Yazarlar
Damlaya damlaya
“Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar/belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam/nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar/etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam/bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar…”/koşmam gerek/yetişmem gerek yazgıma/tutmam gerek…” diyor İsmet özel Jazz şiirinde. Şehir ahalisinin nasıl da soluk soluğa yaşadığına dair, ilişkiler iklimine işaret ediyor, sonra vuruyor koşan adamı, ruhu zamana sürtünerek zayıflamış, yorgun adamı, sonra yanına varıp “ben sana koşma demiştim” der gibi bakıyor uzamış sakalları ve filozof görüntüsüyle… Bir iskeleyi en iyi belki de şairler anlattığı için denizler okyanus olur, sokaklar geniş caddelere çıkar dizelerde.
İmbat eserken bir iskele önünde, deniz dalgalarla fikrini bozarken, iskelede bekleyenin de acelesi vardır belki de, o da az sonra koşuşturacak, son anda turnikelerden atlayan ‘gecikmişler’ gibi. Zaman en uslu olanımızı yavaş şeritten çıkarıyor. Korkar gibi, geniş ve hızlı adımlarla yürüyoruz. Yürüdükçe hızlanıyor önümüzdeki, yetişmek için yavaş koşuyoruz. Önümüzdeki düşünce üstünden atlıyoruz, dönüp bakmıyoruz, yüzündeki ifadeyi biliyoruz, biz de tökezlerken ‘Üstümüzden atladılar’ deyip daha da hızlanıyoruz… Tam da ruhumuz ve bedenimiz nefesimizin ritmine göre biçim alırken, arkadan bir ses… Yel değirmenleri ile savaşan bir cesur Donkişot, ya da sizi karşıdan izleyen, gün batıp, hesaplar kitaplarına doğru kapanınca daha sonra rastlayacağınız kendiniz, sizin sesinizden bir nefes…’Hanımefendi!.. Beyefendi!..’ diyerek çağıran…
Siz unutuyorsunuz, o orman kuruyor…
Biz vapura yetişmek için koştururken, arkamızda kalan hayat, ayrıntılarıyla daha sonra büyük başlıklar şeklinde çıkıyor karşımıza bazen. Bir ağaç olarak gölgesinde dinleniyoruz, sesini duyduğunuz kuş, yıllar önce Konak İskelesi’ndeki gazete büfesinden yapılan alışverişin unutulmuş para üstünden geliyor! Unutulan her şey zamanın karanlık mahseninde çürüyüp kaybolmuyor. Bazen bir fidan gibi yükseliyor belleğin zifirinden, gözlerinizi açtığınız sabahın aydınlığına doğru…
İzmir Konak İskelesi önünde gazete, dergi satışı yapan Tandoğan Büfesi, ilk bakışta sadece bir kişin sığacağı küçücük bu büfeye, bir koca orman sığdırmış. Alışveriş yapan müşteriler vapuru kaçırmamak için acele edince, geride kalan bozuk paralar… Murat Tandoğan ilk zamanlar kalan paraları geri vermek için müşterinin dönmesini beklemiş önce… Ancak geri dönemeyecek kadar hızlı akan bir hayat ve büyük vapurlar… Ege Orman Vakfı ile işbirliği yapıp kalan paralardan fidan almak ve hızla akan hayatın gerisinde yarına kalanların, doğanların gölgesinde soluklanacağı bir orman fikri gelmiş aklına…
...
Devamını Ege Life'ın Ağustos sayısında bulabilirsiniz
Ege Life'ın Ağustos sayısı tüm Yaysat - Migros - Kipa ve D&R'larda bulunmaktadır.

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN