SALİH SEÇKİN SEVİNÇ “Dünya İçin Bir Noksanız, Ayrıca Yine Bir O Kadar Fazlayız”

RÖPORTAJ |  || SALİH SEÇKİN SEVİNÇ “Dünya İçin Bir Noksanız, Ayrıca Yine Bir O Kadar Fazlayız”
01 Haziran 2021

SALİH SEÇKİN SEVİNÇ “Dünya İçin Bir Noksanız, Ayrıca Yine Bir O Kadar Fazlayız”

  • 01 Haziran 2021
  • 307 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj: Dilara İlayda Özsoy

 

SALİH SEÇKİN SEVİNÇ

Dünya İçin Bir Noksanız, Ayrıca Yine Bir O Kadar Fazlayız”

 

Kitap okumayı seven biriyseniz, sosyal medya kullanıcısıysanız hatta yemek yemeyi seviyorsanız onu tanıyor olabilirsiniz. Kendisinin de söylediği gibi oldukça çok yönlü biri. Tüm bu özellikleriyle ve farklılığıyla, daha çok kişiye hitap etmeyi başaran Salih Seçkin Sevinç'le konuştuk. Yaptığı tüm işlerde isminden bahsettirmeyi başaran Salih Seçkin Sevinç, sürdürülebilir başarısından, takipçileri ve okuyucuları için bahsetti. Yakın zamanda okuyucularla buluşan ikinci kitabı “Ruhani” ile dikkatleri çekmeyi başardı. Birçok konuya değinen hikâyelerinde, güzel ve akıcı anlatımıyla mutlaka okuyucuyla bir bağ kuruyor. Salih Seçkin Sevinç'i daha yakından tanımak için, sizler adına birkaç soru sorduk. Keyifli okumalar dileriz.


Salih Seçkin Sevinç'i sizden dinleyebilir miyiz?

Salih Seçkin Sevinç koltuğunun altında çok karpuz taşıyan, çok yönlü, çok katmanlı biri. İnsanın kendini anlatması gerçekten çok zor… Yazar diyebilirsiniz, gastronom diyebilirsiniz, Youtuber diyebilirsiniz, gıcık adamın teki diyebilirsiniz, çok samimi biri diyebilirsiniz… Başkalarına sorsanız her biri bunun gibi size farklı bir Salih Seçkin Sevinç anlatacaktır.


Instagram’da @harbiyiyorum adıyla, pek çok lezzeti takipçilerinizle paylaştığınız bir sayfanız var. İnsanlarla yediklerinizi ve keşfettiğiniz lezzetleri paylaşmaya nasıl karar verdiniz?

Instagram hesabımız harbiyiyorum.com’un bir cüzü sadece. Oysa Instagram’dan 5 yıl evvel harbiyiyorum.com kurulmuştu ve ben orada nerede ne yenir yazmaya başlamıştım. Şu anda sitemiz 12.yılında. Ayda dört milyondan fazla trafiği olan bir web sitesi. Youtube kanalı da var; o da şu anda 114 bin takipçili.

2009 yılında Harbiyiyorum bloğunu kurdum. Bir Gaziantep iş gezisi sırasında, spesifik bir lezzetin bir restorandaki hikâyesini anlatarak başladım. Çünkü yazı yazmak istiyordum. Hâla da Harbiyiyorum’a benzer yazılar yazmaya devam ediyorum. İçeriği yıllar içerisinde başka yazarlarla çeşitledik tabii. Harbiyiyorum Instagram hesabı ise son 6 yılın gündelik içerik paylaşımlarından oluşan bir sosyal medya mecramız. Daha kısa süreli hafızaya hitap eden içerikleri tercih edenler için...

 

“BAŞARININ SIRRI; ÖNCE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK”


Biraz önce de anlattığınız gibi, yeni lezzetleri keşfederken aynı zamanda bu lezzetleri paylaştığınız harbiyiyorum.com adlı bir mağaza/web siteniz var. İnsanların size olan güveni sayesinde çok tıklanan bir mağaza hâline dönüştü. Başladığınız günden bugüne kadar süren başarınızı nasıl sağladınız?

Harbiyiyorum bugün çok yazarlı bir yemek medyası… Bugün de sadece yemek ve yemek kültürüne dair içerik oluşturuyoruz. Mağazadan kastınız sanırım 2021 yılı Ocak ayında başlattığımız sevdiğimiz, beğendiğimiz ürünleri satıcılarının satışa sundukları bir pazar yeri projesi olan Harbiyiyorumdukkan.com. Harbiyiyorum Dükkân bizim uzun zamandır aklımızda olan bir pazar yeri projesiydi. Teknik alt yapıyı kurabildiğimiz için hayat geçirdik. Şu anda hâlâ çok yeni.

Başarının sırrı ise bence önce sürdürülebilirlik. Yaptığınız işi sevmeniz ve arkasında durmanız. Zaten işinizi seviyorsanız arkasında da durabiliyorsunuz.

 

ZAMANI BÖLMEK BAŞARI GETİRİYOR

Ege Life | SALİH SEÇKİN SEVİNÇ “Dünya İçin Bir Noksanız, Ayrıca Yine Bir O Kadar Fazlayız”


Gündelik yaşantınızda çok yönlü bir insan olmayı nasıl başarıyorsunuz?

Çalışırken günlerimi ve haftalarımı bölerim. Bugün yemek yazıları yazacağım ya da bugün yemek için gezip içerik (video, fotoğraf) üreteceğim diye… Ya da bugün OdaTV’ye makale yazacağım derim. Roman yazacağım zaman ise bu kez haftaları bölerim...

 

“RUHANİ PLATON’UN İDEALARI İLE ARİSTO’NUN YERYÜZÜ ELEMENTLERİ ARASINDA SIKIŞMIŞ BİR AŞK ROMANI”


Aynı zamanda başarılı bir yazarsınız. Yakın zamanda ikinci romanınız "Ruhani" okuyucularla buluştu. Öncelikle sizin düşüncelerinizi ve okuyucuların geri dönüşlerini bizimle paylaşır mısınız?

Ruhani aslında bir aşk romanı. Sadece alışık olduğumuz türden bir aşk romanı değil. Aşkın nerede başlayıp nerede bittiğini kestiremediğimiz, dolayısıyla okuyucusunun de elini birçok yerde bırakarak boşluk duygusu yaratan bir roman. Neticede “Platonik Aşk”, olsa olsa öğrencisinin (Aristo) ortaya koyduğu teorilere âşık olmak değildir de nedir?

İnsanlık tarihinin başından beri var olduğunu söyleyen bir hayalet Ruhani. Çok şey görmüş ama bir yandan da bazı handikapları olduğu için (sesleri duyamaması ve ozon tabakasını aşamaması gibi) “şey”lerin hakikatleri hakkında noksan bilgiye sahip. Tıpkı sosyal medya hesaplarından başkalarının hayatlarını izleyen “stalklayan” bizlerin onların hakikati hakkında noksan bilgiye sahip olmamız gibi. Ruhani’nin kendisini tanıtarak monolog başlayan roman, hızla Ruhani ile bilinmeyen bir frekansta bir kadının konuşmaya başlaması sonrası diyaloga dönüşüyor. Böylece Ruhani’nin anlattıkları sonrasında kadının onun anlattıkları üzerinden tefsirleri ile Ruhani’nin kendini keşif süreci başlıyor. Ruhani Platon’un ideaları ile Aristo’nun yeryüzü elementleri arasında sıkışmış bir aşk romanı. Böyle olunca neyin gerçek, neyin hayal olduğunu ancak ve ancak bilinçaltımızda çözümleyebiliyoruz. Lakin yüzeyde, bulunduğumuz dünyaya ait çok sembol/hikâye barındırdığı için anlatılanlar bize uzak konular değiller.

Okuyucuların hepsinden farklı geri bildirimler alıyorum. Okuyanlar kendi karakterine ya da ilgi alanına göre bir bölümü daha fazla sorun edinmiş kendine. Yanıtını tam alamamış gibi hissediyor ama kitapta bir bütünlük de var. Aslında dediğim gibi roman doğrudan bilinçaltımıza sesleniyor. Rüya görmeyi sevenlerin Ruhani’yi de seveceğini düşünüyorum.

 

“YAŞADIĞIMIZ DÜNYADA VE TÜM RUHANİ ANLAM ARAYIŞLARI, YERYÜZÜNÜN CENDERESINDEN GEÇMEDEN GERÇEKLEŞMEYECEK!”


Aşk romanı olarak tanıttığınız Ruhani, gerçek hikâyelerle harmanlanıyor, aynı zamanda mistik bir karakterlerin anlatımıyla öğretici bir roman. Hem geçmişten hem de günümüzden bahsederek, aslında herkesin bildiği ama unuttuğu değerleri hatırlattığınız noktalarla dolu. Okuyucunun bu kitaptan neler çıkarması gerektiğinden biraz bahsedebilir miyiz?

Romanda iki karakter ver. Ruhani ve Lilit. Ruhani Aristo’yu temsil ediyor ama kendisi bildiğimiz, tanıdığımız dünyada değil, Lilit ise bizim dünyamızda ama o da Platon’un idealarını temsil ediyor. Yani yazarken ters diyalektik uyguladım. Bu kavramların bağlamları da ters olunca ne gerçek ne değil birbirine karışmış oldu. Lilit’in dünyası da hayal olabilir, Ruhani’nin dünyası da… Ya da tam tersi. Açıkçası yazarken okuyucunun altındaki halıyı çekmek istedim. Bu pandemide de hissettiğimiz boşluk duygusunun bir benzeri. Elbette rahatsız edici… Onun dışında her okuyucunun bu kitaptan farklı farklı çıkarımları olduğuna/olacağına eminim. Romandan bir sürü mesaj çıkarabiliriz ama en nihayetinde tek bir mesaj çıkarmamız istense o da şu olurdu: Asıl cevap bu yaşadığımız dünyada ve tüm ruhani anlam arayışları, yeryüzünün cenderesinden geçmeden gerçekleşmeyecek!
 

“HİNT FELSEFESİNDE BİR HİNDU’NUN YAŞAMININ DÖRT AMACI VARDIR: DARMA, ARTA, KAMA, MOKŞA…”

 

Ruhani; dört bölümden, farklı zamanlardan ve farklı olaylardan oluşuyor. Bağımsızlığın bütün oluşturmasının temelinde ne var? Nasıl, neye göre belirlediniz?

Hint felsefesinde bir Hindu’nun yaşamının dört amacı vardır: Darma, Arta, Kama, Mokşa… Roman bu dört başlıkla alakalı içeriğe sahip bölümlerden oluşuyor. Darma din, ahlak, töre gibi anlamlara geliyor ve insanın daha çok manevi dünyasını belirliyor. Arta iş, çalışma, kazanç, zenginlik gibi maddi dünyaya ait süreçleri belirliyor. Kama sevgi, cinsellik, zevk ve dostluk gibi konuları kapsıyor. Mokşa ise kurtuluş demek. Yani aslında reenkarnasyona inanan Hintliler de en sonunda bu maddi aleme bir daha dönmeyecek şekilde fiziki bedenlerinden kurtulmayı hedefliyorlar. Ruhani‘de geçen hikâyelerin hepsi bölüm başlıkları ile ilgili. Kurtuluş (Mokşa) bölümünde bir ters köşe yaptım. İlk üç bölümünde Platon’un idealarında süzülen roman kurgusu, bu son bölümde Aristo’nun yeryüzü elementlerine sert bir geçiş yapıyor. Asıl cevabın bu dünyada olduğunu ve tüm ruhani anlam arayışlarının hakikatte yeryüzünün cenderesinden geçmeden gerçekleşmeyeceğini yüzümüze vuruyor.

“YAKINDA HERKES KOZASINDAN ÇIKACAK”


Bölümlerden birinde, bugünde hâlâ hayatımızda olan Covid-19 virüsünü de ele almışsınız. "Dünyanın oruç tutması" yorumunuzu hem kitabı merak edenler için hem de okuyucularımız için açabilir misiniz?

Pandemi süreci tüm dünya için bir duraklama, perhiz zamanı oldu. Hepimiz kendi kozalarımızı ördük. Bildiğimiz, güvendiğimiz dünyanın enstrümanlarından bilerek, isteyerek ya da korkutularak el ayak çektik. Bu dönemde bunun için irade ettik. Elimizdekilere baktık, içimize döndük, daraldık, düşündük ve tekrar tekrar düşündük… İşte dünyanın oruç tutması budur. Yakında herkes kozasından çıkacak! Az kaldı… O zaman karşımızda bambaşka bir dünya göreceğiz.

 

“DÜNYA İÇİN BİR NOKSANIZ, AYRICA YİNE BİR O KADAR FAZLAYIZ”


Ruhani her şeyi görmesine rağmen Lilit gibi yorumlayamıyordu. Görmenin yetersiz, kendi fikriyle yorumunu katmadığı için, okuyucuya ruhsuz gibi geçiyordu. Aslında gündelik hayatta çevremizde bu tip insanlar oldukça fazla. Görmenin ve bilginin yetersiz olduğunu, kişinin bunu yorumlayıp düşünmesi gerektiğini vurgulamışsınız. Çok can alıcı noktalara sahip olan kitabınızın sayfaları, çıkarılması gereken derslerle dolu. Kitapta anlatılmak istenileni hikâye tadında işlemenin ve sürükleyici olmanın püf noktası nedir?

Romanda söylediğim gibi birçok mesaj var. Yani yazarının kendisi için en baştaki tanımı gibi çok katmanlı. Hayat aslında bu çok katmanlı görünen gerçekler ile batıni izdüşümü arasında milyonlarca kez var olan ve sürekli var olmaya devam eden, bildiğimizin/bize öğretilenin aksine lineer çalışmayan bir olgular silsilesi. Kendimizi “tam” zannediyoruz ama tüm duyu organlarımızı kullansak bile insan olarak bu dünya için hâlâ noksanız, ayrıca yine bir o kadar da fazlayız. Niye fazlayız, çünkü düşünebiliyoruz. Düşünüp yorumlayabiliyor olmamız ise bu dünyadaki diğer canlılardan tür olarak bizi ayıran en önemli özelliğimiz.

İşin aslına bakacak olursanız bu aynı zamanda bir arıza! Bir maraz. Fakat yine de üzerine gitmemiz gereken biricik arızamız da bu. Ben bu arızalı alanda kendi kurgumu yazarak mutlu olanlardan olduğumu fark ettim. Gerçek diye adlandırdığımız hikâyeleri, yine hikâye tadında işlemek için var olduğuma adım gibi eminim. Düşünceleri yazarak somutlaştırmak. Benim becerim bu. Sonuçta hepimizin gerçekleri başkaları için hikâyedir.

 

“DÜNYA HAYATI BU KALIPLARI KIRMAMIZI ÖĞRETMEK İÇİN VAR”

Ege Life | SALİH SEÇKİN SEVİNÇ “Dünya İçin Bir Noksanız, Ayrıca Yine Bir O Kadar Fazlayız”


Düşünceleriniz ve aklınızdan geçenler sayfalara dökülmeden önce; insanlara neyi duyurmak istediğiniz için kalemi elinize aldınız?

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bugün “benim” dediğin kişi ile on yıl sonra “benim” dediğin kişi aynı kişi olmayacak. Bildiğimiz her şey yanlış olabilir. Kendimizi yeryüzünün merkezinde, evreni de etrafımızda dönüyor sanıyoruz ama bu büyük bir yanılgı. Güvenli alanlarımızda hiç de güvenli değiliz. Her an her şey değişebilir. Bütün bu süreçlerde hayatın ötesine giden yüksek düşüncelerimiz ve diğer bir büyük aşkınlık hâlimiz olan “aşk”larımız kendi potansiyelimize ulaşmamızın anahtarlarını elinde tutuyor. Bu bağlamda korkusuz olmak, kalıpları kırmak, özgürleşebilmek çok önemli. Dünya hayatı bu kalıpları kırmamızı öğretmek için var. Nasıl öğreneceğin ise senin sonsuz yanılgı potansiyeline sahip düşünce gücünün (kalıplaştırılmış) direnciyle yaşamın net fizik yasaları arasındaki çarpışmaya kalmış? Çok direnirsen daha sert öğretiyor… Demek istediğimi anlatabilmişimdir umarım.


Tüm insanlığa duyurabileceğiniz bir şeyler söyleme hakkınız olsa, ne söylemek isterdiniz?

Çok da önemli değilsiniz. Hayatın tadını çıkarın. :)


Sizce yazmak nedir?

Çok da önemli olmayan insanın bildiğini düşündüğü şeyleri “insanlık” hafızasına aktarımıdır.

 

“YAZARKEN KARŞIMA ÇIKAN KARAKTERLERLE BEN DE YAZARKEN TANIŞIYORUM”


Anlatıcının mistik olmasını neden tercih ettiniz?

Yazarı mistik biri çünkü. :) İlk romanda da böyle karakterler vardı. Ölüm Yolcusu Abdülüver’in Tuhaf Seyahatleri’nde... Onda da anlatıcı karakter mistik biriydi. Muhtemelen bir sonraki de öyle olacak. Anlattığım alanlar, kurgular hep böyle alanlarda şekilleniyor. Bu arada ben aklıma gelen bir fikir/taslak ile yazmaya başlıyorum. Asıl kurgu ben yazarken şekilleniyor. Yazarken karşıma çıkan karakterlerle ben de yazarken tanışıyorum. Sonra birbirimizden öğreniyoruz…


Yazar olarak, sayfalarda canlandırdığınız karakterlerin hayatınızda bir yeri var mı? Bir karakteri neye göre yaratıyorsunuz?

Var tabii. Yeri olmayanlar bile onca yazı serüveninden sonra hayatımda var oluyor. Kulağa şizofrenik gelecek belki ama Ruhani’yi kanlı canlı bir arkadaşımdan ayırmam mesela. Ya da Abdül’ü ya da Takeshi’yi... Düşünsenize onlarla zihninizde yıllarca arkadaşlık ediyorsunuz. Birlikte yolculuk yapıyorsunuz, birlikte düşünüyorsunuz. Romanlarım bittiği zaman içime büyük hüzün çöker benim. O karakterlerle ve onlarla olan arkadaşlığım biteceği için.


Aynı zamanda bir ebeveynsiniz. Konuşmalarıyla, yaptıklarıyla oğlunuzun bilinçli bir çocuk olduğu aşikâr. Bunu nasıl aşıladınız? Kendi düşüncelerini bu kadar iyi ifade etmesini nasıl sağladınız?

Özel bir çaba sarf etmedik. İletişim yeteneği doğal gelişti. Düşüncelerini doğru kelimelere konuşurken yüklemek... Bu onun başarılı olduğu bir alan. Mesela benim onun kadar başarılı olduğum bir alan değil. Ben yazarken daha başarılıyım. Konuşmaya dayalı iletişime dair herhangi bir alanda Ali Burak’ın başarılı olacağını düşünüyorum. Anne baba olarak yaptığımız tek şey onu doğduğundan beri bir birey olarak görüp, her konuda sürekli konuşmamız...


Son olarak sizi takip edenlere, merak edenlere ve Ege Life okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Kitap okuyun. Hayatlarınız değişecek...

 

  • Dilara İlayda ÖZSOY

Yorumlar

Yorum Yap

500