İlknur Aydoğdu Karaaslan: “Tüketim Çılgınlığının Arkasında Medya Var”

 |  || İlknur Aydoğdu Karaaslan: “Tüketim Çılgınlığının Arkasında Medya Var”
1 Mart 2020

İlknur Aydoğdu Karaaslan: “Tüketim Çılgınlığının Arkasında Medya Var”

  • 1 Mart 2020
  • 538 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj ve Fotoğraf: Süleyman Gülen

Ege Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Bilişim Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. İlknur Aydoğdu Karaaslan ile; 14 Şubattaki tüketim çılgınlığı, toplumdaki tüketimin nasıl oluştuğu üzerine çok bilgilendirici söyleşi gerçekleştirdik. Karaaslan gerekenden fazlasını tüketmemek üzerine görüşlerini bizlerle paylaştı.

Size göre tüketim çılgınlığının arkasındaki büyük etken nedir?

Tüketim çılgınlığı bireylerin hep daha fazlasını tüketmek istemesidir. Bence tüketim çılgınlığının arkasındaki en büyük etken medyadır. Geleneksel kitle iletişim araçlarından televizyon ve radyo kanallarının yanı sıra günümüzde dijital teknolojilerin artması bireyleri daha çok etkileşim ortamlarına itiyor ve bu süreç bireylerin aynı zamanda imajlarının da etkileşimidir... Kişinin gerçekte ne olduğu değil, nasıl göründüğü önemlidir. İmajın etkileşimi, kişileri tüketim kültürünün içine itmektedir. Bireyler tüketim kültürü üzerinden imajlarını inşa etmek için çeşitli sembolik değerleri olan ürünlere yönelmektedir. Dolayısıyla sürekli piyasadaki yeni ürünler ve bu ürünlerin sembolik değerlerinin keşfedilmesi önemli hâle gelmektedir. Çünkü söz konusu ürünler üzerinden kişiler kendi farklılıklarını yani tarzlarını ve bireyselliklerini kurgulayabilmektedir. Ne kadar çok tüketirse kendisini, tüketimin odağına yerleştirerek yenilemekte yani güncellemektedir. Güncel olmak ve gündemde kalmak, yaşamanın ana ekseninde yer almaktır.

 “SANAL MECRA TÜKETİME KATKIDA BULUNUYOR”

Geleneksel ve sosyal medyada tüketimin arttırılmasında, reklamlar önemlidir. Çünkü reklamlar, yeni ürünlerden ve ürünlerin toplumsal yaşamlarındaki işlevlerinden bireyleri haberdar ederek, satın almayı cazip kılmaktadır. Günümüzde dijital ve mobil teknoloji kullanımlarının artması da zamandan ve mekândan bağımsız olarak alışverişi desteklemekte ve tüketimi kolay hâle getirmektedir. Çünkü bireyler, zaman kaybetmeden oturdukları yerden istediklerini alabilmekte, böylece tüketim yaparken kendilerini daha özgür hissetmektedirler. Günümüzde market alışverişinden elektronik eşya hatta mücevher alımına kadar birçok üründe online alışveriş tercih edilmektedir. Online ortamlarda yapılan alışverişler, bireyler için daha çok ürün seçeneği sunmanın yanı sıra ürünlerin özelliklerini de karşılaştırabilme imkânı sağlamaktadırlar. Dolayısıyla zamandan ve mekândan bağımsız olarak bireylere hizmet eden sanal mecralar, tüketim çılgınlığına katkıda bulunmaktadır. Özellikle sosyal medyadan da otomatik olarak gelen reklamlar, insanları hiç planlamadığı hâlde o ürünü satın almaya teşvik etmektedir. Özellikle belirli günlerde yapılan promosyonlar veya indirimlerde bu duruma ilave edildiğinde, bireylerin tüketim çılgınlığı kaçınılmaz olmaktadır.

SEVGİYİ BİR GÜNE SIĞDIRMADAN YAŞAYIN”

Ege Life | İlknur Aydoğdu Karaaslan: “Tüketim Çılgınlığının Arkasında Medya Var”

14 Şubat Sevgililer Günündeki tüketim çılgınlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki özel günlerde tüketim çılgınlığı bir kat daha artmaktadır. Çünkü çevrede o gün gelmeden birçok hazırlık yapılmakta, medyadan ürünler ve hizmetlerle ilgili sıklıkla reklamlar verilerek, bireyler tüketime teşvik edilmektedir. Sevgililer günü kapsamında yapılan tüketimler, belirli ürünler veya hizmetler olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, restoranlarda verilen hizmetler, alınan mücevherler, çiçekler, sinema veya tiyatro hizmetleri, yani o gün kişinin sevdiği kişi ile geçirebileceği özel anlar yaratılmak istenmektedir. Özellikle medyadan reklamlar yoluyla erkeklere bu özel günde eşlerine veya sevgililerine hediye alma mesajı verilmektedir. Hangi hediyenin verilmesi gerektiği ve bu hediyenin sevginin ne kadar göstergesi olabileceği konusunda koşullandırılmaktadırlar. Günümüzde sosyal medyanın hayatımızın önemli bir parçası olması, bu özel günde bireylerin birbirini online ortamda takip etmesi, alınan veya verilen hediyelerle bireylerin birbirlerine olan sevgilerini ifade etmeleri, online mecralarda göz önünde yaşanmaktadır. Bu nedenle tüketim çılgınlığı zaman zaman bireylerin bir yarış içerisine girmesine de neden olmaktadır. Özellikle bireyler arasında sosyal medyadaki beğeni sayısının öneminden dolayı da, sevgililer gününde verilen veya alınan ürünlerin farklılaşması anlam kazanmaktadır.

Size göre birine duyulan sevgiyi bir ürüne indirgeyerek sevgi mi satın alınıyor?

Tabii ki hayır. O kişiye alınan ürün ne olursa olsun, sevginin değeri değişmez. Ancak 14 Şubat Sevgililer Günü olması nedeniyle insanlar medyadan, online mecralardan ve mağazalardan öyle etkileniyorlar ki; kendilerini tüketimin ortasında buluyorlar. Çünkü bu süreç sevgililerin birbirlerine olan beklentilerini de biçimlendiriyor. 14 Şubat Sevgililer Günü çok uzun zaman öncesinde bilinse bile, toplumun gündeminde yer alması son 20-30 yıllık bir dönemdir. Sevgililer Günü, dünya kültürlerinde yerini almış ve birçok kişi tarafından benimsenmiş bir gündür. İnsanlar o gün daha çok sevdiklerini görmek, onlarla bir şeyler paylaşmak ve o günü ölümsüzleştirmek için elinden geleni yapmaktadırlar. Çünkü bireylerin yaşadıkları çevre de bunu desteklemektedir. Kişilerin birbirleri ile özel gün hakkındaki paylaşımları, sosyal medyayı kullanan hemen hemen her yaş grubunun dikkatini çekmektedir. Bu şekilde sevgi metalaşmaktadır. Oysaki sevgi sadece bir gün değil her gün yaşanmalı ve yaşatılmalıdır. Bireyler her gün Sevgililer Günü’nde gösterdiği gibi ilgi ve alakayı birbiriyle paylaşmalıdır. Çünkü sevginin günü olmaz. Sevgi öyle özel bir güç ki, sadece bir güne sığdırılmadan hayat boyu yaşanmalıdır.

ÖNCELİKLE ALINACAK ÜRÜNÜN GEREKLİLİĞİ DÜŞÜNÜLMELİ”

Ege Life | İlknur Aydoğdu Karaaslan: “Tüketim Çılgınlığının Arkasında Medya Var”

Gerekenden fazlasını tüketmeden yaşamanın yolları nelerdir?

Evet, hepimiz zaman zaman kendimizi tüketim çılgınlığının ortasında buluyoruz. İhtiyacımız olsun olmasın gördüğümüz ve duyduğumuz indirimler karşısında karşı duramamakta ve içgüdüsel olarak satın alma gerçekleştirmekteyiz. Yani; plan yapmadan ihtiyaç dâhilinde olmayan ürünleri almaktayız. Çünkü çevrede daha önce de belirttiğim gibi çok fazla uyaran bulunmaktadır. Ancak günümüzde ekonomik açıdan bireylerin zor zamanlar yaşaması, onları düşünerek alışveriş yapmaya sevk etmektedir. O nedenle öncelikle tüketim yapmadan önce ihtiyaçların belirlenmesi gerekmektedir. İhtiyaçlar doğrultusunda yapılan alışveriş, daha anlamlı ve yerinde olacaktır. Alışverişe gidildiğinde herhangi bir ürünü almak istediğimizde öncelikle evde bu ürünü ikame edebilecek bir ürün olup olmadığı değerlendirmesi yapıldıktan sonra tüketime yönelmek gerekmektedir. Aksi takdirde alınan ürünler zaruri olmadığından kısa sürede onlarda gerekli görülmeyecek ve yenilerini almaya yönelim olacaktır. Bireyler tüketim yaparken, çoğunlukla bir ürünün farklı renk ve modellere sahip olmak istemesinin yanı sıra modayı takip etmeleri de onları gereksiz tüketime yönlendirmektedir. Özellikle tüketim yaparken bireylerin ekonomilerini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir.

Tüketim çağı yaratıldı mı; yoksa insanların içerisindeki doymamışlık hissi mi ortaya çıktı?

Günümüzde herkesin her gördüğünü almak istemesi ve buna uygun ortamların sunulması, gündelik yaşamın normal bir aktivitesi hâline geldi. Dolayısı ile tüketim çağı yaratıldı. Örneğin, mağazaların yaptıkları indirimler, taksit imkânları, bankaların verdikleri krediler, bireylerin tüketim yapmalarına katkıda bulunuyor. Ayrıca kredi kartlarının da kullanılması, bireylerin tüketimini kolaylaştırmakta ve farkında olmadan ihtiyacımız dışında başka ürün almaya yöneltiyor. Ayrıca sanal ortamlar, tüketicilere birçok avantaj sunuyor. Bireyler ürün, marka, satıcı seçme olanağına sahip olurken, bir de istedikleri zamanda bu ortamlardaki mağazalardan ürün satın alabiliyorlar. Çevrede tüketime yönelten birçok faktör var iken, bireylerin bu duruma karşı koyması da imkânsız hâle geliyor.

Tüketim çağının oluşmasındaki bir başka neden ise, günümüz yaşam koşullarındaki zorlukların olması ve bireylerin toplum içinde yalnızlaşmaları. Tüm bunlar onların iç dünyasında manevi bir boşluk yaratıyor. Bu boşluk da, bireyleri tüketime yönelterek mutlu olma yoluna itiyor.

  • Süleyman GÜLEN

Yorumlar

Yorum Yap

500