Dr. Enver Yaser Küçükgül: “İZMİR ZEHİR SAÇIYOR!”

 |  || Dr. Enver Yaser Küçükgül: “İZMİR ZEHİR SAÇIYOR!”
01 Ağustos 2021

Dr. Enver Yaser Küçükgül: “İZMİR ZEHİR SAÇIYOR!”

  • 01 Ağustos 2021
  • 369 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj ve Fotoğraf: Süleyman Gülen

 

Dr. Enver Yaser Küçükgül:

İZMİR ZEHİR SAÇIYOR!”

 

İzmir'in büyük ilçelerinden Gaziemir'deki radyasyon çöplüğü zehir saçıyor. İlçe merkezinde bulunan Emrez Mahallesi, Aksoy Caddesi üzerinde bulunan kurşun fabrikasında Europium 152 izotopları ve benzeri radyoaktif maddelerin, kullanıldığı, tesisin 70 dönümlük arazine gömüldüğü 2007 yılında ortaya çıkmıştı. Geçtiğimiz günlerde Gaziemir Belediye Başkanı Halil Arda ile çevre avukatı Arif Ali Cangı, kimsenin girmeye cesaret edemediği fabrika arazisine giderek inceleme yaptı. Metruk hâldeki fabrika binasını inceleyen Arda ve Cangı, radyoaktif maddenin gömülü olduğu araziden buhar yükseldiğini de gözlemledi. Radyoaktif maddenin buhar ile havaya karıştığı belirtilirken, Arda ve Cangı, Almanya'dan getirilen radyasyon cihazı ile ölçüm yaptı. Cihaz 832.3µSv/h (mikrosievert/saat) rakamını gösterdi. Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü'nden emekli öğretim üyesi Dr. Enver Yaser Küçükgül konu ile ilgili dergimize açıklamalarda bulundu:

 

"YETKİLİLER KILLARINI KIPIRDATMIYOR"

 

"Radyoaktif Atık Yönetim Koordinatörlüğü’nün (RAYK) görevi bu ülkedeki atıkların kontrolünü yapmak. Bu kurum varken başka hiç kimse bu atıklara müdahale edemez. Ben sahaya 2007'de girdim. Benim ölçüm yaptığım bu tarihlerden önce konu meclise taşındı. 2006'dan 2021'e kadar meclise 30'un üzerinde bu konu ile ilgili gensoru verildi. Bunların temel konusu Gaziemir'deki radyoaktif atıkların çevreye ve insana zarar vermeden bir an evvel bertaraf edilmesi. Hem yerel yönetim hem de merkezi yönetim tarafından bu sorun bilinen bir şey. Bu işlerle görevli devlet memurları sorunu biliyor ve görevini yerine getirmiyorsa bu bir suçtur.

 

2012'lerde bu sahadaki atıkların temizlenmesi için Türkiye Atom Enerji Kurumu İzmir'de Turanlar isimli bir şirkete bu atıkların temizlenme işini verdi. Böyle bir çalışmayı yapabilmek için de İzmir Valiliği kanalıyla bakanlık ÇED gerek yoktur raporu verdi. Halbuki bu ÇED için en tehlikeli olayken. İzmir'de tüm meslek odaları mücadele ederek dava açtı ve ÇED gereklidir raporu çıkarıldı. Çevre Bakanlığının yetkisi kapsamında olan bir iş değil. Radyoaktif uzmanı olmayan bir şirkete siz bu işi veriyorsunuz. Adeta bir cinayet işlendi. Başka devletler bu tarz işlerde robotları kullanırken bu tarz uzmanlık alanı olmayan bu şirketler ise kötü koşullarda insanları kullandı bu işte. O dönem iş üzerinde olduklarında bizi oraya sokmadılar. Biz ancak bunlar işi yarım bırakıp çekip gittiklerinde oranın hâlini görebildik. Ortada radyoaktif maddeleri kırmak, elemek ve ayrıştırmak gibi onları daha aktif hâle getirecek prosedürler uygulandı. Bu bir cinayettir. O şekilde bırakıp gittiler. Radyasyon öyle tek seferde ölçebileceğiniz bir şey değil. Çok kapsamlı. Bu konunun uzmanları var ancak ben şimdiye kadar bu uzmanların Gaziemir'deki atıkları konusunda tek bir demecine rastlamadım. Ben yıllardır bu işin içinde olan biriyim. Oradaki ölçülen sayıların ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorum. O yüzden uyarıyorum. Yetki sahibi insanların kıllarının kıpırdadığını görmedim.

 

“GEDİZ VE MENDERES HAVZASI DİKEN ÜZERİNDE”

Ege Life | Dr. Enver Yaser Küçükgül: “İZMİR ZEHİR SAÇIYOR!”

Benim yıllardır üzerinde çalıştığım Gediz ve Menderes Havzası var. Buraya atılan her atık taşınarak İzmir körfezine geliyor. Bu tesislerin en başında Manisa Köprübaşı Uranyum Tesisleri var. Buraya gidip ölçüm yaptım. Köprübaşı'nda tam 300 noktada uranyum cevherleri çıkarılmış. Hiçbir tedbir almadan işleri bitince öylece bırakıp gitmişler. 12 Eylül sonrası bu tesis kapatıldı ve açılan ocaklar, tesis o hâliyle bırakıldı. İnsanlar ve çevre radyoaktif uranyum mineraliyle ile başbaşa bırakıldı. Yağışlarla bunlar Demirköprü Barajı'na taşındı, Gediz nehri yoluyla da İzmir'e kadar bunları taşıdı. Bunların çevresel ve mineral etkileri yaklaşık 15 tane uluslararası yayında bilim insanları tarafından yayınlandı.

 

Köprübaşı'nda Prof. Dr. Ahmet Şaşmaz hocamız TÜBİTAK için 1 sene boyunca o bölgede ölçüm yaptı. Uranyumun nasıl yol aldığını toprakta, meyvede, sebzede, yüzey ve kuyularla yeraltı sularında gözlemledi. Sonuçta yerel halk bölgedeki emlak değerlerini düşürüyoruz diye hakkımızda suç duyurusunda bulunuldu. Bundan 2 sene sonra Aydın Söke', Kisir Köyü'nde zamanında İngilizler tarafından çıkarılıp işlenip bırakılan uranyum cevhari atıklarında ölçüm yaptık. Doğal radyasyon sınırının 500 katını ölçtük. Burası Menderes Havzası için önemli kirletici bir kaynak. Gazetelere yazıldı, meclise gensorular verildi. Aydın Tarım İl Müdürlüğü hakkımızda tarımsal ürünlerin değerini düşürdüğümüz için suç duyurusunda bulundu. Bu da yetmedi Tarım Bakanlığı tarafından bu alanın bitişiğindeki yere organik sertifikalı tarımsal ürün tesisi kuruldu. Bu köyde her hafta bir kişinin kanserden öldüğü gazeteler tarafından yazılıyor. Tüm bunlar çevremizde radyoaktif kaynaklar olduğunu gösteriyor. Kimi ilçede, kimi köyde. Ancak Gaziemir'deki Türkiye'nin üçüncü büyük şehrinin göbeğinde.

 

"SADECE ÖLÜLER GÖMÜLÜR, ATIKLAR GÖMÜLEMEZ"

 

Yıllardır yetkililere karşı söylediğimiz bir şey var. Burada şehrin göbeğinde radyoaktif atık olmaması gerekiyor. Bugüne kadar kimler denetim yaptıysa yargı önüne çıkması gerekiyor. Birileri hesap vermeden gelecekte insanların doğru çalışmasını bekleyemeyiz. Buradan bir vatandaşın bir atığı alıp götürmesi kanunen suç. Burası tamamen devletin elinde. Dünyanın baş belası bir sorun. En son aldığımız haberlere göre Almanya 70 Milyar Euro bedelle bu atıkları bertaraf etmek için uğraşıyor. Yer bulamıyor. ABD nükleer atıkları nasıl depolayacağını hâlen çözebilmiş değil. Bizim üç bölgemizde nükleer reaktör kurma işimiz var. Akkuyu, Sinop ve İğneada. Bu bölgelerdeki nükleer reaktörlerden sonra oluşan atıklar yine toprak altına mı gömülecek, üzeri örtülecek? Sadece ölüler gömülür, atıklar gömülemez. Atıkların arıtılması gerekir. Gazmiemir'deki atıklar 2008 yılındaki raporda 100 bin metreküplük bir hacmi kapsıyordu. Yıllar içerisinde bu 2-3 kata kadar çıktı. Orası radyoaktif atık değil, kaynaktır. Önerim öncelikle bu 70 dönümlük sahanın sondajlarının yapılması. En az sağlam zemine kadar sondaj yapılacak; alınan karotlarda hangi radyoaktif maddeler, hangi izotoplar var, bunların yarı ömürleri ne bunlar belirlenecek. Sonra teknolojiyle bunlar yerinden çıkarılıp paketlenip koruma altındaki bölgeye transfer edilecek. Dünyada yapılan yöntem budur. Kum, çakıl ocağı işletir tarzı işten anlamayan firmaya verip durumu yeniden daha kötü yapmamalıyız. Gaziemir'deki bu bölge biraz daha yüksekte kalan bir bölgedir. Burada yıllarca yağan yağmurla bu atıklar yeraltına karışıyor. Karabağlar'da pek çok yeraltı kuyusu var. İllegal kayıtlı olmayan da var. İnsanlar bu suları kullanıp içiyor. Bu sular akışa devam ederek körfeze kadar gidiyor mu? Bunları izlemek lazım. Geçtiğimiz günlerde İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile çalışıyoruz ve bir hayli yol aldık şeklinde bir açıklama yaptı. Bu atıklarda yetki Türkiye Enerji Nükleer ve Maden Araştırma (TENMAK) ile Radyoaktif Atık Yönetim Koordinatörlüğü (RAYK)'ndedir. Konuda uzman olmayan kurumların bu atıklarla alakalı yol aldık demesi nasıl bir şeydir?

 

"BU BİR HALK SAĞLIĞI PROBLEMİDİR"

Ege Life | Dr. Enver Yaser Küçükgül: “İZMİR ZEHİR SAÇIYOR!”

Aliağa'dan Türkiye Demir Çelik Tesislerine be benzeri işletmelere yılda 21 milyon ton hurda gidiyor. Yılda 2-3 milyon tona varan her türden gemi sökülüyor. Bu gemilerde radyoaktif maddeler taşınmış olabilir. Son yıllarda 14 milyon ton plastik atık bu ülkeye sokuldu. Bunların içerisinde ne olduğunun kayıtları yok. Bu hareketler şüphe çekici. Uluslararası yollardan bu ülkeye atıklar girdi. Kaçakçılık şubesinin bu olayları araştırması lazım. Eğer bu kaynaklar yurt dışı kökenliyse konu İnterpol'ün kapsamında araştırılması gerekiyor. Bunların hiçbiri yapılmadı. Radyasyonun birçok zararı var. Halk sağlığı uzmanları bu konuda daha yetkindir. Radyasyon en başta DNA'mıza etki eder. Molekülün yapısını bozar. Bunun yapısı bozulursa yeni nesillerde mutajenik değişiklikler olabilir. Kanser vakaları artar. Toprağa ve suya yapılarını bozucu etkileri söz konusudur. Bu bir halk sağlığı problemidir. Anayasamızın 56. maddesinde yazdığı gibi herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı vardır. Bunda devletin da vatandaşların görevleri vardır. Radyasyonun etkilerini 5-10 yılda göremezsiniz. En az üç nesil araştırmanız takip etmeniz gerekiyor.”

  • Süleyman GÜLEN

Yorumlar

Yorum Yap

500