use Authorization) kelimelerinden geliyor. İlaç ve aşı onayı veren kuruluşlar acil durumlarda (Covid-19 pandemisi gibi) veya merhametli durumlarda (ölecek olan bir hastaya son bir ihtimal olması için) acil kullanım onayı veya merhametli kullanım izni verebiliyor. Her hükümetin bu yetkiyi veren kendi kuruluşu vardır: ABD’de FDA, İngiltere’de MHRA, Avrupa Birliği’nde EMA, Türkiye’de TİTCK (Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu). Acil Kullanım Yetkisi klinik deneylerdeki etkinlik ve güvenilirlik ara verilerine göre verilir.

Aşıların güvenilirliğini düşürmez; çünkü bu aşıların güvenilirliği üzerinde en az 6 aylık veriler var: önce hayvan deneyleri, arkasından birinci ve ikinci ve üçüncü faz insan deneyleri. Her aşı onaylandığında aşının fayda ve hastalığın risk oranına göre onaylanır. Covid-19 aşılarında verilen acil kullanım onayı da bu şekilde veriliyor: aşının faydası Covid-19 hastalığının riskinden çok daha fazla.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

Faz 1-Faz 2-Faz 3 çalışması ne demek, nasıl yapılıyor? Kısaca bir aşının geliştirilme süreçleri nelerdir, anlatır mısınız?

Faz 1 deneyler 10-20 kadar ufak sayıdaki sağlıklı gönüllülerde yapılır ve bir aşının güvenliliğine ve yan etkilerine bakılır. İkincil olarak da hastada antikor oluşturuyor mu ve buna benzer sorular da cevaplanır. Faz 2 deneylerde de bu sayı birkaç yüz kişiye çıkar ve yine aşının güvenliliğine ve yan etkilerine bakılır. Faz 3 çalışmaları on binlerce gönüllüde yapılır ve yine güvenliliğe bakılır ama aynı zamanda aşının etkinliğine bakılır. Bir aşının etkinliğini anlamak için randomize olarak gönüllüler iki gruba ayrılır: Aşı veya Plasebo grubu (mesela Pfizer deneylerinde Plasebo grubuna fizyolojik tuzlu su aşılandı). Gönüllüler körlendirilir, yani aşı mı plasebo mu vuruldular bilmezler. Sonra da belli bir hedef Covid-19 vakası sayısı beklenir. Örneğin Pfizer ilk ara verilerini 170 Covid-19 vakasında açıkladı. 170 vakanın 162’si plasebo grubundaydı ve bu verilerle aşının %95 etkinliği hesaplandı.

 

Ülkemizde de sürdürülen, Sinovac’ın faz 3 çalışmalarına gönüllü olan bazı gönüllülerin plasebo mu yoksa aşı dozu mu aldığını bilerek çalışmaya katılması, dozu onlara veren kişilerin de dozun içinde ne olduğunu biliyor olması ve hatta deneye katılan bazı hekimlerin henüz deney sonuçlanmamışken bireysel sonuçlarını sosyal medya üzerinden açıklaması doğru mu? Bu durum deneysel çalışmanın bilimselliğine ve “çift kör deneyi”ne ne kadar zarar verir sizce?

Klinik deneyler randomize ve kör olarak yapılmalıdır. Bazı klinik deneyler tek kör, yani gönüllüler aşı mı plasebo mu bilmezler, bazı klinik deneyler de çift kör olarak yapılır, yani aşıyı veren de gönüllü de bilmez. Bu tür körlendirme sayesinde aşının doğrudan etkisi daha iyi anlaşılır. Bu kriterlerin dışında klinik deneylerin yapılması veya körlendirme kriterlerinin çalışmayı yapan sponsor şirketinin (Sinovac mesela) onayı olmadan kaldırılması doğru değildir. Sponsor onayı olmadan herhangi bir verinin sosyal medyada paylaşılması da doğru değildir. Türkiye’de Sinovac faz 3 çalışmalarında böyle şeylerin olup olmadığına dair bir bilgim yok. Oluyor ise umarım sponsor şirketinin izni ile yapılıyordur.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

Aşı ve ilaç geliştirmede bir deney “çift kör” mü olmalıdır, neden? Plasebo grubu neden var? Ve FDA’ın en düşük etkinlik olarak %50 istemesi ne demek?

Klinik deneylerde en ideali plasebo kontrollü randomize ve çift kör deneylerdir. Plasebo grubu kullanılarak bir aşı veya ilacın doğrudan etkinliğini ve yan etkilerini anlamış oluyoruz. Mesela bir aşı etkili ise istatistiksel olarak aşı grubundakileri plasebo grubuna kıyasla daha çok korumalıdır. Bir aşının yan etkileri var ise bu etkiler plasebo grubuna kıyasla aşı grubunda daha çok görülür.

Bu gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli farklar olması gerekir. Çift kör deneylerde aşıyı veren de gönüllü de aşı mı plasebo mu olduğunu bilmez. Çifte kör sayesinde herhangi bir ön yargı kalkmış olur. Ayrıca çifte kör deneylerde ‘talep karakteristiği’ (demand characteristic) ve ‘plasebo etkisi’ dediğimiz psikolojik ön yargı da kalkmış olur. Bu sayede bir aşının etkinliği ve varsa yan etkileri doğrudan gözlemlenmiş olur ve verilere olan güven artar.

FDA bir aşıya onay vereceği zaman minimum bir etkinlik verisini belli bir yüzde olarak değerlendirmek ister. İdeal bir aşıda en az %70’lik bir etkinlik olmalıdır, yani deneylerde 100 kişi Covid-19 kaptı ise bunun en az 70’inin plasebo grubunda olması gerekir. Fakat Covid-19’un ciddiyetinden dolayı FDA %50 gibi bir rakamı ilk etapta yeterli buldu. Nitekim gördük ki ilk FDA başvurusu yapan Pfizer/BioNTech aşısında etkinlik %95 civarında; ki bu müthiş olumlu bir rakam. Hiçbir aşı %100 etkili değildir, olması da gerekmez zaten. Çünkü yeterli sayıda kişi aşılanırsa aşı sayesinde sürü bağışıklığı oluşabilir. Elimizdeki etkinliği en yüksek olan kızamık aşısı bile %98 civarında bir etkinliğe sahip.

 

Aşılar kaç çeşit yöntem kullanılarak geliştirilebilir? Yöntemleri kısaca anlatabilir misiniz, nasıl oluyor?

Covid-19 için geliştirilen aşılardan örnek verirsek: Dört teknoloji var. 1) İnaktive edilmiş virüs aşısı, 2) Nükleik asit aşısı (DNA veya RNA), 3) Viral vektör aşısı, 4) Rekombinant Protein veya VLP aşısı. İnaktive virüs aşısında (mesela Sinovac aşısı) virüs laboratuvarda litrelerce üretilir, kimyasal veya radyasyon yöntemleri ile inaktive edilir ve aşılanır. RNA nükleik asit aşılarında SARS-CoV-2’nin Spike kılıf proteini RNA sekansı laboratuvarda üretilir ve lipit nanopartiküllerin içerisine konularak aşılama yapılır. Viral vektör aşılarında Spike kılıf proteini sekansı bir adenovirüs vektörünün içine yerleştirilir ve o şekilde insana aşılanır. Rekombinant protein aşılarında da virüsün Spike kılıf proteini laboratuvarda üretilir ve aşılanır. Bütün aşılarda yöntem ne olursa olsun amaç aynıdır: Virüsün bir kısmına (Spike proteini mesela) veya tümüne karşı çok yönlü bağışıklık oluşturabilmek.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

Pfizer Biontech ile Moderna aşılarının mRNA teknolojisiyle, Çin aşısı olarak lanse edilen ve ülkemizin de almak için anlaşma yaptığı Sinovac aşısının ise inaktif aşı teknolojisiyle geliştirildiğini biliyoruz. mRNA ve inaktif aşı arasındaki farklar nelerdir?

Az önce genel olarak bu farkları dile getirdim. RNA aşısında virüsün Spike kılıf proteini RNA sekansı lipit nanopartiküllerin içine yerleştirilerek omuz kasına aşılanır. Bu RNA sekansı aşı noktasındaki kas hücrelerinin içine girer ve orada geçici olarak sitoplazma içerisinde Spike proteinini oluşturur, bu proteine karşı da bağışıklık hücreleri harekete geçer. RNA aşısındaki RNA moleküllerinin ömrü kısadır ve çekirdeğin için geçmezler. Fakat bu süre Spike proteinine karşı bağışıklığın oluşması için yeterlidir.

Sinovac inaktif virüs aşısında virüs laboratuvarda litrelerce üretilir, kimyasal madde ile inaktif hâle gerilir ve aşılanır. Antijen sunan hücreler inaktif virüsü içlerine alarak parçalarlar ve bu değişik parçaları bağışıklık hücrelerine sunarlar, bu şekilde bağışıklık oluşur. Her aşı tekniği farklı sonuçlar verebilir, fakat önemli olan verilerdir. Pfizer ve Moderna aşılarında faz 3 ara veriler açıklandı. Sinovac’ın da faz 3 ara verilerini dört gözle bekliyoruz. Belki bu makalenin basımına kadar açıklanır.

 

Bir de sık bahsedilmeyen, Rusya’nın Sputnik V ve Oxford/AstraZeneca aşılarında kullanılan bir teknoloji olan viral vektör aşısı var. Bu nasıl işliyor? Yeni bir teknoloji mi? Başka bir virüsü kullanmak güvenli mi?

Covid-19 viral vektör aşıları Adenovirüs kullanır. Adenovirüsleri her sene insanlarda soğuk algınlığına sebep olur. Adenovirüsü laboratuvarda genetiği değiştirilerek hastalık yapmayacak hâle dönüştürülür ve bir viral vektör olarak kullanılır. SARS-CoV-2’nin Spike kılıf proteininin DNA sekansı adenoviral vektör içerisine yerleştirilir ve aşılanır. Vektör, aynı bir virüs gibi hücrelere bağlanır ve içindeki Spike DNA’sının naklini sağlar. Bu DNA çekirdekte epizom olarak geçici bir süre kalır, genomun içine yerleşmez. Orada RNA oluşturur, oluşan RNA molekülleri de sitoplazmaya geçerek Spike proteinini ve bağışıklığı oluşturur.

Sputnik ve Oxford aşılarında ufak bir fark var. İkisi de 2 dozdan ibaret, fakat Sputnik aşı ilk doz için Adenovirüs 26 (Ad26), ikinci doz için ise Adenovirüs 5 (Ad5) türünü kullanıyor. Oxford aşısı ise şempanzelerde bulunan bir Adenovirüsü her iki doz için kullanıyor. Bu farkların sebebi: İnsanlar değişik adenovirüslere her sene maruz kaldıkları için antikor oluşturabiliyorlar, dolayısıyla antikor olmayan adenovirüs türlerini kullanmak daha uygun. Oxford şempanze adenovirüsünü bu yüzden tercih etti. Sputnik ise insanlarda Ad5’e karşı antikorlar olduğu için ilk dozu Ad26 olarak tercih etti.

 

Saklama ve dağıtım koşulları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bazı aşıların çok düşük sıcaklıklarda saklama koşullarına ihtiyaç duyması bir sorun mudur? Bu sorunlar aşılamaz mı?

Her aşının cinsine göre saklama koşulları değişir. RNA aşılarında kullanılan RNA molekülleri çok stabil olmadıkları için uzun dönem olarak -60°C derece veya daha soğuk şartlarda saklanması gerekiyor. Bu bir sorun değildir çünkü bunlar uzun dönem (yani aylarca) muhafaza etmek için gereklidir. Kısa dönemli olarak (5 gün) normal bir dolapta tutulabilir. Derin dondurucu olmayan yerlerde de karbondioksit kuru buz ile 30 gün muhafaza edilebilir. Demokrat Kongo Cumhuriyeti’nde daha yeni biten on birinci Ebola salgınında da -80°C’de tutulması gereken Ebola aşısı hiçbir sorun olmadan elektriği olmayan köylere dağıtılabildi. Bu tür aşıların dağıtımı gayet başarılı bir şekilde yapılır, yeter ki insan niyet etsin.

 

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

Elde edilen son sonuçlara göre şu an hangi aşı daha etkin? Oluşturdukları bağışıklıklarda ne gibi farklılıklar var?

Şimdilik elimizde üç aşının 3. Faz verileri var: Pfizer, Moderna ve Astrazeneca. Pfizer ve Moderna aşılarının etkinliği ve oluşturduğu bağışıklık profilleri hemen hemen aynı. Astrazeneca aşısı da eğer İngiltere’de uygulandığı şekilde yapılırsa %90 etkili olarak etkinliği Pfizer ve Moderna’ya yakın. Veriler gelmeye devam ettikçe daha çok bilgi sahibi olacağız.

 

“COVID-19 SOSYAL MEDYANIN İLK PANDEMİSİ, YANLIŞ BİLGİLER ÇOK ÇABUK YAYILIYOR”

 

Aşı karşıtları ve komplo teoristleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu insanların aşı olmaması toplumsal bağışıklık için ve toplumdaki sağlık sebepleriyle aşılanamayan bireyler için sorun yaratır mı?

Aşı tedirginliği ile aşı karşıtlığını karıştırmamak önemli. Pek çok insan iyi bir niyetle, kendisinin ve sevdiklerinin sağlığını düşündüğü için yeni bir aşı hakkında tedirgin olabilir, bu çok normal ve anlayış gösterilmesi gereken bir tavırdır. Bu insanlar da güvenilir kaynaklardan bilgi sahibi oldukça eminim tedirginlikleri azalacaktır ve hekimleri ile beraber kendiler için en doğru kararı vereceklerdir. Ben ve benim gibi bazı bilim insanları da sosyal medyada halkı mümkün olduğu kadar eğitmeye çalışıyoruz. İngilizce kaynak çok var fakat Türkçe kaynak yeteri kadar olmadığı için ben de Türkçe olarak halkı bilgilendirmeye çalışıyorum. Kimseye aşı olun veya olmayın demiyorum, diyemem de. Herkes hekimi ile görüşüp aşı onlara uygun mu değil mi ona göre karar vermeli.

Aşı karşıtlığına gelince de biraz farklı bir durum ile karşı karşıyayız. Bunun sebebini tam olarak ben de bilmiyorum, fakat aşı karşıtlığı ve komplo teoristleri hakkında sosyal psikologların ilginç makaleleri var. Bu insanlar aşı tedirginliği değil, doğrudan eksik ve düpedüz yanlış bilgilerden yola çıkarak bu bilgilere inanmakla kalmayıp bu bilgileri yaymak için uğraşıyorlar. Maalesef bu da bazı insanların kafasını karıştırıyor ve sosyal medya sayesinde hatalı bilgilerin yayılmasına sebep oluyor. Covid-19 sosyal medyanın ilk pandemisi. Bu yüzden WhatsApp gibi platformlar sayesinde sosyal medyada bilgi kirliliği ve dezenformasyon çok hızlı bir şekilde yayılıyor.

Bilimin güzel tarafı, bilim her zaman kazanır. Bilimde kimin ne dediği önemli değil, sadece veriler önemlidir. Benim herkese tavsiyem bilimin ışığında bilimin yolunda ilerlemek. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale pozitif bilimdir”.

 

“BİLİM KİMİN NE DEDİĞİNE BAKMAZ, SADECE VERİLERE BAKAR”

 

Konusunda oldukça iyi bir bilim insanı olan Rudolf Jaenisch’in bir makale önbasımı sosyal medyada paylaşılıp, “Coronavirus genoma giriyormuş” haberleri yapılıyor. Bu durumu bize açıklayabilir misiniz, aslında ne demek istiyor bu çalışma?

Bu çalışmada çok eksik verilerle yanlış sonuçlara varıldığı anlaşıldı ve pek çok bilim insanı tarafından bu önbasımdaki sonuçlar eleştirildi. Bilimsel makalelerde bütün veriler bilimsel hakemler tarafından değerlendirildikten sonra basına geçer, buna peer-review denir. Önbasımlar henüz bilimsel hakemler tarafından onaylanmadan internette paylaşılan yazılardır. Bahsettiğiniz önbasımda kullanılan deneyler ulaşılan “koronavirüs genoma giriyor” sonucunu tutmuyor ve zaten bu yüzden eleştirildi. Şu an elimizde koronavirüsün genoma girdiğine dair hiçbir veri yok. Zaten binlerce koronavirüsü var ve şimdiye kadar hiçbir canlının DNA’sında koronavirüsü sekansına rastlanmadı. Buna tezat olarak da genom içine giren virüsleri zaten iyi biliyoruz, en başta retrovirüs ailesinden gelen virüsler enfekte ettikleri hücrelerin genomunun içine yerleşebiliyorlar ve bu yüzden doğadaki canlıların genomlarında, insanlarınki dahil, genoma girmiş retrovirüs sekansları bulmak mümkün.

Ege Life | “Virus Fantom” SEMİH TAREEN’le Coronavırus ve Aşılar Hakkında Bir Söyleşi

 

Büyük isimlerin de hatalı “bilimsel metotları” sorgulanamaz değildir, değil mi?

Bilimin ve bilimsel metotların en güzel tarafı kimin ne dediğine bakmaz, sadece verilere bakar. Bu yüzen Nobel ödülü kazanmış bilim insanları bile hatalı konuşabilir, verilere uymayan söylemlerde bulunabilir. Büyük, küçük isim fark etmez. Herkes hata yapabilir. Bilimsel hakemler ve peer-review bu yüzden vardır, elde edilen verilerin doğrultusunda sonuçların değerlendirilmesini amaçlar. Peer-review da hatadan yoksun mükemmel bir sistem değildir. Kabul edilen pek çok makale daha sonra başka bilim insanları tarafından onaylanamadığı için geri çekilmiştir. Bilim böyle ilerler: Seneler süren araştırmaların sonucu yayınlanır, tekrarlanır, yine yayınlanır, başkaları tarafından tekrarlanır ve bu şekilde hipotezler sağlamlaşır veya çürütülür.

 

Son zamanlarda yeni geliştirilen bazı anti-viral ilaçların umut vaat edici sonuçlar verdiğini görüyoruz. Örneğin Molnupiravir isimli bir ilaçtan bahsediliyor. Bu ilaç şu an hangi aşamada, piyasaya çıkması ne kadar sürer?

Farklı virüslere karşı geliştirilen bir sürü anti-viral ilaç var fakat bunların hiçbiri %100 etkili değil ve sadece belli virüslerde biraz olsun etkileri oluyor. Covid-19 için pek çok anti-viral ilaç denendi, Remdesivir, Favipiravir, ve şimdi de Molnupiravir. Maalesef Remdesivir ve Favipiravir insan klinik deneylerinde çok etkili olmadığı görüldü. Molnupiravir üzerine sadece hayvan deney verileri var, henüz klinik deney verileri yok. Hayvan deneylerinde olumlu sonuç veren pek çok ilaç insan deneylerinde olumlu sonuç vermiyor. Dolayısıyla şimdilik Molnupiravir için heyecanlanmak için çok erken. Klinik deney verilerini dört gözle bekliyoruz.

 

Bu tarz ilaçlar tek bir tip Coronavirüs tipine yönelik mi, yoksa diğer virüslere karşı da etkili mi? Olası başka bir virüs salgını veya mutasyon durumunda bu ilaçlar kullanılabilecek mi?

Bu ilaçlar genelde belli virüsler için geliştirilir (mesela Remdesivir Ebola için geliştirildi, Favipiravir de Influenza için geliştirildi) ve Covid-19 salgınında belki işe yarar diye denenirler. Maalesef şimdilik Covid-19’da çok etkili olduklarını görmüyoruz. Mutasyonlar her zaman olur, SARS-CoV-2’de yüzlerce mutasyon var ve bu çok normaldir. Bu tür ilaçlar bir nükleosid analogdurlar yani RNA genomu kopyalanırken bilerek mutasyon ve hata oluştururlar. Dolayısı ile mutasyonlardan çok etkilenmezler.

 

“BİLİM SAYESİNDE COVID-19’DAN KURTULACAĞIZ”

 

Siz gelecekte virüslerle olan savaşımızın kazananı olarak aşıları mı, ilaçları mı görüyorsunuz?

Aşılar profilaktiktir (yani önceden önleyici olarak sağlıklı insanlarda kullanılır), ilaçlar da virüsü kapan insanlarda enfeksiyonu yavaşlatmak veya durdurmak için kullanılır. Her ikisi de önemlidir, çünkü aşılar %100 etkili değildir, dolayısıyla aşı olsa bile bazı insanlar yine virüsü kapabilir ve ilaçlara yine ihtiyaç duyulur.

 

Bu bilgilendirici ve harika söyleşi için çok teşekkürler. Son olarak okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir şeyler var mı? Sizi nereden takip edebilirler?

Az kaldı, sabredin, biliyorum çok yorulduk, üzüldük, sevdiklerimizi kaybettik ama gerçekten az kaldı. Bilim sayesinde Covid-19’dan kurtulacağız. Covid-19 sosyal medyanın ilk pandemisi, dolayısıyla eksik, hatalı ve yanlış bilgiler çok çabuk yayılıyor. Gazeteci Uğur Mumcu’nun çok sevdiğim bir lafı var: “Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz” diye. Covid-19 pandemisinde bu laf özellikle önemli çünkü sosyal medyada bilgi sahibi olmayan, virolog olmayan, bilim insanı olmayanlar fikir sahibi olup hatalı bilgilerin ve yanlış söylemlerin yayılmasına sebep oluyorlar. Bu da dezenformasyona ve bilgi kirliliğine sebep oluyor.

Halkımıza bilimin ışığında ilerlemelerini öneririm. Her zaman güvenilir kaynaklardan bilgi sahibi olmaya çalışsınlar. Benim gibi bilimsel verileri paylaşmaya çalışan bir sürü hocamız Twitter ve Instagram’da bilgi vermeye çalışıyorlar. Bizler Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi pozitif bilimi anlatmaya ve yaymaya çalışıyoruz: “Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her ulus kişisinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve şart yoktur.”

 

  • Duygu ASKER AKSOY

Yorumlar

Yorum Yap

500