Hititlerde Astronomi Ve Büyü Gelenekleri

DOSYA & HABER | DOSYA || Hititlerde Astronomi Ve Büyü Gelenekleri
1 Ağustos 2019

Hititlerde Astronomi Ve Büyü Gelenekleri

  • 1 Ağustos 2019
  • 503 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Hititlerin eski başkenti Hattuşa’ta bulunan karmaşık oymalar, o zaman için önemli astronomik bilgiler içermekteydi, antik bir Ay takvimleri bulunuyordu, çivi yazılı tabletler, Yazılıkaya ve başkentindeki görkemli kalıntılar, geçmişin güçlü medeniyetinin büyüklüğüne işaret ediyor. Hitit tapınağındaki tanrı oymaları, bir aydaki gün sayısının tasvirleri olarak nitelendirilebilir. 12 ilah içeren oyma, bir yıldaki ayları betimler. 64 kabartmadan 30'u, bir ay içindeki günlere işaret etmektedir. Bazı Hitit binaları ise, Yaz Gündönümü gibi astronomik olayları anlatır. Hayvan sembolleri, gökyüzündeki takımyıldızlarını temsil ederken, ayrıca tarihleri ​​ve kuyrukluyıldız çarpmaları gibi olayları işaretlemek için de kullanılmıştır, yıldız konumlarının, binlerce yıl boyunca yavaşça nasıl değiştiğine dair bilgiler, zamanın nabzını tutabilir.

Hattuşa, Çorum Boğazkale antik kenti, güçlü Hitit İmparatorluğu'nun başkentiydi. M.Ö. 14. yüzyıla kayıtlanan Amarna Mektuplarında, Hititler; Mısırlılar tarafından Asur, Mitanni ve Babil ile birlikte önemli devletler arasında gösterilmiştir. Hattuşa, Hititler gelmeden önce o bölgede yaşayan bir yerli halk olan Hatti'ler tarafından kurulmuş. Hititler, Hatti topraklarına göç ederek krallıklarını ilan etmişler. Dünyanın ilk yazılı anayasası, kadın hakları ile, diğer adı Eti olan uygarlıkta kullanılan dil, Hint-Avrupa kökenli. 5 bin yıl önce yazdıkları belgeleri arşiv tabletler halinde muhafaza etmişlerdir.

M.Ö. 3. bin yılda, Hatti'lilerin bir şehir devleti vardı, Hattuşa da bölgedeki küçük şehir devletinden biriydi. Kussara kralı Anitta, Hattuşa'ya karşı bir zafer kazanmış ve zaferini ilan etmek için bir yazıt, ayrıca, kentin üzerine; kenti, kendisinden sonra işgal edeceklere karşı bir lanet bırakmıştı. Anitta sonraki Hititlerin öncüsü kabul edilmiş, Hattuşa yeniden inşa edilmiştir. Hititler Hattuşa'yı başkentleri yaptığında, kent; uzunluğu 8 km.'den fazla anıtsal bir duvarla savunuluyordu. Ek olarak, üst şehir, yüzden fazla kuleye sahip çift duvarla güçlendirilmiş, Aslan Kapısı ve Sfenks Kapısı dahil olmak üzere, beş kapı eklenmişti. Aşağı şehirde MÖ. 13. yy'a tarihlenen Büyük Tapınak bulunmaktaydı.

Hititler antik bir Anadolu halkı. M.Ö. 1180'den sonra sona eren imparatorluk, kimisi M.Ö. 8. yüzyıla kadar hayatta kalan bağımsız “Neo-Hitit” şehir devletlerine bölündü. Hattuşa, sonraki 400 yüz yıl boyunca terk edildi, buraya Frigler yerleşti. Site, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yaşamını sürdürdü.

Kutsal Kitap'taki birkaç referans ve Mısır'dan gelen bazı belgeler haricinde, Hititler ve başkentleri Hattuşa, modern dünya tarafından, 19. yy.'da Boğazkale kazıları yapılmaya başlandığında yeniden gündeme geldi. Araştırmalar, eski Hititlerin Avrupa'ya girdiğini gösterdiği gibi, tarih kitaplarını yeniden yazabilir.

Arkeologlar, Hititlerin Avrupa'ya girdiğinin ilk kanıtını sunan İstanbul Küçükçekmece nehir havzasında, iki ayrı yerde demir tanrı ve tanrıça heykelleri, bitüm, teneke ve seramik parçalarını keşfettiler. Bu dönemde, Mezopotamya'da gemileri su geçirmez yapmak için ''Bitüm'' kullanılıyordu. Bu ham petrol-asfalt, teneke küpler halinde bulunmuştu ve eskiden altından değerli kabul ediliyordu. Böylece, izleri Truva ve İzmir'de sürülen Hititlerin, Avrupa'ya geçtikleri öngörülüyor.

BÜYÜ GELENEKLERİ, SEMBOLİZM VE İNANÇ

Güneş bir boğa, Ay da bir öküz olarak temsil edilir. Kenan'lı Moloch tapanları, boğa başlı adam şeklindeki bu tanrıya ait dev bronz heykeller yapmışlardı, ona çocuk kurban edilirdi. Hattuşa'daki öküz başlı adamlar Orta Doğu tanrısı Molek'e benzemektedir. Yazılıkaya'daki hava tanrıçaları ve çift başlı kartallar, Mezopotamya çift başlı kartalları ve tanrılarının birliğini gösterir. Yazılıkaya'nın kurulmasından birkaç yüz yıl sonra, Babil döneminin sonlarında, fırtına tanrısı Udulu bazen kartal olarak resmedilmiştir. Bununla birlikte, Yazılıkaya ile, binlerce kilometre uzaktaki Babil sembolleri bağlantısı; Asurluların, MÖ. 2. bin yılda batıya doğru ilerledikçe, mitlerini ve sembollerini de yanlarında taşımasına bağlanabilir.

Kutsal ritüel merkezi Yazılıkaya, Hitit dininin de merkezidir. Kral Hattusilis III, önde gelen rahibeleri ve kraliçe Puduhepa, tanrılara ibadet etmek ve onurlandırmak için çeşitli büyüsel ritüel stilleri içeren bir dine sahiplerdi. Puduhepa, birçok devlet başkanı ile resmi yazışma mektuplarından açığa çıkarılmış, Kadeş antlaşmasından sonra, Firavun II. Ramses, Puduhepa'yı kız kardeşi olarak adlandırmıştı.

Büyü, Hitit kültürünün önemli bir parçasıydı. Özel bir semboller dünyasını, Hiyeroglifli Luvice yazıtlarını, tanrı kültünü, tapınakların organizasyonunu, şifacıların işlevlerini, kahinlerin vizyonlarını kapsayan din, kadının tapınaktaki yerini; daima şifa ile bağlantılı görmüştür.

Hititler, tanrıların bizzat dünyalarında bulunduğuna inanıyordu. Onlar, insanlarla etkileşime girmeye ikna edilmesi gereken uzaktaki ruhların değil, günlük yaşamın bir parçasıydı. Hasawa, şifacı ve gizemci rahibeler olan kadınların adıydı. Bu kilit kadınların hizmetlerinin eksikliği, Hitit dünyasını dengesizliğe sürükleyebilirdi. Baş Tanrıça unvanı ile Hepat, Çatalhöyük’ten itibaren tanıdığımız “Ana Tanrıça” geleneğini Arinna Güneş Tanrısı ile sürdürmüştü, en önemli tanrı ise, sembolü boğa olan Gök Tanrı'ydı.

Büyü, onlarda da doğal kuvvetlerle başa çıkma çabası ile başlamış, avcılık için ilkel büyü kullanılmıştır, sonraları ak ve kara büyü gelişmiş, Eski Hitit krallarından Telipinu kara büyüyü yasaklamıştır. Eski Hitit çağına ait bir ritüelde, kral ve kraliçenin, gece boyunca yanlarına koydukları kilden askerlerin üzerine tükürdükleri gösterilir. Kendilerine yapılmış büyüyü bozmaya çalışmaktadırlar. Depresyon için, salgınlar için, kolay doğum için daima büyüsel işlem ve ritüeller, farklı materyaller ile gerçekleştirilmiştir. Çeşitli örnek belgelerden birine göre; Büyücü kadın, bir balığı alır, onu; iki kurban sahibinin üzerinde çevirir: ''Bu balık, denizin boğasıdır, denizden nasıl ayrıldıysa, şimdi lanetli diller de sizden öylece ayrılsınlar'' der ve balığı ateşe fırlatır. Ak Büyü, Kara Büyünün lanetini nötralize etmekte kullanılmış, orduya dadanan bir salgın, canlı bir kurbana yüklenerek, uzak ülkelere yollanmıştır.

Kralların büyüden arınması için insan kurban etmesi, zengin bir adamın canlı hayvan kurban etmesi, fakir birinin hamurdan yapılma taklit kurbanlar kullanması ilginç biçimde sosyal statü kapsayan büyü bozma geleneğidir. Kimi ritüellerde kuşlar daima yakılarak kurban edilmiştir. Diğer küçükbaş hayvanlar taşla vurularak bayıltılıp yakılmakta, ya da kanı akıtılmaktadır.

Ritüeller, varlıkların geceleri aktif olduğu inancından hareketle, saat seçimi içinde denenmiştir. Özdeşleştirme yöntemleri ile Hitit büyülerinde, insanın üzerindeki kötü güç; farklı renklerdeki yünlere aktarılarak yakılmıştır. Yine yağmur yağdırma işlemleri için, bir hayvan üzerine, temiz suyun döküldüğü belirlenmiştir. Zaman içerisinde tüm büyüsel işlemler, kolektif bir bilinçle, benzerini doğurmuştur. Hitit toplumunda, ak büyü, her zaman ak sayılmamış, zincirleme sonuçları örneklenerek aktarılmıştır.

 


Yorumlar

Yorum Yap

500