Tek Beden, Birçok Kişi: AYKUT ELMAS

RÖPORTAJ |  || Tek Beden, Birçok Kişi: AYKUT ELMAS
01 Ağustos 2021

Tek Beden, Birçok Kişi: AYKUT ELMAS

  • 01 Ağustos 2021
  • 152 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj ve Fotoğraf: Süleyman Gülen

 

Tek Beden, Birçok Kişi:

AYKUT ELMAS

Sempatik, samimi, gözlem yeteneği kuvvetli, güldürürken mesaj veren, kendi karakterlerinin yaratıcısı: Aykut Elmas. Hepimiz onu Vine uygulaması sayesinde tanıdık. Çektiği kısa süreli videolarla geniş kitlelere ulaştı. Yaşadığımız birçok olayı kendi gözünden yorumlayarak bizlere aktardı. Kendisi ile videoları ve merak edilen birçok konu hakkında konuştuk.

 

Vine serüveni nasıl başladı?

Ekstrem bir tarafı yok. Vine uygulamasını gördüm, orada yapılan işleri izledim. Acaba bana ne komik gelir diye çekmeye başladım. Şunları da çekelim olayını ben kendi içimde şöyle değerlendirdim: bu internet kimin elinde? Bu uygulamayı kim kullanıyor? Ağırlıklı liseli gençler ya da üniversitenin ilk yıllarında olanlar. Önce liseli grubu ele almalıyım diye düşündüm. Bir liseli genç ne yaşar? Okul hayatı, ergenlik, aile hayatı bunları hızlı bir şekilde kullanıp aktardım. Yükselişim bu şekilde hızlı oldu. İzlediğim tek taktik bu vardı kitle analizi.

Belli bir ünlülük kazanıyorsun. Bu işe başlayalı 8 sene oldu. Ünlülük ivmelenmesi öyle yavaş oluyor ki sen bunu anlamıyorsun. “Ben acaba popüler miyim? Ünlü oldum mu?” Tarzı bir yaklaşımı algılamak dışarıda çok vakit alıyor. Ekranda ne kadar istatistik veriler olsa da dışarı yansıması öyle olmadı. Ancak benim için bunu anlamak şöyle oldu: Bornova’da bir dönercinin “ben seni komik videolarda görüyorum ya” deyişiyle başladı. O zamanlar 2 bin takipçim vardı. Durum ne zaman Bornova’ya sirayet etti dedim bu iş oldu.

Önce tek başladınız…

Evet, daha sonra Halil İbrahim ile Uğur Can vardı. Onlar da bağımsız benim gibi video çekiyorlardı. Ben onlara mesaj attım. Birlikte de bir şeyler yapar mıyız şeklinde. Sağ olsunlar onlar da kabul etti. Bu şekilde üçlü bir grup olduk. Uygulama vesilesiyle arkadaş olduk.

 

İlk video çekmeye başladığınız günden bu yana Türkiye’nin komedi kültürü üzerine neler söylersiniz?

Ben bir şeyleri ileri ya da geri gidiyor olarak değerlendirmiyorum. Sadece değişiyor, bu değişim şu an maalesef ki politik gündeme göre eviriliyor. Çünkü politik gündem herhangi bir konuda sürekli fikir sahibi olduğu için bir insan da bir şeyle dalga geçmek istediğinde otomatik olarak çarpışıyorlar. Bana kalırsa komedinin evirildiği süreç bu. Şu sıralar kara komedi ve ofansif mizah daha ön planda. Bizim ilk vine çekmeye başladığımız dönemdeki mizah daha yumuşaktı. Aynı zamanda arkadaş arası komedisi diyebileceğim şeyler vardı. Herkes komik bir hikâyenin içerisinden espriyi alıp onu kullanmaya çalışıyordu.

 

“LEVENT KIRCA’NIN ONDA BİRİNİ YAPMAK İSTİYORUM”

 

Levent Kırca büyük bir değer. Onun işleri tam bir hiciv niteliği taşıyor. Ben onun onda birini yapmak istiyorum. Onun gibi yapmaya kalksam bunu kaldıracak bir ortam yok. Siyasi otorite bunu kabul etmiyor. Durum böyle olunca da Levent Kırca’nın kırıntısı olsun, biraz içerisinde dalga geçme huyum olsun, biraz benim neşem, biraz toplum buna burada ne demek istercilik. Hepsini böyle harmanlayıp yüzde seksen, doksan bir oran tutturup bunu yakalamaya çalışıyorum.

 

“YÜZDE DOKSANI BENİM YAŞADIKLARIM”

 

Videoya çektiğiniz konuların ne kadarı sizin yaşadıklarınızı anlatıyor?

Yüzde doksanı benim yaşadıklarımı anlatıyor. Ben bir fikir üretirken günün sonunda şu şekilde düşünüyorum: İnsanlarla ortak neye öfkeleniyoruz? Neye sitemkârız? Ne hakkında gevşemek istiyoruz? Böyle baktığım zaman genellikle bir otorite var. Bu yeri geliyor aile otoritesi, yeri geliyor başka bir arkadaşın otoritesi, yeri geliyor içerisinde bulunduğun durumun saçmalığı otoritesi. Bunlarla hep bir savaş olduğu için ben de düşünüyorum. Acaba ortak ne var? Örneğin benim annem yemek yaptığında yemekte ne olduğunu söylemez. Bu tamamen saçma sapan bir davranış. Annemin aslında burada yaptığı şey bir otorite kurma ihtiyacı. Benim yaptığım şeyin ne olduğu sorgulanmamalı mantığı var. Sonra arkadaşlarımı arayıp soruyorum, senin annen de böyle bir şey yapıyor mu diye. Onlar da onaylıyor. O zaman bunun toplumda çok karşılığı var diyorum. Hadi diyorum bununla dalga geçeyim. Hepsinde olmasa da bazı şeylerde analiz ediyorum.

Ege Life | Tek Beden, Birçok Kişi: AYKUT ELMAS

Takipçilerinizden videolarınız için senaryo önerileri alıyor musunuz?

Video fikri veren insanlar yıllardır var. Saygı duyuyorum fakat istediği kadar güzel ve saçma olsun bunları video olarak çekmiyorum. O fikir bana ait olmadığı için ben kendimi kısmen hırsız gibi hissediyorum, hoşuma gitmiyor. Bir YouTube’da bunu denedim. Bana video skeç fikirlerinizi gönderin içerisinden güzellerini seçeceğim dedim. Halil ile beraber canlandırmıştık. Çok laf yedik. Çünkü senaryolar komik değildi. Kimse de bizi yönetmen edasıyla duygularımızı yönlendirmediği için çok düşük kaldı. Bana senaryo gönderdin dedim ancak neyi, nasıl, ne şekilde yapacağımı da yazın. Bunları vermezsen ben orada hangi duyguyu vereceğimi bilmem. Kendimize göre oynadık, dalga geçtiğimizi sandılar. Ancak halbuki orada ne yazıyorsa biz onu oynadık.

Türkiye film sektörü dediğimiz zaman ilk akla gelen alan komedi ve korku oluyor. Özellikle bu alanlar üzerinde yoğunlaşılmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında ikisinde de şöyle bir mantık var: birincisi hem korku hem de komedi üretmek ucuz. İkincisi korku ve komedi birbirine çok eşlik eden duygular. İnsanda değişkenlik gösteren en yakın duygular olduğu için olabilir. Temelde ekonomik sebeplerin olduğunu düşünüyorum. Cem Yılmaz gibi geniş kitlelere hitap eden bir kişinin bile filmleri artık o kadar çok izlenmiyor. Bu iki olgunun halkta çok ihtiyaç olarak görüldüğünü düşünmüyorum. Sektörün internete kaymış olması orayı çok baltalı, o da var. Ben mesela bir komedi filmini izlemek yerine internetten 15 dakikalık komik videolar izlemeyi daha çok tercih ediyorum.

 

“ŞEHİRLERE ANLAM YÜKLEMİYORUM”

 

Sizin gibi belirli bir kitleye sahip insanların yolu çoğunlukla İstanbul’dan geçiyor. Siz ise İzmir’de kaldınız. Bunun sebebini öğrenebilir miyiz?

Ben birincisi şehirlere çok anlam yüklemiyorum. Buranın ismi İzmir olmasa da B şehri olsa da benim için bir şey yine çok fark etmeyecek. İkincisi de şu: hırslı bir adam değilim. Buna bazen maalesef ki diyorum, bazen de iyi ki. İstanbul olayına girebilmem için hırs ve rekabet olması gerekiyor. Bende o yok. Bu şekilde şimdilik mutluyum. Bazen diyorum ki ben neden Safranbolu’da yaşamıyorum? İnanın ki orayı hiç bilmiyorum. Şu anda en fazla üşeniyorumdur. Safranbolu bana hiçbir şey kaybettirmez. Çünkü ben zaten evde video çekiyorum. Şu an Türkiye’de birbirinden en uzak şehir 2 saat uçak mesafesindedir. 2 saat için bir şehirden bir şehre taşınmayı düşünmem. İşim olduğu zaman gider gelirim bu kadar.

Videolarınızın büyük çoğunluğu evde geçiyor. Mesela İzmir’in güzel yerlerine gidip farklı kombinasyonlarda video çekeyim dediniz mi?

Fark etmiyor ki. Benim işimin bir parçası değil. Videonun içerisinde komedi unsuru olarak Efes Antik Kenti varsa tamam oraya giderim ancak o yok. Ben onun yerine oraya bir biblo koyarım bir kâğıda burası Efes yazarım insanlar bunu bir şekilde kabul eder. Espri iyiyse ister Efes’te çek, ister evde kendi Efes’ini yarat. Direkt konu odaklıyım. Bu yüzden ben videolarımı hâlâ telefon ile çekerim, profesyonel bir kameram yok. Çünkü elimdeki iyiyse onu telefonla da çeksem karikatürünü de çizsem komikse komiktir.

 

“GÖZLEMDEN BESLENİYORUM”

 

İçerik malzemeniz nedir?

Okumak ve gözlem yeteneğini bir teraziye koyarsak ve karşı kefesine de ürettiğim videoları koyarsak eşitliği tutturabilmek için yüzde 90 gözlem, yüzde 10 okumak koymak gerekir. Okumak sadece bana şahsen kelime haznesi katıyor. Olaylara bakış açısı durumunda pek bir şey kattığını söyleyemem. Çünkü okuduğum kitaplar daha çok klasikler. Dostoyevski’nin bana komedi vermesini mümkün görmüyorum. Benim için daha çok gözlem. Bir de kendimi mental olarak rahat bırakabiliyorsam sakin ol ve bunu yapmaktan korkma durumuna hızlıca evirilebiliyorsam onu yakalayabiliyorum. Yoksa kitabın bana kattığı çok bir şey yok. Global komedyenleri olabildiğince takip etmeye çalışıyorum. Ancak bir tık da uzak duruyorum bu işten. Çünkü beynin ilginç mekanizmalarından biri de gördüğün bir şeyi bir süre sonra sen bulmuşsun gibi sana satabilmesi... Bu da benim için tehlikeli oluyor. Daha özgün kalabilmek adına bir tık geri kalmaya çalışıyorum.

Ege Life | Tek Beden, Birçok Kişi: AYKUT ELMAS

Bir video için birçok farklı karakteri canlandırıyorsunuz. Bu yorucu oluyor mu?

Bu tamamen videonun içeriğine bağlı. Diyalog ağırlıklı mı? Mekânlara mı bağlı? Yeri geliyor bahçeye çıkmak bile sana yarım saat koyabiliyor. Bir video için en fazla 4 saat uğraştım. Benim gibi video çeken birçok internet fenomeni çok yoğun insanlar değil. O çok büyük bir yalandır, asla inanmam yani. Yorucu olup olmadığı yaptığın videoyu koyduktan sonra ortaya çıkıyor. Mesela geçenlerde attığım iki kişiyi karşılıklı konuşturarak yaptığım video benim ölçüm kriterim olan 6 bin yorum almışken sekiz karakteri canlandırdığım video bin yorum almış. Hangisine değdi tartışılır. Birincisini yaptığıma değmiş ki sonuç ortada. Ancak ikincisine daha çok emek harcadım. Onu kestirmek olayın sonunda ortaya çıkıyor. Ben beğeniye değil, yoruma bakıyorum. İlk on dakika yorum sayısını takip ederim. İlk on dakikada bin yorum alırsam o video uçar gider. İlk on dakikada 300-400 alırsam yok olmadı. Bırakmıyorum, bu beni bir şekilde kamçılıyor. Diyorum ki bu videoda demek ki bir şeyleri eksik yaptım, gülmediler. Videolarımda belirli durumlarla dalga geçerken mesaj da veriyorum aslında. Bak sen böyle yaptığında karşındaki böyle hissediyor diyorum.

 

“HÂLÂ DÜŞÜNÜYORUM”

 

Stand-up yapmayı düşündünüz mü?

Evet, aslında onu düşündüm. Hâlâ da düşünüyorum fakat nedense bir şekilde o konuda o kadar iyi olmadığıma inanıyorum. Hiç denemedim ancak nasıl desem düzenlediğimiz söyleşilerde bir hazırlık yapmamama rağmen seyirci ile aramda kontağı kurabiliyordum. Kuramadığım zamanlarda çabuk küstüğümü gördüm. Eğer yüzüme karşı gülmezlerse üzülüyorum. Bu yüzden stand-up bir tık daha cesur geliyor. Konuya gülmediler ancak yine de devam diyebilen insanların işi. Henüz o kıvamda değilim. Kafa olarak hazır hissettiğimde çekinmeden yaparım.

  • Süleyman GÜLEN

Yorumlar

Yorum Yap

500