Köy Enstitüleri Destanı

1 Aralık 2013

Köy Enstitüleri Destanı

  • 1 Aralık 2013
  • 580 Görüntülenme
  • 0 YORUM


Köy Enstitüleri Destanı

Kurtuluş Savaşı utku ile sona ermiş ve Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa, “Mudanya Ateşkes Antlaşması” ile diplomaside görev almıştı. O, 11 Ekim 1922 günü, Kuva-i Milliye’den aldığı güçle ateşkes antlaşması imzalamıştır. Ardından 8 ay süren, “Lozan Barış Antlaşması”, İsmet Paşa başkanlığındaki Türk delegasyonunun “Kayıtsız Şartsız Bağımsızlık” talebi nedeniyle çetin geçmiştir. Yeni Türk Devleti, milletlerarası hukukun ilkeleri içinde kısa süre öncesine kadar kendisini tanımayan, yok etmek isteyen devletlerle eşit haklara sahip, onurlu bir devlet olarak barış masasından kalkmıştır.

Ege Life | Köy Enstitüleri Destanı

Ardından, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş çalışmaları başlamıştır. Atatürk, gerçekleştirecekleri Türk devrimini şöyle anlatır; “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke, türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar, yıllarca süren savaş, ondan sonra içerde ve dışarıda saygı ile tanılan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız inkılâplar. İşte Türk inkılâplarının kısa bir deyimi…"

Gün gelmiş kurtuluş tamamlanmış, Cumhuriyet ilan edilmiş ve sıra kuruluşun gereği Türk Devrimi’nin yürürlüğüne girmesine gelmişti. O sırada arkadaşlarından biri: “İşte memleketi kurtardınız. Şimdi ne yapmak istersiniz?” Diye sormuştur. O’nun cevabı ise; “Millî Eğitim Bakanı olarak millî kültürü yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.”

Acaba, gerçekleşecek devrimler Atatürk’ün kafasında bir gecede mi canlanmıştı? O, yapmayı planladığı “Latin Alfabesi”ne geçişi, 15 yıl kafasında canlandırdığını ilk belgeselim olan “Atatürk Destanı”nda görsel olarak anlattım.

Ege Life | Köy Enstitüleri Destanı

Dilde reform ve eğitimin yaygınlaşmasını düşüncesini hiç aklından çıkarmayan Mustafa Kemal Paşa, 16 Temmuz 1921 tarihinde toplanan Eğitim Kongresi’nde şunları dile getirmiştir; “Silahıyla olduğu gibi dimağıyla da mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur” demiştir.

Gazi yeni alfabenin kabulünden sonra 08 Ağustos 1928 tarihinde İstanbul Sarayburnu Parkı'ndaki gazinoda halka şöyle hitap eder: “Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir, övünmek için yaratılmış, tarihini övünçlerle doldurmuş bir ulustur. Ama ulusun yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bunun suçu bizde, bugünün insanlarında değildir. Türk'ün karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık geçmişin düzensizliklerini kökünden kazıma günlerindeyiz. Yanlışlıkları düzelteceğiz. Yanlışlıkların düzeltilmesinde bütün yurttaşların çalışmalarını islerim. Ulusumuz, yazısı ile kafası ile bütün uygarlık dünyasının yanında olduğunu gösterecektir…"

Yazı devriminin en dikkate değer yanı, Gazi’nin bu devrimin yerleşmesinde en ufak bir ihmali bile kabul etmemiş olmasıdır. Örneğin bazı kimseler kendisine:

Ege Life | Köy Enstitüleri Destanı

Paşam, ilkokulların ilk sınıflarından itibaren yeni harflerle öğretime başlayalım. O kuşakla birlikte ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi izletelim” diyorlardı. Gazi bu görüş ve düşüncelerin hiçbirisine yanaşmadı.

Devrim ya bir anda olur ya da hiç olmaz” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, 1935 yılında TBMM’de yaptığı konuşmasında; ülkedeki 40.000 köyün sadece 5.000’de okul ve öğretmen olduğunu söylüyor ve eğitimin ortalama 3 yıl olduğunu ilave ediyor. 1936 yılında Atatürk’ün direktifi üzerine Eğitmen Kursları kurulmasına “Anadolu Aydınlanması” başlamıştır. 1937 yılında ise, İzmir ve Eskişehir, Kastamonu ve Kırklareli’nde olmak üzere dört Köy Öğretmen Okulu açıldı.

Yapılan bu iki deneyden sonra, 17 Nisan 1940’da “Köy Enstitüleri” kurulmuştur. Kısa sürede 21 adete ulaşan “Köy Enstitüleri”ne sadece köy çocukları alınıyordu. Okullar parasız yatılı idi. Köy çocuklarını cumhuriyet aydınlanmacısı ve devrimci olarak yetiştiriyordu. Eğitimi yapıcı, yaratıcı, uygulamalı ve üretici idi. 1946’ya kadar amacına uygun çalışmalar yapıldı. Ancak bu çalışmalar toprak ağalarının ve karşı devrimcilerin hoşuna gitmiyordu. 1952 yılında, “Köy Enstitüleri”ni kapatıldı ve yerine “Öğretmen Okulları” açıldı. Köy Enstitüleri, açık kaldığı 12 yılda; 18.000 öğretmen, 2.000 sağlık memuru ve 8.000 eğitmen yetiştirdi. Bunların arasından pek çok yazar ve şair, müzisyen, ressam ve yönetici yetişti.

Ege Life | Köy Enstitüleri Destanı

Köy Enstitülü öğretmenler, doğdukları köye tayin olur ve okurken aldığı aydınlanma ışığını köyüne şu marşı okuyarak, götürür;

Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine,
Toplandık has çiftçinin Atatürk'ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine.

Köy Enstitülü öğretmenler, mezun olup, köyüne atanınca, kendini birer Atatürk olarak görür ve marşına şöyle devam eder;


Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz,
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasır, gönül rahat, alnı ak.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.


Ege Life | Köy Enstitüleri Destanı

Yurdun sahibi olarak yetişen öğretmenler, “Ziraat Marşı”nın sonunda; “Yurdun öz sahibiyiz”, diye haykırırlar;

Kuracağız öz yurtta, dirliği düzenliği.
Yıkıyor engelleri, ulus egemenliği
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği. 
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz

Güfte: Behçet Kemal Çağlar

Beste: Ahmet Adnan Saygun

Şimdi ise Cumhuriyet eseri olan “Köy Enstitüleri” yok edilerek, ülke karanlık günlere geri döndürülmüştür. 1940’lı yıllarda eğitim, nüfusun %70’inin yaşadığı köylerden başlarken, günümüzde köyler, göç nedeniyle şehre taşınmıştır. Ülke nüfusunun %7,5’un yaşadığı köylerde, köylü, üretim yapılmayıp, devlete el açar hale getirilmiştir. Köy Enstitüleri kapatılmayıp, kurulduğu inançla devam etseydi, ülkemiz, Atatürk’ün özlediği ve gösterdiği; “çağdaş” ülkeler seviyesine gelirdik.

Günümüzde ne yapılıyor? Kapatılmasının üzerinden 67 yıl geçtiği halde çeşitli panellerde ve söyleşilerde “Köy Enstitüleri” anılmakta ve hakkında yüzlerce kitap, roman yazılmaktadır.

Kurulan dernek ve vakıfların; 1940’da kurulan Köy Enstitülerinde uygulanan eğitim felsefesini yeni kuşaklara aktarmayı amaçlamaktadır. Bu konuda yapılan birkaç film de bulunmaktadır.

Ege Life | Köy Enstitüleri Destanı

Ben de bir belgeselci olarak, on yıllık bir çalışma ile, yaşları 80 ile 90 arasında olan 40 Köy Enstitülü mezunu ile yirmi saate yakın röportaj yaptım. Ne yazık ki bu değerlerin çoğunu sonsuzluğa uğurladık. Röportaj yapmaya devam ediyorum. Amacım ileriye dönük, “Köy Enstitüleri Belleği” oluşturmaktır. 21 Köy Enstitüsüne ait binlerce fotoğraflık bir arşive, “Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği” Kurucusu ve Onursal Başkanı, Ortaklar Köy Enstitüsü Mezunu, Müfettiş Halil Vural sayesinde kavuştum. Önce, fotoğraf sergisi açtık, yüzlerce kez sergilenen fotoğraflardan, özlem dolu tepkiler alındı.

Mezunların anlatımıyla, “Köy Enstitülerinin kuruluşunun utkusunu ve kapanışının hüznünü 55 dakikalık röportaj ile özetledim. Bu çalışma sonucunda tamamı 66 dakikalık, 650 fotoğraflık bir belgesel ortaya çıktı. Danışmanlığını Halil Vural'ın yaptığı iki adet “Köy Enstitüleri Destanı”, 17 Nisan 2012 Günü, Tarihi Havagazı Fabrikasında ilk kez gösterimi yapıldı. Günümüze kadar birçok kez bu etkinlik tekrarlandı ve televizyonlarda gösterildi. YouTube’de yayınlanan bu iki belgeselimin linkleri aşağıdaki şekilde, izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/PYJHJZr8Vlg KÖY ENSTİTÜLERİ DESTANI – I 2017

https://youtu.be/tE4ISrAJsD0 KÖY ENSTİTÜLERİ DESTANI – II 2017

15 Şubat 2019 günü, tüm Atatürk ve Köy Enstitüsü arşivimi İş Bankası İş Sanat Genel Müdürlüğüne bağışladım. İleride, Köy Enstitüleri benzeri bir model geri gelirse, umarım “Köy enstitüleri arşivim katkı koyacaktır. Saygılarımla.

01.04.2019

Yorumlar

Yorum Yap

500