Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 |  || Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”
1 Nisan 2020

Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

  • 1 Nisan 2020
  • 586 Görüntülenme
  • 0 YORUM

Röportaj: Süleyman Gülen

Hümanist, hayvansever, anı yaşayan, oyuncu ve sevgi dolu bir baba: Burak Demir. Oyunculuğu ile kilit dizilerin kilit rollerini üstlenmiş, çeşitli hobileriyle kendine ve sesli kitap okuyarak insanlara katkı sunan, başarılı oyunculuğunun yanında senaryolarıyla da gelecekte güzel projelere imza atmayı düşünen samimi bir oyuncu... Hepsi ve daha fazlası sıcak bir sohbet havası içerisinde gerçekleştirdiğimiz röportajımızda saklı.

 

Kendinizi okuyucularımıza anlatmanızı istesek…

Ankara doğumlu, 41 yaşında, iki çocuk babası, 24 yıldır oyunculuk mesleğiyle yaşayan, bir sürü hobisi olan, hümanist, hayvansever ve hayatı çok seven bir insanım.

 

Şimdiye kadar oynadığınız dizi rollerinin hepsi kilit adam rolleriydi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aktör olarak beni çok daha fazla zorlayan, daha çok düşünmemi sağlayan rollerdir. Çünkü bu tarz roller yönetmen ve senaryo tarafından çizgileri çok belirlenmiş roller değildir. Aktörün inisiyatifine, yeteneğine, tecrübesine teslim edilen rollerdir. Yıllardır askerinden, teröristine, dramasından komedisine kadar bambaşka rollere hayat verdim. Demek ki bu tarz rolleri doğallığıyla, gerçekliğiyle icra edebildiğime yönetmen ve yapımcı tarafından bir inanç duyuluyor. Zaten sokağa çıktığımda da izleyicinin bütün rollerimi hatırladığını, hepsini ayrı sevdiklerini görüyorum. Mesleğini seven bir aktör daha ne ister?

 

 

Ege Life | Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 

“BEN YARATICI İCRACIYIM”

 

Farklı karakterler oynayınca daha özgür hissettiğinizi söylemiştiniz. Oynadığınız karakterler içinde kendinize yakın hissettiğiniz bir karakter var mı?

Ben aslında ne oynarsam oynayayım zaten özgür olmalıyım. Yoksa sadece icracı olarak kalırım. Ben yaratıcı icracıyım. Bütün oynadığım karakterler tabii ki 41 yıllık yaşamımdan bir parça, bir an, bir jest, bir mimik, bir duygu, bir tecrübe barındırıyor. O yüzden hepsinde bir parça benim enstrümanımdan olmalı. Özen gösterdiğim şey, hiçbir karakterin birbirine benzememesi, yürüyüşüne kadar Burak Demir’e de benzememesi… Ne kadar başarıyorum, onu bilemem. Ben sadece konuşmadan yapıyorum.

 

Kardeşiniz Murat Demir de sizin gibi bir oyuncu. Çocukluğunuz nasıl geçti? İki erkek kardeş olarak birlikte tiyatro oyunu oynadınız mı?

Evet, kardeşim bir oyuncu ve üstüne bir de kukla sanatçısı. Yaklaşık 15 yıldır Kadem Puppets adı altında bir kukla atölyesi var. Aslında durumu benden daha öte bir yere taşıdı. Aramızda 8 yaş var, dolayısıyla ben ergen o çocukken tabii ki çok çalkantılı ve çatışmalı bir süreç yaşadık. O ergen olduğunda da Bizim Evin Halleri projesinde birlikte abi kardeş olarak profesyonelliğe adım attık. O süreçte birbirimizi daha çok kollayıp, eğrisiyle doğrusuyla, birbirimizle kardeş olarak daha çok yakınlaştık. Sonra ikimiz de aynı üniversitenin oyunculuk bölümünü bitirdik. Böylece kardeşliğimiz mesleki arkadaşlıkla da katmerlendi. Fikrine, sanatsal görüşüne en güvendiğim insanlardan biridir. Birlikte bir tiyatro oyunu oynamadık; ancak yakın zamanda Kadem Puppets ile sürpriz bir proje gerçekleştirmeyi düşünüyoruz.

 

Ege Life | Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 

“GERİLDİM, PANİĞE KAPILDIM, KORKTUM”

 

Geçtiğimiz yıl ilk defa tek kişilik oyun sergilemiştiniz. Bu serüveninizden biraz bahsedebilir misiniz?

Uzun zamandır yapmak istediğim bir şeydi tek kişilik oyun sergilemek; ancak aktör olarak kendimi buna hazır hissetmiyordum. Ta ki geçen sene “Güzel Bir Gün” oyununa kadar... Çok eğlenceli bir süreçti ama fazlasıyla gerildim, paniğe kapıldım, korktum çünkü 70 dakika boyunca sahnede tek başınıza bütün salonun ilgisini üzerinizde tutmak çok zor bir durum. Özellikle sezon sonunda perde açtım. Derdim dostlarımdan oyunla ilgili geri dönüşler alıp, üzerine daha çok düşünüp belki oyunu yeniden şekillendirmek ve sezonda keyfimce devam etmekti. Çünkü tiyatro yapmak benim için daha özel bir haz; teklifler doğrultusunda dilediğim projede, dilediğim tiyatroda, dilediğim rolü oynayabilmek… Fakat herkesin iş ahlakıyla uyum sağlamanız mümkün olamıyor ne yazık ki. O yüzden de “Güzel Bir Gün” oyununa devam etmeme kararı aldım. Yaşadığım tecrübeyi tarif etmem mümkün değil, çok güzel geri dönüşler aldım. Bu da benim mutluluğumdur.

 

Tek kişilik oyun ve ekip oyununu karşılaştıracak olursak, size göre hangisi daha zor?

Tabii ki tek kişilik oyun daha zor. Sahnede tek başınızasınız. Herhangi bir hatada, unutkanlıkta, seyircinin nabzını tutmada; ritminizi, temponuzu kontrol etmede size destek olabilecek partneriniz yok. Sahne paylaşmak güven meselesidir ve sadece kendinize güvenmek zorunda kalıyorsunuz. Tabii sahne arkası, ışık, efekt emekleri, destekleri es geçilemez ama perde açıldı mı süreç başlar. Seyirci için 70 dakikalık süreç, sizin için ter döktüğünüz, zamanın onda biri hızında aktığı bir süreçtir.

 

Ege Life | Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 

Şimdilerde ise “Parantez İçindeki Kadın” ile tiyatro severlerle buluşuyorsunuz. Oyundan ve karakterinizden bahsedebilir misiniz?

Evet sezon ortasında çok keyifli bir teklif aldım. Ferhat Ergün’ün yazdığı ve kendisinin yönettiği Parantez İçindeki Kadın oyununda, yazdığı karakterlerin gerçeğe dönüştüğü ve onlarla başı belada olan bir oyun yazarını canlandırıyorum. Oyun, birbirleriyle denk gelen dört kişinin aşkı, yaşamı, ölümü, değişimi ve insanı değiştirmeye çalışmayı sorguladıkları, birçok ters köşesi olan kara komik bir öykü. Tek perdelik bu eğlenceli hikâyede Eser Eyüboğlu, Onuryay Evrentan, Yağmur Ün ve Fercan Bay kadroyu oluşturuyor. Birçok ilimize turne düzenleyip bu oyunu birkaç sezon seyirciyle buluşturmak en büyük gayemizdir.    

 

“SESLİ KİTAP MÜTHİŞ BİR TERAPİ”

 

Fırsat buldukça sesli kitap okuyorsunuz. Güzel diksiyonunuzla böyle bir katkı sunmanız çok hoş. Böyle bir çalışma yapmaya nasıl başladınız?

Öncelikle iltifat için çok teşekkür ederim. Ama söylemeden de edemeyeceğim, bunun için de çok çalıştım; ki hâlâ çalışırım. Seslendirme yapmayı yıllardır çok seviyorum. Fakat hiçbir zaman bilfiil yapmadım. Sesli kitaba başlamamsa eşim Bikem’in tavsiyesiyle oldu diyebilirim. Kendisi sesli kitap takipçisi… Yeni tanıştığımız dönemde bir gün konuyu açtı. Zaten ben de teşneydim. Hemen iletişime geçip kitap seslendirmeye başladım. Sanırım 9 adet kitabım var şu an sesli kitap olarak. Çünkü set, oyun ve aile hayatımın yani daha doğrusu çocuklarımın yoğunluğundan şu sıralar sürekli olarak gidemiyorum. Stüdyoya girip, iki saat boyunca kendinizle baş başa kalıp bir eseri o anda sanki sizi canlı dinliyorlarmış gibi seslendirmek müthiş bir terapi.

 

Ege Life | Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 

Sporla aranızın iyi olduğunu biliyoruz. Bisiklete binmeyi ve denizi çok seviyorsunuz. Fırsat buldukça dalış yaptığınızı da öğrendik. Dalış yapmaya nasıl başladınız, nasıl bir his?

Evet, belli başlı sporları seviyorum. Bisiklet, dalış, binicilik, atıcılık… Fakat dalış benim çocukluktan beri bir tutkumdu. Daha ilkokula gitmiyorken rahmetli babamın bana aldığı bir Denizler Ansiklopedisi’nde gördüğüm sayfalarda ben zaten dalışa başlamıştım. Dalgıç figürü, gelecekteki mesleğim gibiydi o yaşlarda. İlk denizle buluşmam bir çift turuncu palet, körüklü şnorkel ve havuz gözlüğüdür. O yıllardan beri de su altına bakmak, vakit geçirmek benim en büyük tutkumdur. Bir maskeyle, bir metre suda saatlerce vakit geçirebilirim.

 

Geçtiğimiz yıl ikinci kez baba oldunuz. Kızınız Mavi’ye güzel ve mutlu bir ömür dileriz. “Hayatınız baba olarak nasıl gidiyor?” diye sorsak…

Şu an evde 10 aylık bir bebek var. Bunun zorluğu benden çok bu süreçte annesinde tabii ki. Elimden geldiği kadar, hatta fazlasını belki karıma destek oluyorum. Oğlum Kuzey’den sonra özlemişim bebek hissiyatını, evdeki enerjisini. Baba olmak, sahiplenmeden ziyade her zaman dediğim gibi bir rehberlik meselesidir. Umuyorum kızım Mavi için de doğru bir hayat rehberi olabilirim. Tek gayem bu…

 

Ege Life | Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 

Bir de Kuzey isminde oğlunuz var. Ona da güzel bir ömür dileriz. Erkek babası mı yoksa kız babası mı olmak daha zor sizce?

Öncelikle evlat sahibi olmayı herhangi bir zorlukla bağdaştırmadım hiçbir zaman. Oğlum Kuzey ile hep arkadaş kaldım ve öyle kalmaya devam edeceğim. Çünkü o rehberliğimden öte kendi cinsimde bana hayatı her anıyla yeniden öğreten bir yoldaştır. Kızım ise şu an daha 10 aylık olmasına rağmen “hayır” kelimesini benden duyduğunda boynunu bükerek ciğerimi sökercesine ağlamaya başlıyor. Düşünsenize bu kız 10 yaşına gelecek! Bu bir baba için yine bir zorluk değil fakat işin başka bir rengi sanırım.

 

“SÜREÇ ÇOK EĞLENCELİYDİ”

 

Mahsusa filmi çekimleri nasıl geçti? Oradaki karakterinizden bahseder misiniz? Vizyon tarihi belli oldu mu?

Mesleğimde aksiyonel işleri hep sevmişimdir. Mahsusa da bir aksiyon filmi olduğu için süreç benim için çok eğlenceli geçti. Bu eğlence sadece filmin tarzından değil, projenin senaristi ve yönetmeni Mehmet Çetin ve onun ekibinden de kaynaklıydı. İstihbaratta görevli, vatanını seven, vatansız aşkın bile yaşanamayacağına inanan bir görev adamını canlandırdım. Filmin çekimlerine verilen emeği dışında görsel efektleri için de büyük bir emek süreci olacak. Başlangıçta Ekim ayı gibi bir vizyon tarihi düşünülüyordu ancak şu an dünyanın yaşadığı salgın hastalık sebebiyle ne olacağını bilemiyorum. Gönlümden geçen bir an önce dünyanın en az kayıpla bu süreci atlatmasıdır.

 

Ege Life | Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 

Oyunculuk yaparken kendinizi tiyatroda mı yoksa kamera önünde mi daha rahat hissediyorsunuz?

Mesleğimi icra ettiğim süreç boyunca hiçbir zaman kamerayı ya da sahneyi birbirinden ayırmamaya çalıştım. Farklı dinamiklerin yaşattığı duygularla eğlendim, keyif aldım. Kamera önündeki rahatlığım yönetmenin istediği objektifin milimetresiyle, sahnedeki rahatlığımsa portaller arası metreyle sınırlıdır.

 

“BAKANLIK DESTEĞİYLE ELE ALINMALI”

 

Uzun yıllar boyunca Türk dizi sektöründe bulunmuş olan bir oyuncu olarak son dönemdeki Türk dizi sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle birçok projenin, birçok oyuncunun, birçok yönetmenin olmasını doğru buluyorum. Daha da çoğalması gerektiğine inanıyorum. Zaman zaman, son 20 yıl içinde belli furyalar, belli kıstaslar oluştu bir dizinin tutması ya da reytinginin çok yüksek olmasıyla ilgili… Mankenlerle başlayan, şarkıcılarla türkücülerle devam eden, sonra tutmuş bir dizinin bütün kadrosuna bir sonraki sene hepsine özel ayrı ayrı projelerin getirildiği, çok iyi kadroların bir araya geldiği, müthiş hikâyelerin oluşturulduğu vs. Şu an görüyoruz ki hiçbirinin tek başına bir değeri olamıyor. Çok büyük kadrolar ya da çok sevilen bir aktörün yer aldığı proje birkaç bölümde yayından kaldırılabiliyor. Mesele, gerçekten 8-9 kalemlik bir durum. Tamamıyla seyirci enerjisiyle de buluşup bir araya gelebilmesi…

Her zaman formülü varmış gibi davranıldı ancak dünyanın hiçbir yerinde bunun bir formülü yok. Ve ne yazık ki sektörümüz kendi içinde çok gelişim gösterse de ülke çapında bir endüstri haline gelemediği için kuralsız, çatısız, kendi başına idare eder durumda kalıyor. İlk başta sektörde emeği geçen herkes için, oyuncusundan çaycısına, bu durumun bu alanla ilgili bakanlıklarımızın desteğiyle yapıcı şekilde ele alınması gerektiğine inanıyorum.

 

“Sevgili Geçmiş” dizi çekimleri için bir süre Urla’da bulundunuz. Bunun dışında İzmir’e geliyor musunuz?

Benim bir tarafım Egeli. Çocukluğumdan beri sömestre ve yaz tatillerimde sürekli İzmir’e gittim. Orada yaşayan, başta dayım olmak üzere bir sürü yakın akrabam var. İzmir Karşıyaka İskelesi’nde dünya kadar balık tutmuşluğum var. Annem zaten Bodrum Güllük’te, kayınvalidem Güvercinlik’te yaşıyor. Karım Bikem Bodrum’da büyümüş. Ben zaten Ege’ye hep gelirdim, hep geleceğim.

 

Ege Life | Burak Demir: “Sahip Olduklarının Değerini Bil, Anı Yaşa”

 

“ÇEKMEK İSTEDİĞİM İKİ SENARYOM VAR”

 

Gelecek planlarınızı öğrenebilir miyiz?

Bu yaşıma kadar çok güzel anlar yaşadım. Gayem bundan sonra da anın değerini bilecek şekilde yaşayabilmek. Çünkü çok huzur veren bir ailem, evlatlarım ve sevdiğim insanlar var etrafımda. Hayatta her zaman plan yaparız, planlarımız sekteye uğrayabilir. Önemli olan, planlarımıza dair enerjimizin hiçbir zaman tükenmemesi… Tabii ki mesleğim için yapmak istediğim oyunlar, çekmek istediğim iki tane senaryom var. Baba olarak sağlıkla dünyayla buluşturmak istediğim iki evladım var.

 

Son olarak, Ege Life okuyucuları için neler söylemek istersiniz?

Eğer okuyucu bu satıra ulaştıysa insan olarak naçizane şunu söylemek isterim: Değer bil sahip oldukların için, ailen için, seni sevenler için, yapabildiklerin için; fark et anı, aşkı, başka hayatları; anla çocuğunu, arkadaşını, eşini dostunu, hayvanları. Mutlu ol kendin için.

  • Süleyman GÜLEN

Yorumlar

Yorum Yap

500