Yazarlar
Anket

‘Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin…’
Morisi Mustafa v e Fix’in değerli anılarına …
Bir varmış, bir yokmuş, Ege’de herhangi bir balıkçı kasabasında yaşıyormuş bu hikâyenin kahramanları. Bu kasabanın ne fazlası ne de bir eksiği varmış diğer balıkçı kasabalarından. Burada da doğadan, hayattan ve denizden anlayan insanlar yaşıyormuş. İnsanlarla değil de doğaylaymış dertleri bu insanların. Ya da en azından kahramanlardan bazıları için bu böyleymiş…
Kahraman doğma büyüme o kasabalıymış. 63 yaşındaymış ve 30 yılı aşkın süredir kasabada balık yemi satıyormuş. Amatörce balık tutmak isteyenler bu kahramandan sülünez gibi yemler alırlarmış. Kahraman yazın iş yaparmış ama kışın yem alan pek olmuyormuş. Kahramanın başka bir sabit geliri de yokmuş. Kahramanın parayla pulla işi de pek yokmuş zaten. Ekmeğini taştan çıkarmak düz anlammış bu hikâyede.
Kahraman toprağı eker, mevsimine göre kendi ihtiyacını karşılarmış. Ot kaynatırmış, bir de pilav yaptı mı yanına tamam olur bir öğünü. Çarşıdan da ekmek alsa tamammış. Tek başına yaşarmış. Hiç evlenmemiş. Olmayınca olmuyor diyormuş. Nasip olmamış. Bir köpeği varmış. Kahraman, yemleri sattığı kulübede yaşıyor, yani şehir kültürü deyişiyle ‘home office’ (evde büro) çalışıyormuş. Devlet ona yeşil bir kart vermiş ama kahraman sağlığını devamlı hareket halinde olmasına borçlu olduğunu söylüyormuş şükrederek. Hareket insanı yaşatıyor diyormuş.
Dağlara çıkarmış sabah köpeğiyle. Dağları tepeleri aşarmış. Dağa çıkarken muhafazalarını giyer, kırmızı alarm şapkasını takar, tüfeği omzunda gezermiş. Dağlarda her şeye rastlarmış; kurt, kuş, tilki, domuz, keklik. Avcılığı severmiş. Avcılar derneğine de üyeymiş, kurallara uyar bilinçli hareket edermiş. Dağa çıkacağı zaman azığını ve suyunu alırmış yanına. Köpeği ile birlikte çıkarmış dağa. “Aç kalır insan ama susuz kalamaz” der, köpeğini ve kendisini yol boyunca susuz bırakmazmış. Kurda kuşa yem olmak söz konusu değilmiş kahraman için muhafazalarını giyip kırmızı alarm şapkasını takınca. Eski sayılabilecek bir Türk filmi “Eşkıya” da, geçen sözü doğruluyormuş sanki kahraman. “Kurt, kuş bizden, kötülük başka yerdendir” dermiş oradaki kahraman da.
Esas mesleği denizcilikmiş ama artık denize çıkmıyormuş. Ayaküstü toprakla uğraşırken yoldan geçenlere denizkestanelerinden bahsedebiliyor, denizi sevdiğini belli ediyormuş.
Denizkestanelerinin dişisiyle erkeğini herkes ayırt edemezmiş. Kahraman denizkestanelerini çok iyi tanıyor hangisi dişi hangisi erkek görebiliyormuş. Erkek denizkestanesi yapısı itibarıyla tutunabiliyormuş taşlara karaya ve dalgalardan etkilenip savrulmadan durabiliyormuş, dişi kestanenin yapısı farklıymış o tutunamıyormuş yapısı itibarıyla fakat sezgileri kuvvetliymiş. Dalgaların geleceğini sezip, dikenleriyle taşları üstüne çekip, ağırlık yaratıp, savrulmaktan o şekilde kurtulurmuş. Denizkestanelerini iyi tanıyan kahraman diğer deniz bitkilerini ve canlılarını da çok iyi tanırmış. Denizkestaneleri tutunabilmeyi başarıyorlarmış diğer tüm canlılar ve kahraman gibi. Tutunamayanlar da savruluyormuş. Dalgalardan etkilenip savrulmamak aslında hiç kolay değilmiş. Ama hayat böyle yürüyormuş. Denizkestanelerinin mi insanların mı işi daha zor bilinmiyormuş.
Kahramanın da oluyormuş sıkıldığı durumlar, zorluklar ama biliyormuş böyle durumlarda ne yapılacağını. “Müziği çok dinleyeceksin, şarkı söyleyeceksin ve kafana hiçbir şeyi takmayacaksın” diyormuş. Yeni çıkan hastalıklardan sadece kalp ve şekeri biliyor bir de “stres”in tüm hastalıklara sebep olduğunu. Depresyon, panik-atak, agorafobi, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, hiperaktiflik, travma sonrası stres bozukluğu gibi hastalıklardan haberi yokmuş. “Kafana bir şeyi takmayacaksın ve bir şeye takılıp kalmayacaksın” deyip bitiriyormuş olayı. Kahraman “dil insanı deli de yapar veli de” diyormuş. Kahramanın deli mi yoksa veli mi olduğu bilinmiyormuş. Kahraman yaşamayı sürdürüyor, sağlıklı olmayı başarabiliyor ve hayattan tat alabiliyormuş.
Aynı kasabada bir kahraman daha yaşıyormuş, deniz kenarında küçük bir taş evde tek başına. Bu kahraman da inadına ve bazen şarkılar söyleyerek yaşamını sürdürüyormuş. Gururluymuş. Kimseyle konuşmazmış. Bilinen bir mesleği yokmuş, sokağa çıkar tanıdık esnafın verdikleriyle öğününü tamamlarmış. Her gün evinden dışarı çıkar turunu atar sefer tasını doldurur evine dönermiş. Bu kahraman biraz daha gizemliymiş. Yaşam alanı o taş evin içinde elektrik, su, soba var mı yok mu bu kasabadakilerin hayal gücüne kalmış. Onu büyük şehre daha rahat imkânları olan evlerine almak isteyen akrabalarından kaçtığı, halinden memnun olduğu için taş evine geri döndüğü biliniyormuş. Kahramanın annesinin ve dolayısıyla kendisinin genetik olarak deli oldukları söylenirmiş. ‘Notre Dame’ın Kamburu’ masalındaki kambur gibi merkezin ortasında değil kenarında duran bir karaktermiş bu kahraman da. Paranın, imanın bir de ruh sağlığının kimde olduğu belli olmayabilirmiş. Osmanlı Devleti kurucusu Osman Gazi’ye yapılan nasihatler şöyle bitermiş, “Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler! ...”
Kurdun kuşun kimden, kötülüğün de nereden geleceği belli olur muymuş, bilinmezmiş. Ama bazı kahramanlar biliyormuş, hayatı biliyorlarmış. Bu hikâye de böyle sürermiş…
- İzmir, yıl 2022…
- Uyuyan Güzel İzmir
- İzmir’de ‘kültürel akupunktur’
- ‘Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin…’
- Bodrum, Bodrum...
- ASMANIN BÜYÜSÜ URLA’DA ‘Üzüme balın, zeytine yağın düştüğü gün’- 14 AĞUSTOS
- Alırım Başımı giderim Efeler gibi heeeyyy!
- Bir Efe Yürüyüşünün incelenmesi 1
- Hepimizin hayatı iki kelime, Bir varmış, bir yokmuş şu alemde…
- Bir müzik hocası...
- Dünyayı güzellik kurtaracak…
- İzmir nasıl kurtulur?
- Haydi, hep beraber evde zeytin yapıyoruz…
- İzmir’in kızları
- Adem, Havva ve bir Elma’nın hikayesi
- İstanbul’da İzmirli olmak...
- Nil Prenses...
- Aşk herkesi kırar biraz… Herkes kendine sürgün biraz…
- Adem ile Havva ve bir elmanın hikayesi-2. bölüm

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
