Yazarlar
Anket

Hatay’ın Anavatan’a kavuşması
2001 yılında kaybettiğimiz ve Suriye vatandaşı olduğu için Türkiye’de askerlik yapmasına gerek görülmeyen Yusuf Büyükburç, 4 Temmuz 1938’de Türk ordusunun Hatay’a girişinde de görev aldı ve yapılan törende bir konuşma yaptı.
arış yolu ile kazanılan siyasi zaferlerimizden biri de Hatay’ın anavatana katılmasıdır. Hatay’ın Anavatan’a kavuşmasının öyküsüne kısaca göz atalım. Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra, Suriye’de görev yapan VII. Yıldırım Ordusu’nun da yöreden ayrılmasından sonra, İtilaf Devletleri’nin desteği ile Hicaz Emiri Faysal’ın başkanı olduğu bir Arap-Suriye hükümeti kuruldu. İngilizler, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Antlaşması hükümlerine dayanarak 25 Kasım 1918 tarihinde İskenderun Sancağı’na bir miktar asker çıkardılar. Aynı Antlaşma hükümlerine göre, Osmanlı yönetimine bırakılmış olmasına rağmen İskenderun Sancağı’nı işgal eden İngiliz birlikleri, 5-6 gün kentte kaldıktan sonra çekilerek 7 Aralık 1918 tarihinde Fransız askerlerine işgali devrettiler.
Mondros Antlaşması ile bu topraklarda görevi bitmiş olan VII. Yıldırım Ordusu Komutanı Mustafa Kemal Paşa Adana’ya geldi. Müttefik orduları kumandanı Mareşal Allanby nezdinde İskenderun Sancağı’nın işgalini protesto eden Mustafa Kemal Paşa, ilerde Hatay Meselesi haline gelecek olan bu konuya, o tarihten itibaren ilgi duymaya başladı.
İskenderun Sancağı’nın halkından bir grubun Fransız yönetimine karşı aldığı mücadele kararı sonunda, Fransız işgalcileri ile silahlı çatışma başladı. Sivas Kongresi’nde açıklanan Misak-ı Milli sınırları içinde İskenderun Sancağı’nın bulunması bölge halkının maneviyatını yükseltti. Mustafa Kemal tarafından açıklanan bu karar, direniş hareketinin önde gelen isimlerinden Tayfur Ata Bey (Sökmen) ile Ankara arasında yapılan yazışmalarda da yer aldı.
Bu yörede iki yıldır süregelen ve Fransız hükümetini huzursuz eden direniş hareketinin ve çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla Ankara Hükümeti ile 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara Antlaşması imzalandı. Ancak, 26 Ağustos 1921 tarihinde, Fransızlar bütün Suriye’yi işgal ederek, daha önce kurmuş oldukları Suriye Hükümeti’ne son verdi ve ülkede manda yönetimini uygulamaya başladı. Bu uygulama ile İskenderun Sancağı’nın kurtuluş ümitlerini gelecekte belirsiz bir zamana bırakmış olması nedeniyle Hatay’da yaşayan Türkler arasında üzüntü yarattı.
Fransızların, İskenderun Sancağından çekilmemeleri ve sancak içindeki Türk nüfusa karşı davranışları üzerine Hatay direniş örgütü tekrar harekete geçti. Merkezi Adana’da olan, Tayfur Ata Bey’in başkanı olduğu İskenderun ve havalisi Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, bir heyet halinde Ankara’ya giderek, Mustafa Kemal Paşa’dan bölge ile ilgilenmesini istediler.
1922 yılında Fransızlar tarafından Suriye Devletleri Federasyonu kuruldu ve İskenderun Sancağı bu Federasyona bağlandı. Lozan Antlaşmasıyla Hatay’ın Misak-ı Milli sınırları dışında kalması yöre halkının umutsuzluğa sevk etti. Hatay Meselesi, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 15 Mart 1923 günü Adana’da yaptığı konuşmada, “Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz” sözü ile O’nun gündemden hiç düşmediğini gösteriyor.
Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetiminin sona ereceği 1935 yılından sonra, İskenderun Sancağının geleceğini, Türk nüfusun çıkarlarına uygun bir neticeye ulaştırma amacında olan Türkler, Fransızların engelleme gayretlerine rağmen hedeflerine ulaşmak için yoğun bir propaganda faaliyetine girdiler. Bu faaliyet içinde, özellikle anavatanda gerçekleştirilmiş olan Atatürk ilke ve inkılâpları örnek alındı. Örneğin, Latin harflerini öğreten kurslar açıldı, fes yerine şapka giyilmeye başlandı ve herhangi bir faaliyet gösteremeyerek, sembolik bir kuruluş halinde kalan Halk Partisi kuruldu. Türk nüfusunun yaptığı bu gayretli ve ısrarlı çalışmalar meyvelerini verdi ve bir süre sonra Fransızlar, İskenderun Sancağında Türk hakimiyeti kavramına sıcak bakmaya başladılar. Sancakta yaşayan Türkler, Ankara’ya gönderdikleri heyetler ile Atatürk’ten daha yakın ilgi ve destek istediler. Türk hükümeti, 1936 Eylül ayında Cenevre’de yapılan Milletler Meclisi toplantısında konuyu gündeme getirerek, İskenderun Sancağının bağımsızlık talebini Fransız Hükümeti’ne resmen bildirdi. Fransızlar San Remo Konferansı’nda Suriye’nin bağımsız bir devlet olmasına karar vermişlerdi. Bu sırada Hatay meselesiyle ilgilenen Türkiye’de Milletler Cemiyeti’ne başvurarak, Hatay’a bağımsızlık verilmesini istedi. Milletler Cemiyeti, Hatay’da Türk çoğunluğunun bulunup bulunmadığını anlamak için plebisit yapılmasına karar verdi. Türk Hükümeti bu koşulu kabul etmedi ve Milletler Cemiyeti ile ilgisini keserek, doğrudan doğruya Fransızlarla görüşmelere başladı.
O sırada, Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda kalmakta ve hastalığı çok ilerlemişti. Doktorların uyarısına rağmen, 20 Mayıs 1938’de Mersin’e doğru yola çıktı. Mersin’den Tarsus’a oradan Adana’ya geçti. Hatay konusunun en kritik döneminde, sağlığı üzerindeki olumsuz düşüncelerin neticeyi etkileyeceği düşüncesiyle, sınıra kadar otomobiliyle giderek askeri birlikleri denetledi, resmigeçitlerde sürekli ayakta bekledi. Sağlıklı olduğunu hissettirmek için her şeyi denedi. Bu yaptığı güç ve gövde gösterisi onun sağlığından çok şey almıştı. Bu halini fotoğraflardan da gözlemleyebiliriz.
Hatay’daki halk da Fransızlara karşı direnmeye başladı. 3 Temmuz 1938 tarihinde Fransa ile Türkiye, Hatay’da iki ordunun işbirliği yapması için bir anlaşma imza ettiler. Her iki devlet 2500’er kişilik askeri kuvvet göndermeyi kabul etmişlerdi. 4 Temmuz 1938 tarihinde, Türk Ordusu halkın sevinç gözyaşları arasında Hatay’a girdiler. Bu olay, hasta olan Atatürk’ü pek sevindirdi. Yurdun her köşesinden aldığı tebrik telgraflarına: “Hatay milli meselemizin dostça tedbirlerle müspet neticeye ulaştırılmasından duyulan sevinç yerindedir” cevabını verdi. Hatay’da Türk çoğunluğuna dayanan bir cumhuriyet kuruldu. Bu devletin bayrağı tıpkı Türk bayrağı gibi, yalnız ay ve yıldızının içi kırmızıydı. Bu durum uzun zaman devam etmedi. 23 Haziran 1939 tarihinde Fransızlarla Ankara’da yapılan anlaşma ile Hatay anavatana katıldı. Hatay Türk Devleti Meclisi, 29 Haziran 1939’da Hatay’ın anavatana katılmasını oy birliği ile kabul etti. 30 Haziran 1939’da Hatay, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içine alındı.
Suriye Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti temsilcilerinin katılımı ile oluşan komisyon sonucunda bugünkü sınır çizgisi tespit edildi ve TBMM’de çıkarılan 7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı yasa ile Hatay ili oluşturuldu. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Hatay Egemenlik Cemiyeti Genel Sekreteri Şükrü Sökmen Süer, Hatay’ın ilk valisi oldu.
Törenler yapıldı
23 Temmuz 1939 tarihinde TBMM adına Hatay’a gelen heyetle yapılan anavatana katılma törenleri yapıldı. Atatürk’ün sağlığında neticesini göremediği büyük ülküsü olan Hatay meselesi daima karşısında olduğu bir askeri harekat yerine arzuladığı gibi politik yollarla kesin sonuca ulaştı ve “Kırk Asırlık Türk Yurdu” Anavatan sınırları içine alınmış oldu. Barış ve dostluk yolu ile kazanılan bu zafer yalnız ve ancak büyük Atatürk’ün eseridir. Bu yazıyı bitirirken, Çandarlı’da 1998 yılında tanıştığım bir Hataylı büyüğümden bahsederek yazımı bitireceğim. Bu kişi 85 yaşında 2001 yılında kaybettiğimiz Yusuf Büyükburç’tu. Çandarlı’da yaşayan Büyükburç Gazi Terbiye’den mezun bir öğretmendi. Hatay doğumlu ve Suriye vatandaşı olduğu için Türkiye’de askerlik yapmasına gerek görülmeyen Büyükburç, bir Osmanlı Paşası’nın torunuydu. 1938 yılında, Büyükburç’un israr etmesi üzerine yedek subay olarak askere alınmış ve Doğu Anadolu’da askerlik yaptı. 4 Temmuz 1938 tarihinde, Türk ordusunun Hatay’a girişinde görev alan Büyükburç, Hataylı olduğu için yapılan törende konuşma yaptırılmış. Tanıştığımız ilk günlerde TRT radyoda Hatay’ın kurtuluşunu canlı yayında anlattı. Bana hediye ettiği, anılarına ait önemli fotoğrafları ilk defa Ege Life dergisinde yayınlıyorum. İki oğlundan biri olan Prof. Dr. Uğur Büyükburç, daha sonra Harran Üniversitesi’ne rektör olmuş. Ege Üniversitesi ve çeşitli sağlık kurumlarına bağışlar yapan hayırsever değerli büyüğümüzü Hatay’ın kurtuluşu nedeniyle anmış oldum. Işıklar içinde kalsın.
- Van Depremi ve İzmir
- Kadınlarımız siyasi hayatta ve Benal Nevzat
- Atatürk ve Din
- Atatürk ilk defa ne zaman ‘Cumhuriyet’ kelimesini ortaya atmıştır?
- 9 Eylül 1922 Ülkenin Kurtuluşu
- 26 Ağustos 1922 İzmir’e doğru
- Müderriszade-Faralyalı Ailesi
- Atatürk ve çocuk
- “Dünya Kadınlar Günü”nü nasıl kutlayalım…
- İzmir içinde saklı bir cennet “Kavacık”
- Buca Evleri ve bağları
- Dünya gözüyle Atatürk
- Anılarla Cumhuriyet’in kuruluşu
- 9 Eylül’e doğru
- Hatay’ın Anavatan’a kavuşması
- İzmir’de açık hava müzeleri kurulmalı
- Biz, Çevre Günü'nü kutlamayı hak ediyor muyuz?

Av. Çiler Nazif...
Berna BRIDGE
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Dr. Tuna YILMAZ
Ferda Ercan UYULAN
Gizem SEZGİN
Işık TEOMAN
Mehlika ÖKTEM
Meltem ONAY
Merve TIRAŞÇI
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
