Orhan Aydın: “TİYATRONUN OLMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ YOKTUR”

RÖPORTAJ |  || Orhan Aydın: “TİYATRONUN OLMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ YOKTUR”
1 Ekim 2020

Orhan Aydın: “TİYATRONUN OLMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ YOKTUR”

  • 1 Ekim 2020
  • 716 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj ve Fotoğraf: Süleyman Gülen

 

Orhan Aydın:

TİYATRONUN OLMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ YOKTUR”

Yarım asırlık sanat hayatı boyunca birçok değerli projede yer almış, oyunlar oynamış, sahnenin tozunu iliklerine kadar yutmuş özgür ruhlu bir sanatçı: Orhan Aydın. Pandemi süresince tiyatronun evrildiği şekli, dünyada dipten gelen bir sanat dalgasını ve Türk tiyatrosundaki kavuk tartışması gibi pek çok konuda güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Son olarak tiyatronun önemine vurgu yapan Aydın “Tiyatro içerisinde aşkı, sevinci, eşitliği, özgürlüğü, barışı, sevgiyi ve kardeşliği barındırır. Tiyatronun olmadığı bir ülkenin geleceği yoktur” dedi.

 

“SANAT ÜRETMEK İNADINA YAPILMIŞ”

 

Böyle güzel bir doğa ortamında düzenlenen Oyunculuk Festivali’ni nasıl buldunuz?

Oyunculuk Festivali’nin böyle güzel bir ortamda düzenlenmesine bayıldım. Ben İzmir’e 49 yıllık sanat hayatımda her sene geldim. Son 20 senedir ise burada yapılan bütün festivallere katılıyorum. Özellikle Türkiye Tiyatro Buluşması adıyla yapılan bir festival var. Bütün üniversitelere, profesyonellere ve hocalara yönelik. Türkiye Tiyatrolar Birliği’nin yaptığı bir buluşma. Seferihisar’da yapıyorduk ancak salgın nedeniyle yapamadık. Ancak buradaki dostlarım ne yapıp edip bu ormanın içerisine konuşlandılar. Sanat ve tiyatro üretmek inadı üzerine yapılmış bir iş. Bu çadırlara, bu doğaya daha önce de tanık oldum ve yine tanık olmak çok güzel bir şey.

 

Ege Life | Orhan Aydın: “TİYATRONUN OLMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ YOKTUR”

 

Pandemi dönemindeki tiyatroyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pandemi döneminin tamamını, yalnız benim ülkemde değil, bütün dünyada kapitalizm fırsata çevirmiş durumda. İşçi ve emekçi haklarını vermeyen sistemler iki dünyayı yok ettiler: Biri yazılı basının tamamını, bir diğeri sanat alanlarının tamamını. Eğer sanatçılar seslerini çıkarmazlarsa bu süreçte tarihin sayfalarına doğru gömülüp gidecekler. Ancak Avrupa’da hem basın hem tiyatro örgütlü oldukları için haklarını almak konusunda akıl birliği gerçekleştirdiler. Geçtiğimiz aylarda İngiltere’de birçok sanatçı opera ve tiyatro salonlarının kapılarını demir zincirlerle kilitlediler, eylem yaptılar. Paris’te de aynı şey oldu. Mesela Romanya’da basın emekçileri sokağa çıktılar. Bu duyulmuyor. Rusya’da da aynı şey oldu. Pandeminin merkezi dediğimiz yerde bile birçok bu tarz emekçi meydana çıktı ve bizsiz gelecek yok dediler. Tiyatronun olmadığı bir ülkenin geleceği yoktur. Çünkü insanın tarihinin en eski sanat yaratı alanıdır. İnsan var olduğu zaman keşfettiği iki sanat alanı var: birisi duvar resimleriyle başlayan resim, öbürü de birbirine kendisini ifade edecek şekilde başlayan tiyatrodur. Düne ışık tuttuğu gibi yarına da ışık tutacağı açık. Çünkü tiyatro içerisinde aşkı, sevinci, eşitliği, özgürlüğü, barışı, sevgiyi ve kardeşliği barındırır. Bir arada yaşama kültürünü barındırır. Bütün bu zenginliği ile insanlara zorlukların üstesinden nasıl geleceği konusunda akıl danışmanlığı da yapar. Hiçbir zaman ölmemesi gereken ve ölmeyecek de olan bir sanat alanıdır.

 

“ŞEVKET ÇORUH SEÇİMİ DOĞRU BİR SEÇİMDİR”

 

Rasim Öztekin tiyatro içerisinde bir gelenek hâline gelmiş olan kavuğu Şevket Çoruh’a devretme kararı aldı. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tüm bu sürece tanığım. Münir Abi ile Ferhan birlikte çalışırken Münir Abi Ferhan’ın tuluatçı yanını keşfediyor. Aralarında bir dostluk başlıyor. Erol Günaydın, Münir Abi’nin kuşağından. Erol Abi ile oturup Münir Abi karar veriyor. Daha sonra Münir Abi sahnede gelip kavuğu Ferhan’a teslim ediyor. Kavuğun bir özelliği var. Geleneksel Türk tiyatrosunun gelenekselleşmiş ve yerlileşmiş kalıcı bazı kuralları var. İlki muhalif olacaksın. Sanatçı kimliğinin özü odur. Kendine bile muhalif olacaksın. Sanat değiştirme mücadelesidir. Doğru haber peşinde koşmak gibidir. Diğeri ise güldürü sesi olacak. Tiyatro insanı olacak. Ferhan, Rasim’e kavuğu teslim ederken oradaydım. Rasim kavuğu aldıktan sonra büyük bir rahatsızlık geçirdi. Önce kalp operasyonu geçirdi. Kalp piliyle yaşamak zorunda kaldı. Çoklu organ yetmezliği gibi şeyler yaşadı. Tiyatro yapması doktorlar tarafından yasaklandı. Denize de girmez mesela. Hayatını sınırlı yaşıyor. Geçtiğimiz aylarda Rasim’e kavuğu devretmesi yönünden sanatçı arkadaşlarımız tarafından baskı kuruldu. Bu sene kadın oyuncuya verilse güzel olur şeklinde yaklaşımlar oldu. Rasim benim arkadaşımdır. Bunu ona oynadığımız oyun sıralarında yaptığımız sohbette sordum ve öyle düşünmüyor. Sonra düşününce kavuk için gerekli üç madde kimde var? Şevket Çoruh’ta var. Bu doğru bir seçimdir. Başka biri olsa reaksiyon gösterebilirdim. Rasim öyle bir şey yapmazdı ancak kavuk bir medya maymununa, sistem içerisine eklenmiş birine verilmiş olsaydı büyük reaksiyon gösterirdim.

 

“KAVUK EMİN ELLERDE”

 

Sanatçı sistemin parçası olmaz. Sistemi değiştirme çarkları içerisinde yer alır. Akıl yaratmanın peşinde koşar. Sözünü her koşulda söyler. Ben Şevket’in Baba Sahne’nin kuruluşunu nasıl yaptığını, nasıl krediler çektiğine şahit olmuş biriyim. Oyuncu seçmelerini nasıl yaptığını, yapımcılarla ilişkilerini, seyirciyle nasıl buluştuğunu çok önemsiyorum ve bunun tiyatro için ne kadar değerli olduğunun farkındayım. Asıl olan sonrasında sorgulayamayacağımız bir duruma gelmiş olması. Kavuk emin ellerde. Rasim nasıl Şevket’e güvenerek böyle bir kavuğu teslim ettiyse Şevket de aynı damarın izini süren başka bir arkadaşa teslim edecektir.

 

Ege Life | Orhan Aydın: “TİYATRONUN OLMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ YOKTUR”

 

Son dönem tiyatro anlayışını nasıl buluyorsunuz?

Çok değiştirici buluyorum. Biraz dünyayı da dolaşıp festivallere katılıyorum. Mesela bu pandemiden önce Hollanda’daydım. Ondan önce Fransa’daydım. Daha önce Latin Amerika’daydım. Şili, Arjantin’e kadar gittim. Buralarda tiyatro festivallerine katılıp gözlem yapma şansı buldum. Dipten gelen müthiş bir dalga var. Gençlerin yarattığı olağanüstü bir durum var. Müzikle, dansla ve teknolojinin son ürünleriyle beden diline yönelik çok büyük performanslar var. Hepsi de sistem karşıtı. Arjantin’dekiler Arjantin’e karşılar. Küba’dakiler Küba’dan memnun değiller. Şili’dekiler Şili’den memnun değiller. Her yerde “Savaşa hayır!” şeklinde projeler yapılıyor. Benim ülkemde de var. Kadıköy Tiyatrolar Topluluğu var. İstanbul’un yalnızca Kadıköy ilçesinde yaklaşık 67 tiyatro oluşumu var. Hükümet belediyelerinin bulunduğu yerlerde sanat üretmek çok zorlaşmaya başladı. Salonlar ve genç topluluklar olduğu gibi Kadıköy’e yönelmeye başladı. Dipten gelen genç, yeni mezun arkadaşların; dünyayı da gezmiş ve neler olup bitiyor gören, buna göre kendi tekstlerini kendi yazan, kendi oyun yazarlarını kendi yetiştiren yeni bir oyunculuk fışkırıyor. Bu, hem ülkem için hem de dünya için sevindirici bir durum.

  • Süleyman GÜLEN

Yorumlar

Yorum Yap

500