Eko-Köyler ve Biz

DOSYA & HABER | HABER || Eko-Köyler ve Biz
1 Ağustos 2019

Eko-Köyler ve Biz

  • 1 Ağustos 2019
  • 515 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Bazen size de oluyor mu bilmiyorum; yaşarken içiniz birden sıkılıyor mu? Çıkmaza girdiğiniz, bozulan bir düzeni değiştirmeye çalıştığınız ve kararsız kaldığınız…

Her gün okuduklarım içimi daraltıyor. Gördüğüm kişilerin umutsuz bakışları, gençlerin umutsuz yakarışları, bozulan ekonomik şartlarımız, kirlenen dünya, bozulan ahlaki değerler... Saymakla bitmeyecek bir dolu şikâyeti sırasıyla sayabilirim sizlere ama bir yandan da kendi iç çelişkilerim var. Niye şikâyet ediyorsun ki, bul o zaman çözümler ve harekete geç diyen uslanmayan kalbim ve düşüncelerim…

Bu aşamalarımda, kendimi takdir ettiğim çok özel bir karakterim var. Her gün hayatıma yeni kişileri alıyorum, onların deneyim ve bilgi birikimlerinden yararlanmaya çalışıyorum. Bu beni hem zenginleştiriyor hem de benim ile aynı duygulara sahip kişiler olduğunu görerek, motive olabiliyorum. Bu motivasyon ise, beni harekete geçirip daha çok okumaya teşvik ediyor, daha da güzeli benim gibi düşünen kişiler ile ortak platformlar oluşturarak çözümler üretebilme becerisine sahip olabiliyorum.

Yaklaşık iki yıldır, ülkemizde “Tarım” alanında çok başarılı çalışmaların hızlanması için çaba gösteriyorum. Bunun en önemli nedeni ise, ekonomik olduğu kadar geleceğe olan sorumluluğum. Üretmeyen tamamen tüketen bir topluluk olduk. Hiç durmadan şikâyet ediyoruz, ama çözümler üzerinde düşünmüyoruz. Bunun çeşitli nedenleri olsa bile, sistemi değiştirmek ya da yeni sistemler oluşturarak, daha mutlu yaşamanın formüllerini aramıyoruz. Kısır döngünün en büyük nedeni de “bu iş olmaz” diyen kişiler ile daha çok birlikte olmak.

Bu aşamada beni her daim pozitif kılan ve ümit dolu olmamı sağlayan tek duygu “araştırmak”, deneyim ve bilgileri toparlayabilmek ve yeniden işleyebilmek. Geçtiğimiz haftalar için de yeni dostlarım oldu. Bu dostlarım beni besledi ve eski sistemler ile uğraşmak yerine “yeni sistemler” inşa ederek, çareler bulunabileceğini bir kez daha göstermiş oldu.

Eko-Köy diye bir kavramı her birinizin duyduğuna eminim. Dünyada eko-köylerin oluşmasına neden olan faktörler arasında, dayanışma üzerine kurulu sosyal, kültürel yapıların çökmesi ve yerküremizde giderek çoğalan zararlı çevre uygulamaları sayılabilir.

Eko-köyler, kendi kendine yeten, tatmin edici bir yaşam tarzı sürdürmeyi isteyen, birbirleriyle, tüm canlılarla ve yerküreyle uyum halinde yaşayan, kentli ve kırsal toplum insanlarından oluşuyor. Eko-köyler, dayanışma prensibine dayalı sosyal çevre ile sade bir yaşam tarzını birleştirmeye çalışıyor kısacası… Bunu gerçekleştirmek için; ekolojik tasarım, permakültür, ekolojik mimari, yeşil üretim, alternatif enerji, toplum oluşturma uygulamaları ve benzeri birçok yöntemden yararlanılıyor. Eko-köylerde beni etkileyen en güzel taraf, kişilerin birbirlerine karşı oldukça derin bir “ait olma” duygusu var. Yeterince küçük topluluklar olduklarından, herkes kendini güçlü, görülür ve duyulur hissediyor. Bu sayede insanlar gerek kendi hayatlarını gerekse içinde yaşadıkları topluluğu etkileyen kararlara şeffaf bir şekilde katılma yetkisine sahip olabiliyorlar.

Enerji ve Tarım 4.0 konusunda uzman kişi olan Ali Rıza Ersoy, Barbaros Köyü’ne yerleşerek doğal mimari tasarımlar üzerinde çalışan mimar And Akman ve Ekin Güven, EcoLand Enstitüsü’nün kurucusu Tolga Erkman ile bir araya gelince, “neden olmasın” dedim. Bizler de bu yaşadığımız kaoslardan “Eko-köy, Eko-kasaba” lar kurarak kurtulabilir miyiz?

Hani dedim ya, sistemi değiştirmek zor ise, yeni bir sistem oluşturabilir miyiz? Bu bir çözüm ve çare olabilir mi geleceğe daha mutlu izler bırakabilmek için?

Bir hayal edelim bunun için;

-Organik yiyecekler yeme şansımız olabilecek; evlerimizi yerel malzemeler ile inşa edebileceğiz, köy-bazlı yenilebilir enerji sistemini kurarak çevreye zarar vermekten kurtulabileceğiz; biyoçeşitliliği koruyabileceğiz, atık yönetimini aktif hâle getirerek toprak, su ve havamızı temiz tutabileceğiz, doğayı koruyacak ve vahşi doğa alanlarını muhafaza edebileceğiz.

Bu göründüğü gibi zor bir başarı öyküsü değil, gerçekleştirmek oldukça kolay. Sadece kararlı ve sabırlı olmak gerekiyor. Küçük topluluklar oluşturarak kendimize yeten yerler inşa edebiliriz. Her sabah kalktığımızda, doğanın bize sunduğu mucizeleri yeniden yaşayarak, doğa ile uyumlu yaşayabiliriz. Böylelikle iç huzursuzluklarımızdan da kurtulabiliriz. Kaynaşmanın ve üretmenin zevkiyle, hayatımızı keyifle yaşama şansına sahip olabiliriz. Bu yerleşkelerin sayılarını artırmak mümkün. Yerel yönetimler de bu konuda ciddi destek verecektir. Tarım ile uğraşanlar gün geçtikçe artacaktır, yeni doğan bebekler yedikleri doğal ürünler ile daha stressiz ve mutlu yaşamaya başlayacaklardır. Samimiyetin ve doğallığın olduğu ortam içinde insanlar daha güler yüzlü olacaklardır.

Düşünen bireyler oldukça daha üretken ve etkin olunabilecektir. Her bir birey “sürdürülebilir bir yaşam” için çabalayacak, hayatın anlamsız çelişkilerinden kurtulabileceklerdir. Dünyada onlarca böyle köylerin kurulduğunu biliyoruz. Burada yaşayan insanların mutlu fotoğraflarını ve huzurlu ortamlarını internette girdiğimizde kolaylıkla bulabiliyoruz. Bozulan bir sistemi değiştirmek için uğraşmak yerine, yeni topluluklar kurmak sanki bana daha kolay geliyor. Sadece bu düşünceye sahip kişiler ile birlikte yol arkadaşlığını kabul etmek gerekiyor. Kendi yaşamınıza renk ve anlam mı katmak istiyorsunuz, çok uzağa bakmayınız. Bu hepimizin doğasındaki bir görüş, sadece buluşmak, konuşmak gerek.

Bir eko-köyde yaşadığınızı hayal edin haydi, inanıyorum ki, birden yüzünüzün ifadesi değişmiş ve gülümsemişsinizdir. Kahkahanızı artırmak sizin elinizde…

Sağlıklı, üretken, keyifli ve sürdürülebilir yaşam için ellerinizi görmek istiyorum. Kaç kişi benim ile aynı fikirde? Haydi o zaman, yeni topluluklar oluşturmak için birlikte mücadele edelim…


Yorumlar

Yorum Yap

500