Yazarlar
Eski evlerin veda mektubu ya da kurtulma çığlıkları
Doğumdan ölüme, nişandan nikaha, yaş gününden yıldönümüne, mevlütten, tebarekeye, bütün yükümüzü çeken, yağmurdan, güneşten, sıcaktan, soğuktan koruyan, tarihin tanığı eski evlerimiz bir bir yokoluyor, kayboluyor... Bu acıya daha ne kadar seyirci kalacağız
Farkında mısınız? Eski evlerimiz birer birer terkediyor bizi... Kah bir yangınla, ki biz ona “Tinerciler yaptı” diyoruz, sanki apartman dikmek isteyenler yapamazmış gibi... Kah bir depremle aramızdan ayrılıyorlar. Önlem mi... Tabii var.
Sarı bir levha, üzerinde “Dikkat yıkılabilir altında durmak ve park etmek yasaktır” yazılı! Çevrenizde görünce yüreğiniz sızlamıyor mu? Bir dile gelseler, bakın bize ne mesajlar verecekler...
Zaten üfürseniz yıkılacak hale gelmişiz...
Neler çektiğimizi, bizim kaç yaşında olduğumuzu, kaç kuşağı içimizde barındırdığımızı biliyor musunuz? Kimimiz yüz, kimimiz yüzelli yaşında. Her gün bir ikimiz yanıp yıkılıyoruz. Zaten belimiz bükülmüş, üfürsen yıkılacak hale gelmişiz, bir de sizin ilgisizliğiniz bunun tuzu biberi. Evvela tuvalet olarak kullandınız hiç sıkılmadan. Ya sabır çektik. Sonra bir takım adamlar peydahlandı bizi kağıt, plastik şişe deposu yaptılar. Kimse aldırmadı. Odalarımızda, salonlarımızda şarap içip, uyuşturucu kullandılar, ilgisizlik devam etti. Belediye Başkanları kilimalı arabaları ile önümüzden geçerken dönüp bakmadı bile. Niye baksın ki. O görevini yapmış sarı levhayı diktirmiş ve altından geçmek tehlikeli demişti ya... Bazı evler daha şanslıydı, en azından içinde şarap içilemeyecek, bali çekilemeyecekti onların yüzeyini kaplayan tel kafesleri vardı...
Ve bir gün, içimizi kapkara yapan o gün
Gün geldi, içkiyi fazla kaçırıp sigara ile uyudular ve asırlara dayanan vücudumuz o alevlere dayanamadı. Çatırtılarımız karşı ki apartmandan duyuldu. Telaşlarını görüp bizi kurtarmaya geliyorlar zannettik. Oysa onlar arabalarını kurtarma peşindeydi. İtfaiye gelene kadar bir kova su döken çıkmadı. Sonra mı, evvela nasıl kitabına uydurulur diye bakıldı... Ne olacak bu kadar zor değildi kitabına uydurmak, zor olan onu onarmak için izin almaktı, restarasyon yapmaktı.
Kazmalı kürekli adamlar geldi, başlarında ki kara bıyıklı adam “işte bu” dedi ve eli ile beni gösterdi. Bu yıkılacak işte geçen gün yandı ya. Gazeteler yazdı, televizyonlar gösterdi ya. Baliciler yakmış... Hadi başlayın artık, kaldırın şu pisliği. İnsanlar şikayet ediyor, pis kokuyormuş hadi çabuk olun. Adamın biri ellerine tükürdü ve “Bismillah” deyip kazmayı böğrüme böğrüme vurdu. Kazmalar indikçe duvarlarıma içim acıdı ve...
Münevver Teyze’nin külde kahvesi
Geride kalan yüz küsür yıl film şeridi gibi usumda dolaştı. Münevver Teyze külde çok güzel kahve pişirirdi. Eşi Kolağası Osman Efendi geldi mi evvela onun cizmelerini çıkarmasına yardım eder, sonra da leğen ile ibrik getirir, ayaklarına su dökerdi. Sonra Osman Efendi ayağının birini altına alır cumbadaki divana ilişir ve eşinin sırtını beslediği yastıklara dayanarak bir ohhh çekerdi. Kahve vakti gelmişti. Osman Efendi, yorgunluk kahvesini cumbada içemeyi adet edinmişti. Höpürdeterek bir yudum alır ve “Hanım senden iyi kahve yapan yok biliyor musun” derdi. Bu arada eşinin günlük raporunu bıyık altından gülümseyerek dinlerdi. Raporda neler yoktu ki besleme kızdan komşunun süslü karısına, kilerde azalan undan annesine gitmek istediğine kadar... İlk sahibim Yorgo adlı bir Rum’du, eşi Eleni için beni yaptırmıştı. Bahçedeki her gülü, her yasemeni ve her asmayı Eleni’yi düşünerek dikmiş, onu memnun etmek için çalışmış didinmişti. Sarraflık yapıyordu Punta’da. Bugünün Alsancak’ına o zaman Punta denirdi ve Levantenler denilen ecnebiler orada otururdu. Sonra Yorgo ve Eleni ile çocukları zorunlu göç ile Atina’ya taşındı...
Devamını Ege Life'in Kasım sayısında bulabilirsiniz.
Ege Life'ın Kasım sayısı tüm Yaysat - Migros - Kipa ve D&R'larda bulunmaktadır.

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN