Pupa Yelken, Kıbrıs

30 Kasım 2014
Meltem ONAY

Ege Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nden mezun oldu. Adnan Menderes Üniversitesi-İşletme Bölümü’nden doktora unvanını aldı. Celal Bayar Üniversitesi’nde, Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2019 yılında, aynı üniversiteden emekli oldu. Şu anda Onbeş Kasım Kıbrıs Üniversitesi’nde rektör yardımcısı olarak görev yapmaktadır. 2020 yılında, tarıma olan hassasiyeti nedeniyle, Cemre Hareketi: Sürdürülebilir Tarım-Gıda Platformu’nu kurdu. Bu platform aracılığı ile ülkemizde, tarımda dijitalleşme ve döngüsel ekonomi uyumlu kooperatifçiliğin yaygınlaştırılması konusunda çalışmalarına devam etmektedir.

Pupa Yelken, Kıbrıs

  • 30 Kasım 2014
  • 542 Görüntülenme
  • YORUM


Tam 30 yıl önce gitmiştim Kıbrıs’a, benim için “Yavru Vatan”dı sadece. Nereden bilebilirdim ki, yıllar sonra Yavru Vatan’da daha çok bulunacağımı ve orada çalışacağımı… Rüzgâr seni bir yerlere bazen itiyor, sen karşı koymadan kabulleniyorsun gideceğin rotayı bilmeden. Hayat sana her zaman yeni sürprizler hazırlıyor. 




Şubat ayında, üniversiteden emekli olduktan sonra, birden aniden bir teklif çıktı. Lefkoşe’de yeni açılacak bir üniversitenin Rektör Yardımcısı olmamı arzu ediyorlardı. Yaş olarak genç sayılabilecek bir yaştaydım bu nedenle kendime bir on yıl daha şans tanıyordum ve “neden olmasın” dedim. 



İlk defa Mart ayında Lefkoşe uçağına bindiğimde, içimin kıpır kıpır olduğunu hissettim birden. Nereye gidiyordum? Hayallerimde yaşattığım bir uluslararası üniversiteyi burada gerçekleştirmem acaba mümkün olabilecek miydi? Bir dolu kafamdaki sorular ile Ercan Hava Limanı’na indik. On Beş Kasım Üniversitesi, Lefkoşe’deydi. Ama biz Girne’de kalıyorduk. Sabahleyin üniversitenin kampüsüne gittiğimizde, içimden şu sesi susturamadım “Biz, burada uçarız ve uçururuz”. 



İnsanın iç motivasyonu çok önemlidir. Benim hayatımda, “iç sesim” çok etkili oldu her zaman. Bu üniversite fark yaratacaktı ve bunu gerçekleştirmek için hep birlikte çalışmak ve aynı sesi paylaşanlar ile koşmak gerekiyordu. 



Üniversite’nin sahibi Ertan Birinci, Lefkoşe’de tanınmış ve sevilen bir iş adamıydı. Genç TV’nin sahibiydi. Sevecen, inançlı, kararlı, kendi ülkesi için hizmet etmeye kendini adamış birisiydi. Onun hayalleri arasında olmak beni de heyecanlandırıyordu. O gün kampüsten çıkarken, Kıbrıs’ın coğrafi özelliklerini de dikkate alarak bu üniversitenin bir “Tarım Üniversitesi” olmasını arzu ettim. Güneş, rüzgâr, organik tarım ile bütünleşen bir “Araştırma Üniversitesi”. Dünyanın her yerinden gelen bilim insanlarının buluştuğu, araştırmaların yapıldığı, yayınların basıldığı, sosyal aktiviteler ile sokaklarda öğrencilerin festivaller düzenlediği bir uluslararası üniversite olmalıydık. 



İlk gidişimde orada kaldığım birkaç gün içinde, ayaklarım hep yerden kesilmişti sanki. Girne’de deniz kenarında otururken, 30 yıl önce gördüğüm manzaranın aynı olduğunu fark ettim. Birden içim sızladı. Kıbrıs, özellikle lüks otelleri ile tanınan bir ada olmasına rağmen, neden acaba bu sahilde hiçbir şey değişmemişti. Bunu bilerek mi koruyorlardı? Ya da ekonomik imkânlar mı buna el vermiyordu? 



Daha sonra Girne ve Lefkoşe arasındaki ana yola gözüm takıldı. Her öğrencinin altında bir araba olması nedeniyle, adada çok fazla araç vardı. Ama yollar yetmiyordu. Neden yollarını acaba genişletmediklerini düşündüm. Daha sonra sohbet ettiğim kişiler bana adaya çok daha farklı bakmama neden olan mesajlar vermeye başladılar. 



Yavru vatan aslında, Türkiye’nin çok önemli bir parçası olmuş olsa da çok ihmal edilmişti yıllar boyunca.  Ne tam destek almıştı ne de vatanın bir parçası olabilmişti. Vardı ama yoktu. Sonra kendimi Kıbrıs Türklerinin yerine koydum. Koca bir dünyada yaşarken, dünya ülkeleri tarafından tanınmıyorlardı bile. Bana birisi “sen kimsin?” dediğinde, ben “Türkiyeliyim, Türk’üm” derken, onlar Ne Türkiyeli ne de tam Türk olarak kendilerini hissediyorlardı. 



Turizm bakımından çok güçlü argümanlara sahip olmalarına rağmen, uluslararası hava trafiğine açık bile değillerdi. Kıbrıs’a tatile gelenler ya daha önceden Türkiye’ye gelecekler ya da Güney Kıbrıs’a inecekler, eğer mümkün ise oradan Kuzey Kıbrıs’a geçeceklerdi. 

Eğer yollarını genişletmek istiyorlarsa ya da bir fabrika kuracaklarsa önce Türkiye’den gelen izinler ile yola çıkacaklardı. Ürettiklerini, özgürce dış pazarlara kendi kanalları ile satamıyorlardı. Her şey Türkiye’nin onayına bağlıydı. Türk firmaları özellikle tarım işletmeleri, Kıbrıs’a yatırım yapmayı hiç düşünmemişlerdi. Halbuki şu anda, tarımın önemli olduğu bu dönemde, doğanın onlara verdiği imkanlar ile her iki ülke el ele vererek neler üretebilir ve işleyerek dünya pazarlarına çok özel ürünler ile girebilirlerdi. 



Su sorunu yıllar boyunca adanın en kritik sorunlarından biriydi. 2019 yılında ancak boru hattı döşenmiş ve Türkiye’den su gelmeye başlamıştı. Düşünülmemiş, düşündürülmemiş bir toplum olarak, Kıbrıs Türkleri, sadece büyük otelleri ve 20’ye yakın adadaki üniversiteleri ile yurt dışından ve Türkiye’den gelen üniversite öğrencileri ile ayaklarının üzerinde bağımsız durmaya çalışmışlardı. 



Bu üniversiteler, YÖK’den denklik verilmemesi durumunda, değil yaşam mücadelelerini vermek, vermeyi düşündükleri eğitimleri bile veremez bir duruma düşmüşlerdi. YÖK denkliği ile o dönemin devlet politikaları ile sınırlıydı. Eğer Türkiye’de Başbakan, Kıbrıs Türkleri ile yakından ilgilenecek ise onay veriliyordu. Değil ise buna da şansları yoktu. Kıbrıs Türkleri, hemen yan sınır komşularına gidiyorlar ve Güney Kıbrıs’ta gördüklerine imreniyorlardı. Adanın gelecekte yeniden eskisi gibi bir bütün olarak, hatta bu vesile ile Avrupa Birliği’ne girebileceklerini düşünüyorlardı. Daha varlıklı ailelerin çocukları İngiltere’de okuyabiliyordu, ama ya sonra geriye döndüklerinde yine adanın koşullarında yaşamaya mahkûm oluyorlardı. 



Hani bir söz vardır, Türkiye’de batıda yaşarken, doğunu halini anlamak çok zor derdik, ben de şimdi yıllar boyunca Yavru Vatan’a sevgiyle sadece bakarken, şimdi daha farklı gerçekler ile bakmaya başladım. 

Yavru Vatan, Türkiye’nin çok özel bir parçasıdır. Ne bir vilayet ne de imkânları kısılmış onlarca şehri olan 326.000 kişinin yaşadığı bağımsızlığı sadece Türkiye’ye bağlı küçük bir ada değildir. 

Kendime söz verdim, Kuzey Kıbrıs benim artık anavatanımdır. Bu hislerle, pupa yelken güçlü hayallere….  
Meltem Onay

Yorumlar

Yorum Yap

500