Gerçek, Daha Gerçek, En Gerçek!

1 Mart 2017

Gerçek, Daha Gerçek, En Gerçek!

  • 1 Mart 2017
  • 584 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Gerçek, Daha Gerçek, En Gerçek!

Şubat ayı ortasında, bir toplantıda çok değerli bir hocamı dinleme fırsatım oldu; Sayın Prof. Dr. Türker Kılıç. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli bilim adamlarından olan bu konuşmacı, çok önemli konulardan bahsetti. Tüm dünyanın konuştuğu buluşları, arkasındaki felsefeyi, gelişen düşünce sistemleri ve geleceğini anlattı. Anlattığı konular arasında en çok dikkatimi çeken başlıklardan birisi; “Post Truth Era”. Nesnel gerçekler ile hissedilen gerçek arasındaki uyumun bozulmasına yönelik bir tanımlama olmasına rağmen, konuyu “gerçeği değiştiren” çalışma alanlarından birisi olarak bilişim sektöründe de değerlendirmek istedim.


Değiştirdiğimiz (veya yeniden yorumladığımız da diyebiliriz?) şeyin ne olduğunu sabitleyerek başlayalım. “Gerçek; El ile tutulup, göz ile görülebilecek şekilde tam anlamıyla varolan, varlığı hiç bir şekilde yadsınamayan, durum, olgu, nesne yada nitelik anlamında var olan” biçiminde basitçe tanımlanabilir. En azından “tanımlanabilirdi”, geleneksel anlamda. Bir “şey”in var olması, reddedilemeyecek şekilde var olması, karşıtlığının ispatlanamaması durumunda, o “şey”i gerçek olarak tanımlayabiliyorduk. Peki hala öyle mi?


Yakın zamanda piyasaya sürülmüş bir Microsoft ürünü; Microsoft Hololens. Geliştirilmiş olan bir gözlük; tanımlanmış, bilgisayarda çizilmiş görüntüleri, gerçek hayatta gördüğünüz cisimlerin arasına yerleştirebiliyor. Bir başka deyişle, gerçekte olmayan şeyleri, gerçek dünya dahilinde görebilme, bu şeyler ile etkileşimde bulunabilme fırsatı veriyor. Örneğin bir hoparlöre baktığında sesin şiddetini işaret ederek değiştirebilme fırsatınız olacak. Daha karmaşık bir örnek vermek gerekirse; yaptığınız bir tasarımı canlandırıp, üç boyutlu olarak karşınıza getirebilir, detaylı olarak incelemenizi, etrafında dolaşmanızı sağlayabilir.


Peki sanayi tamam, eğlence tamam da, daha büyük bir faydasını düşünecek olursak, şu örneği de verebiliriz; Tıp Fakültesi’nde öğrencisiniz. Ameliyat pratiğinizi var olmayan bir hasta üzerinde, var olmayan bir rahatsızlığı tedavi etmek üzerine yapabilirken, yaptığınız hataların kimseye zarar vermemesini sağlayabilir, hatalarınızın nesnel değerlendirmesini görebilirsiniz. Peki burada gerçek olan ne? Sadece sedye. Gerçek olmayan ameliyathanede, gerçek olmayan hastayı, gerçek olmayan rahatsızlıktan kurtarmak için gerçek olmayan bir ameliyatı yapmak. Bir başka gerçek ne? Doktorluk becerimizin gelişmesi...


Layar isminde bir uygulama geliştirildi. Farklı özelliklerinin yanında, gördüğünüz gerçeğin yanına görmediğiniz gerçeği de eklemeye çalışıyor. Cep telefonunuza yüklediğiniz uygulama açıkken çevrenizi incelediğinizde, çevrenizdeki kiralık veya satılık evleri, evlerin size uzaklığını, genel bilgilerini sunabiliyor. Bildiğiniz gerçeğin üzerine, bilmediğiniz ve görmediğiniz gerçeği de ekleyerek, gerçeğinizi arttırıyor. Peki bu noktadan başladığımızda nereye kadar gidebiliriz derseniz, kişisel bilgi güvenliği ve basit teknik sorunları (enerji gibi) aştığımız takdirde gördüğünüz her kişinin sosyal hesap dökümlerini anlık olarak karşınıza getirecek uygulamaya gitmek çok da zor değil. (Şu anda izlendiğiniz bir kameranın sizi tanıması ve bilgilerinize erişmesi çok da ütopik bir hedef değil. Özellikle Facebook, fotoğraflarınızda sizi tanıyıp siz istemeden de sizi etiketleyebiliyorken...) Tek yapmak gereken bu işlemi hızlı gerçekleştirerek kullanıcının karşısına getirebilmek. Sonrasında herkes birer Ironman klonu olarak ortalıkta dolaşabilir. Peki gördüğünüz kişi gerçek mi? Peki sosyal mecralardaki bilgileri gerçek mi? Peki bu ikisini sürekli yanyana görebiliyor muydunuz? Peki bu gerçek değilse, hangisi gerçek?


Bir süredir tüm dünyayı sallayan bir uygulama / oyun var... Niantic firması, Ingress isimli bir oyun ile dünyayı hafif şiddette sarsmıştı. Konusunu kısaca anlatmak gerekirse; Yeşil ve Mavi olarak 2 farklı ekipte yer alan ajanlar, dünyada bilinen toplanma noktalarını kendi kontrollerine alarak, bu noktaları sanal ortamda birleştiriyor, oluşturdukları alanlardaki insanların beyinlerini kontrol ediyorlardı. Daha geniş alanlarda kontrol sağlayan takım da anlık olarak dünyaya hakim olabiliyordu. Toplanma noktaları olarak, gerçek dünyadaki okul, hastane, dini merkez, heykel, alan, vb. noktaların seçilmesi ve ele geçirme işleminin ancak bu noktanın fiziksel olarak yanına gidilmesi ile gerçekleştirilebilmesi oyunu benzerlerinden ayrı kılıyordu.


Bir başka deyişle, gerçekten yanına gittiğiniz bir heykeldeki sanal işaret bayrağını sanal saldırı ile yıkıp sanal olarak kendi bayrağınızı yerleştiriyordunuz. Sanal hayat ile gerçek hayatı birbirine ekleyen bu oyun, oyun çevrelerinde yüksek başarı sağlasa da, Niantic firmasını özel bir noktaya getiren, (hatta belki de bünyesinde bulunduğu Google’dan ayrılmasına yol açan) bir sonraki oyun projeleri oldu; Pokemon Go. Büyük ihtimalle duyduğunuz ve belki de oynadığınız oyunu kısaca tanımlamak gerekirse; Gerçek sokaklarda, gerçek yollarda dolaşarak gerçek olmayan yaratıkları kovalıyor, bu gerçek olmayan yaratıkları toplayarak gerçek dünyadaki toplanma noktalarında oluşturulmuş, gerçek olmayan dövüş alanlarında gerçek olmayan dövüşlere sokuyoruz. Sokak gerçek, okul gerçek, karşınızdaki kişi gerçek, ancak oyuncular, toplanan yaratıklar gerçek değil. Peki gerçeğinize eklenen bu şeylerin gerçek olmadığını iddia edebilecek misiniz? Yoksa ağacın üzerine baktığınızda görmediğiniz ancak telefonla baktığınızda görünür hale gelen bir pokemon gerçek de olabilir. Belki de değildir?


Asıl önemli olan soru şu olmalı belki de; Gerçek olmadığını düşündüğünüzde ne kazanıyorsunuz? Gerçek olduğunda ne kazanıyorsunuz? Gerçeğinize eklenenler, ne kadar gerçek? Yoksa gerçeğiniz, gerçek olmayan bir çok bilgi ve heyecan ile değersiz ve görünmez hale mi getiriliyor? Sanal gerçekte veya arttırılmış gerçek de sorun olmayabilir. Belki de sorun; gerçeğinize eklenen gerçeklerde ve sizin bu gerçeklerin eklenmesinden ne kadar faydalandığınızdadır... Belki de Prestige filminde de dedikleri gibi; “Siz sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz...”


Umarım bu kandırılmanız, gerçeğe gerçeğin eklenmesi ile olsun... Selamlar, Saygılar...




11.03.2017

Yorumlar

Yorum Yap

500