Çiftçilik ve Kızıldericilik

1 Temmuz 2016

Çiftçilik ve Kızıldericilik

  • 1 Temmuz 2016
  • 570 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Çiftçilik ve Kızıldericilik

Aslında anne ve babanda ne gördüysen onu devam ettirmeyi çok seviyorsun, ya da herkes öyle mi bilmiyorum ama galiba ben gün geçtikçe onlara daha çok benzemeye başladım. Bütün çocukluğum babamın bir narenciye bahçesine gidip-gelişini görerek geçti. Sabahın bir kör vakti “ilaç” yapmak için evden çıkar, eve döndüğünde yüzünün rengi değişmiş, kararmış gelirdi. Dudakları hep çatlak olurdu. Bütün gün bilirdik ki, o gün traktör sürmüştür ve çok yorulmuştur. Babamı bu şekilde gördüğüm için, “toprağın” benim için anlamı her zaman çok farklı olmuştur. Toprak, benim için üretim ve verim demektir. Toprak benim için, zenginlik ve bereket demektir. Çünkü topraktan kazanıyor ve toprağın nimetlerini yeme şansımız oluyor diye düşünürüm.

Yıllar sonra bu tarlada sabahın bir kör vaktinde kendimi çalışırken bulduğumda, meğerse ben de “toprağın kadınıymışım” demiştim. Toprak ile uğraşmak beni dinlendiriyordu. Bir domates-biber dikmek, bir çiçeği sulamak ya da yaban otunu temizlemek beni mutlu kılıyordu. Şehirde yaşamaya başlayınca, bazı özlediğin alışkanlıklarından iyice kopuyorsun. Eskisi gibi çapayı eline almıyorsun. Ya da hastalanan bir ağaca çok dikkatli bakamıyorsun. Ama için de hep bir toprak özlemi oluyor, hep toprakla uğraşan insanları görünce yüzün gülüyor. Sanki tekrardan toprakla uğraşma isteğini dile getirmeye çalışıyorsun onlara bakarken…

Bir dönem hatırlıyorum, “bağcılığa” merak salmıştım. Hatta inat bile etmiştim, ismimim olduğu “şaraplar” üretecektim. Markalaşacaktım ve dünya pazarlarına yayılacaktım. Bu bir hayaldi ama ben bu hayali seviyor ve istiyordum. Bir gün Can Ortabaş’ın Urla’da kendine ait 2000 dönüm arazi üzerine kurulu Uzbaş Çiftliğini gördüğümde itiraf etmem gerekir ki, çok kıskanmıştım.

Bu ovaya ve bağlara öyle  yukarı bir noktadan bakıyordunuz ki, kendinizi üretime adamış bir “köylü”, bir “usta”, bir “çırak” gibi görüyordunuz. Yeşeren bağlar size umutları, yaşanan bağbozumu ise geçmişi hatırlatıyordu. Sonra bu hayaller de hep gerilerde kaldı, yaşam koşuşturması beni yeniden topraktan uzaklaştırdı.

Bir gün “kadın girişimcilik” konusunda Çanakkale’ye bir köye davet edildim. O gece Nusatlı Köyü’n de kaldığımda sabahın erken saatlerini zor ettim. Nedendir bilinmez içimi bir heyecan kapladı. Sanki görmem gereken bir şeyler vardı ve ben hemen yola koyulmalıydım. Öğleye doğru köy kadınları toplanmış, kendi hazırladıkları zeytinyağlarını, ev makarnalarını, salçalarını, reçellerini bana sunmak için beklerlerken buldum. Yüzlerinde güzel bir gülümseme vardı. Kadın olmanın değil artık “üreten kadın” olmanın bir ayrıcalığını yaşıyorlardı. Nasılsınız dediğim de bile yanıtlar yüksek çıkıyordu. Para kazanmayı öğrenmişlerdi, farklı neler yapabiliriz, neler üretebiliriz diye birbirlerine soruyorlardı. Aralarında her zamanki gibi kadın kıskançlığına yönelik kırgınlıklar vardı ama onları birleştiren büyük bir bağ vardı aralarında. İşte bu bağ zaten bizi birbirimize bağlamıyor muydu?

Konumuz “iletişim”di. Neler yaşıyorduk bu konuda pazarda ve evde bunları tartışıyorduk. Birden aklıma: “şu anda çevre köylerde sizin gibi başka kaç kadın bu işi yapıyor” dedim. Kadınlar başladı saymaya, birden bir baktım ki, neredeyse yaklaşık 10 köyde aynı işi yapan kadınlar vardı. Hemen ilave ettim: “iyi de siz neden birlikte hareket etmiyorsunuz, neden yaptıklarınızı markalaştırmıyorsunuz?” deme gereğini duydum. Hatta daha iddialı konuşarak: “ben sizin yerinize olsam, makarna ülkesi İtalya’ya bizim erişte makarnalarımızı satardım” dedim. Bu gayri ihtiyarı ağzımdan çıkan sözleri, dönüş yolunda sıkça düşündüm. Acaba bu mümkün olabilir miydi?

Yine bir dönüş sonrası, yine hayatın akışı derken düşünceler yine beynin arka duvarlarına takılı kaldı. Sonra birden, bir gün İZKA Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu’nun beni “Kırsal Kalkınma Projeleri”ne yönelik bir toplantıya çağırmasıyla yeniden şekillendi ve hayat buldu. Bu toplantıda daha önce tanıdığım ve çok değer verdiğim TOBB Kadın Kurulu  Başkanı Aysel Öztezel ile karşılaştım; “kadın girişimciliği” konusunda neler yapabileceğimizin sohbetine başladık. Ben birden kendisine dönerek :”çare, kooperatifçilik” dedim. Bana gülümsedi,”neden olmasın” dedi. Sanki böyle bir sinyal bekliyormuş gibi başladım “kooperatifçilik” üzerine ülkemizde ve dünyada neler yapılıyor diye. Kısmet denilir ya, zamanlama olur ya, birden karşıma bir yüksek lisans öğrencim çıktı ve: “Hocam, ben kadın girişimcilik” konusunda çalışmak istiyorum dediğinde, artık bu konuda uzmanlaşmaktan başka çarem kalmamıştı.

Manisa Tarım İl Müdürlüğü’nün kapısından girerken, aynı heyecanı duyan acaba bizim gibi birileri var mı diye düşündüm öncelikle, sonra birden iki Tütün Esksperi’nin “ülkemizde Çiftçilik ve dünyada da Kızıldericilik ortadan kalktı” sözlerini duyunca içim acıdı. Onlara binlerce kez hak verdim. Üç etrafı denizler ile çevrili ülkemizde, bereketli topraklarımızda neden tarım, neden balıkçılık halen etkin bir şekilde yapılmıyor ya da ortadan kaldırılmaya çalışılıyor diye sormak istedim. İskandinav ülkelerinde insanlar “kooperatifçiliği” geliştirerek “birlik ve dirlik” içinde üretim yaparken biz Türklerin neden halen birbirlerine güvenerek bu oluşumları sağlayamadıklarına üzülerek serzenişte bulundum.

“Takım Oyunu”nu bilmeyen insanlara acaba neler yapabiliriz de bu kuralları öğretebiliriz; insanlar arasında yaşanan “güven” sorununa nasıl çareler bulabiliriz; sadece tek başına sahiplenilecek zenginlik yerine kümeleşerek zenginleşmenin daha kolay olacağı insanlara nasıl anlatabiliriz sorularına yanıt aramanın zamanının geldi de geçtiğini kime nasıl anlatacağımı düşündüm. Beni dinleyen kaç kişi olacak bu aşamadan sonra bilmiyorum ama, dünyanın değişen dinamiklerini ön gören toplumların refah düzeylerini artırarak, mevcut medeniyetler seviyesine daha kolay ulaşacaklarına bir kez daha bu olaylar sonucunda farkına vardım.

Sonuç olarak; Türkiye, bir “tarım cenneti”dir. Üretmezseniz, tükenirsiniz. Bu da sonun ciddi bir başlangıcıdır ve oldukça tehlikeli bir noktadır. Ne dersiniz? 



11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500