Atatürk, Cumhuriyet ve Kadını

1 Mart 2015

Atatürk, Cumhuriyet ve Kadını

  • 1 Mart 2015
  • 580 Görüntülenme
  • 0 YORUM


Atatürk, Cumhuriyet ve Kadını

“Cumhuriyet” kazanımlarının en önemlisi, adım adım verilen, ama hala günümüzde gerçek yerini bulmayan kadın haklarıdır. Türk kadınının milletvekili seçilme hakkı, yıllardır verilen mücadelenin, 5 Aralık 1934 günü Atatürk ve arkadaşlarının oylarıyla yapılan tescilidir. Türk kadınının, Kuvay-i Milliye’den aldığı güçle kazandığı ve demokrasi tarihimizin önemli kilit taşı olarak yazdırdığı bu hakkı, günümüzün kadınlarının belleğinde tekrar canlandırmamız gerekmektedir. O’nu layık olduğu yere getiren, yani ‘Cumhuriyetin Kadını’ yapan Atatürk’ün, Türk kadını konusunda düşüncelerini ve eylemlerini tarih sırasına göre izleyelim.

1907 yılında, Selanik’te Mustafa Kemal, Bulgar Türkoloğu İvan Manolof’a kafasında tasarladığı Türkiye’yi şöyle anlatmıştır:

“…Kadın ve erkek arasındaki farkları silerek yeni bir sosyal düzen kurmalıyız.” 

Türk askeri, yedi düvelle yıllarca cephede savaşırken, acaba Türk kadını oturup evinde yas mı tuttu, ya da erinin yolunu mu bekledi?  Türk kadını, kimsenin bir zorlaması olmadan en yakın cepheye koşar, cepheye silah üretir, kağnı kollarında mermi taşır, cephedeki askerlere giysi diker, gönüllü hemşirelik yapar ve erkeklerle birlikte omuz omuza savaşır.

2 Şubat 1923 günü, İzmir’de gerçekleşen bir toplantıda; Gazi, İzmirli kadınlara şöyle seslenmiştir:

“…Kadının en büyük görevi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu görevin önemi hakkıyla anlaşılır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız da bilgin ve ilme açık olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.

21 Mart 1923 tarihinde, Gazi, Konya Kızılay Kadınlar şubesinin tertip ettiği çay ziyafetinde şöyle hitap etmiştir:

“…Bunlar içinde en fazla yüceltilmesi, anılması ve daima teşekkür ile tekrar edilmesi gereken bir emek vardır ki, o da, Anadolu kadınının göstermiş olduğu çok yüce, çok yüksek, çok kıymetli  fedakârlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışması söylememize imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez.”’   

Gazi, 28 Ağustos 1925 tarihinde İnebolu’ya ‘Şapka Devrimi’nin anlatmaya gitmişti. Yolculuğum sırasında köylerde değil, özellikle kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok kalın ve özenle kapatmakta olduklarını gördüm diyen Gazi, sözlerine şöyle devam etmiştir.

“Gezilerim sırasında köylerde değil özellikle kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini çok sıkı ve özenle kapatmakta olduklarını gördüm. Özellikle bu sıcak mevsimde bu durumun kendileri için mutlaka işkence ve ıstırap nedeni olduğunu tahmin ediyorum. …Onlar yüzlerini dünyaya göstersinler. Ve gözleriyle dünyayı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.”

5 Aralık 1934 günü, Türk kadınının milletvekili seçilmesiyle ilgili tasarının meclise sunuş konuşmasında Atatürk, kadınların genel seçimlere katılma hakkının önemini kürsüden şöyle vurgulamıştır:

“Bu karar Türk kadınına, toplumsal ve siyasal yaşamda, başka ulusların kadınlarının sahip olduğundan daha yüksek bir yer kazandırmıştır. Çarşaflı ve kapalı Türk kadınını, gelecekte tarih kitaplarında aramak gerekecektir. Türk kadını büyük bir yeterlikle aile içindeki yerini doldurmuştur; mesleksel yaşamda ise; tüm alanlarda büyük başarılar kazanmıştır. Belediye seçimlerine katılarak siyasal yaşamda kendini deneyen Türk kadını, şimdi genel seçimlere katılırken hakların en önemlisini kullanmaktadır. Pek çok uygar ülkede kadınlara tanınmayan bu hak, bugün Türk kadınının elinde bulunmaktadır. O bu hakkı, yetkinlikle ve gerektiği gibi kullanacaktır.”

Cumhuriyetin 11. yılında Türk kadınının elde ettiği milletvekili seçilme hakkına; Fransız kadını 1944’te, İtalya 1945’te, Yunanistan’da 1952’de, Belçika’da 1960’ta ve İsviçre’de 1971’de kavuşmuştur.

Günümüz Türk kadınının asli görevi, atalarının, yüz yıllarca emek vererek kazandığı ‘Kadın Hakları’na sahip çıkmak, Atatürk’ün de bize vasiyetidir. ‘Çağdaş Türk Kadını’, dünyada hak ettiği yerini alırken, onunla tüm Türk milleti gurur duyacaktır.



11.11.2016

Yorumlar

Yorum Yap

500