Zamanla yarışan Rüzgar çocuk
Dededen gelme motosiklet tutkusu onda... Henüz 7 yaşında çıkmış “metal canavarın” üzerine... Haylazlık döneminde “sokak yarışlarıyla” başlayan yarışçılık serüveni... Şimdi 24 yaşında Emrah Kıygan... Türkiye pistlerinde kürsüden inmiyor artık... Uluslararası arena da büyük başarılara imza atmaya, ikinci bir Kenan Sofuoğlu olmaya hazır... En büyük destekçisi de en az onun kadar motosiklet aşığı olan ailesi...
Bir tutkudur motosiklet… Bir makine ile bir insanın bütünleşip tek vücut, doğanın dinamik parçası olması… Rüzgarı, kokuyu hissederek akan hayatın, tam da içinde yer almak… Sınır tanımamak, özgürlük, korkusuzluk, adrenalin, cesaret ve belki de hayata bir başkaldırı… Bu sevdanın sınır tanımadığı kesin! O, belki de modern çağın teknolojik şehir efsanesi… Ateşiyle yanıp tutuşanlar için motosiklet, bir hayat felsefesi. Motorcuların ağzından çıkan en kısa tanımı ise hayatla bir olmak… Sadece hayat felsefesiyle yetinmeyen ve bunu hız tutkusu ile birleştirerek zamanla yarışanlar da var. Tutkusunu profesyonel hayata taşıyarak pistlerde hız limitlerini zorlayan, motosikletsiz bir hayat düşünemeyen sevdalılar, yarışçılar da… Rüzgarın çocukları onlar…
Dede motorcu olunca...
İnanılmaz başarılarıyla Türkiye’nin adını dünyaya ezberleten motosiklet yarışçısı Kenan Sofuoğlu’nun tahtına göz koyan genç yarışçımız Emrah Kıygan ile bir akşamüstü müdavimi olduğumuz Alsancak-Cine Cafe’de bir araya geliyoruz. O, gelecek vaat eden iddialı bir yarışçı. 2010 Endo Türkiye Pist Şampiyonası’nda ilk iki etapta da birincilik koltuğunu kimseye kaptırmayan Kıygan ile tatlı bir akşam melteminde keyifli bir sohbete başlıyoruz.
1986 İzmir Kemalpaşa doğumlu olan Emrah’ın motorla ilk randevusu ailesi sayesinde oluyor. Çünkü Kıygan ailesinde herkes motosikleti seviyor. İşin aslı ailenin büyüğü, Emrah’ın dedesi Hüsnü Kıygan; 1950’li yılların sıkı motorcularından. Hüsnü Dede, sadece kullanmamış motosikleti, satış ve kiralama hizmeti vermiş. İzmir’in en eski motorcularından olan bir dedenin torunlarında motosikletin bir tutkuya dönüşmesinden doğal bir şey olamaz haliyle...
Emrah, ilk motosikletine (90 cc’lik) 7 yaşında sahip olduğunu söyleyince gözlerim fal taşı gibi açılıyor. Dayanamayıp tekrar ediyorum “7”, gülüyor ve diyor ki “Bizim aile için çok normal bir şey bu, başka türlü olamazdı zaten. Bizde 17 yaşını dolduran herkes, ‘A2’ motor ehliyetini alır.”
Bu olsa olsa aşktır
‘Ne aile ama’ diye geçiriyorum içimden, özellikle kendi babamı ve ne kadar evhamlı olduğunu düşününce, halime gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. (Eğer bu cümlemi sevgili babam okursa, bahtıma 3 günlük bedava bir tafra düşecek.) Emrah’ın kız kardeşi Tuğçe de 9 yaşında motosiklet direksiyoruna geçmiş. Ailecek bir tutkuyu paylaşmak da böyle bir şey olsa gerek.
7 yaşında dağ, tepe demeden motor üstünde geçirilen bir çocukluktan sonra yolunun pistlerle kesişmesine şaşırmamalı. Yaşının küçüklüğü ve yeterince bilincinde olmaması nedeniyle 90’lı yıllarda caddelerde hız yapmak, sokak yarışlarına katılmak gibi haşarılıklar da yapmış Emrah. Canım kim fırsatını bulduğunda maceraya “hayır” diyebilir ki o yaşlarda. Hele de motora bu kadar aşıkken… Aşıkken diyorum çünkü konuşurken sesindeki heyecan ve gözlerindeki parıltı, insana “Bu olsa olsa aşktır” dedirtiyor. Emrah haşarılık dönemini şöyle özetliyor: “Motorcu çocuğun motorcu arkadaşları olur. Arkadaşlarım arasında yaşıtlarım kadar benden büyükler de vardı. Ankara-İzmir asfaltında sokak yarışları yapıyorduk. Ama o zamanlar 12-13 yaşındaydım, sonra akıllandık ve bıraktık tabi ki.”
Serüven motodragla başlıyor
17 yaşına geldiğinde Turgutlu’dan bir motorcu ağabeyi, “Bizim motosikletimizle Türkiye Motodrag Şampiyonası’nda yarışır mısın” diye sorunca, hiç düşünmeden “evet” diyor ve pistlere uzanan yarışçılık hayatı başlıyor Emrah’ın. 2004 yılında katıldığı bu ilk yarışında, mekanik problemler yüzünden dördüncü olan Emrah; şampiyonanın sadece son etabında yarışıyor. 2005 yılında bu pahalı spor dalındaki yarışlara maddi olanaksızlıklar yüzünden çok istemesine rağmen katılamıyor. (Birden aklıma Kenan Sofuoğlu’nun da aynı sorunlarla boğuşarak, bugün Dünya Şampiyonu oluşu geliyor. Bir an sanki ‘geleceğin yeni Dünya Şampiyonu’ ile konuşur gibi hissediyorum ve gülümsüyorum.) Boş geçen bir yılın ardından 2006’da, tamamen kendi olanaklarıyla bir motosiklet alıyor ve yarış için hazırlıyor makinesini. Türkiye Motodrag Şampiyonası ile 2006 sezonuna başlıyor ve şampiyonada yine dördüncü oluyor. Bundan sonra da her girdiği yarışta ilk üçte yani kürsüdeki yerini alıyor.
Genel klasmanda sezonu Türkiye 2.’si olarak tamamlayan Emrah, motodragla başlayan yarış kariyerine 2007 yılında bir de pist yarışlarını ekliyor. A, B, C grubu olmak üzere 3 sınıfı olan pist yarışlarında, önce en alt sınıf olan C grubundan başlıyor. Bu kararından sonra kendini nasıl yoğun bir temponun içinde bulduğunu gülümseyerek anlatıyor: “Bir hafta motodrag yarışı oluyordu, bir hafta pist yarışı. Oradan oraya mekik dokuyarak senede 13-14 yarış ki hevesli olduğumdan özel yarışlara da katılıyordum.” Her ne kadar yoğun bir tempo içerisine girse de sezonu her iki kategoride Türkiye 2.’si olarak tamamlayan Emrah, 2008’de terfi ettiği B grubunda ilk üç yarışta birinci oluyor. Motodragta da ilk üç yarışı birincilikle tamamlayan sempatik yarışçımız, Kocaeli’de kötü bir sürprizle karşılaşıyor.
Bir avuç çamurun yaptığı...
Körfez Pisti’nde iyi başlayan yarışın 18.turunda yoldan çıkan bir rakibinin tekrar yarışa dönmesi, Emrah’ı bir facianın eşiğine getiriyor. 1-2 saniye önce geçtiği virajda yoldan çıkan yarışçının tekerinden piste bulaşan bir avuç çamur, 19. turda Emrah’ın sezonu kapatmasına neden oluyor. 180-200 km hızla girdiği virajda çamur yüzünden kontrolünü kaybederek, ölümle burun buruna geliyor. Her şey güzel giderken insanın hayatının nasıl bir anda alt üst olabileceği aklıma geliyor, ürperiyorum. Tüylerim diken diken dinliyorum: “Yaklaşık 200 km hızla viraja girdiğimde çamuru gördüm ama yapacak bir şey yoktu çünkü çoktan virajı almak için motoru yatırmıştım. Düştüm, düştükten sonrasını çok da hatırlamıyorum. Ara ara, kopuk kopuk kesitler var sadece…” Bu sözler ağzından dökülürken dikkatlice bakıyorum, en ufak bir korku ya da endişenin gölgelemediğini fark ediyorum gözlerindeki parıltıyı. Düştükten sonra kazaya ilişkin bir şey hatırlamıyor Emrah. Pistte doktor “İyi misin” diye sorduğunda yanıt verebildiğini sandığını fakat konuşamadığını fark ediyor. “Söylediklerini anlıyordum ama tepki veremiyordum. Hastaneye giderken mekanikerimin elimi tutup ‘Dayan oğlum, dayan’ dediğini anımsıyorum. Sol el bileğim, ayağım ve kalçamda kırıklar, 2 kaburgamda da çatlak varmış… Zaten sonrasında da sadece ağrılar…” diyor genç yarışçı mahçup bir tebessümle.
Hastanede ailecek yarış!
Artık cesareti mi, soğukkanlılıkla yaptığı işin risklerini göğüsleyişinden midir bilmem, şaşkınlıkla hem dinliyor hem de kafama üşüşen soruları soruyorum. “Hiç mi tereddüt etmedin böyle bir kazadan sonra pistlere dönmeye” diyorum, muzip parıltılar geçiyor gözlerinden. Ağzından çıkan yanıtı duyunca foto muhabiri arkadaşım Mehmet Emin ile kulaklarımıza inanmakta güçlük çekiyoruz. O ise yüzünde afacan çocuk misali bir tebessümle, “Kazadan sonra hastanede ilk gözlerimi açtığımda bile ‘Tamam, buraya kadarmış. Yıldım artık’ demedim asla! Her zaman en büyük hayalim gazlamaktı ve hala da öyle… Gazlıyorum!..” deyince hep birlikte basıyoruz kahkahayı.
‘Adrenalin dozu yüksek işleri herhangi biri yapamaz’ iddiasının canlı kanıtına baktığımı düşünürken bir kez daha şaşırtıyor bizi hastanede yatarken ailecek televizyondan motosiklet yarışlarını izlediklerini öğrenmek… Anne-babasına, hem soğukkanlı duruşları hem de kararı ne olursa olsun oğullarının arkasında durmaları sebebiyle hayran olduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. Kolay değil böyle bir şeyle başa çıkabilmek! Aklıma yine bizimkiler geliyor, gülümsüyorum. Bunun daha hafifi başıma gelse; nasıl bir endişe tufanıyla hastaneyi birbirine katarak yanıma koşacakları film şeridi gibi geçiyor gözlerimin önünden.
Kürsüye abone oluyor
Emrah’ın tek üzüntüsü, iyi başlayan bir sezonu talihsiz bir kaza yüzünden kapatmak zorunda kalması. Önceki yarışlardaki sonuçlar o kadar iyi ki yinede sezonu Türkiye 3.’sü olarak tamamlıyor. Eminim hepiniz benim gibi ‘En büyük aşkıyla tekrar ne zaman kavuştuklarını’ merak etmişsinizdir. 6 ay sonra tekrar motosikletiyle ‘gazlamaya’ başladığını söylüyor, genç yarışçımız. 2009 yılına kadar 600 cc’lik motosiklet kategorisinde yarışırken, yeni sezona 1000 cc’de A grubundan başlıyor. İlk uluslararası tecrübesini Yunanistan Şampiyonası’nda yaşıyor ve 3. olarak kürsüye çıkma onuruyla tanışıyor. Ancak yine maddi sorun engeline takıldığı için sezonu yarıda bıraktığını anlatıyor. Büyük bir tutkuyla zamanla yarışan bir rüzgar çocuğu için en can sıkıcı şey de emeklerinin yarı yolda kalmasıdır her halde. Hiçbir zorluk karşısında yılmadan devam etmeye kararlı olan Emrah, 2010 sezonunda kendi olanaklarıyla boy göstermeye başlıyor. Şu ana kadar elde ettiği sonuçlar, ailesinin ve arkadaşlarının ona neden bu kadar inandıklarının ispatı adeta. Endo Cup’ta 600 cc’de birinci oluyor. TMF Cup’ta da 600 cc’lik motoruyla 1000 cc’lik motorları geride bırakarak birincilik koltuğuna oturuyor. 3-4 Temmuz tarihlerinde İzmir’de gerçekleşen 2. etabında da birinciliği kimseye kaptırmıyor.
Gittiği yere kadar devam
Emrah Kıygan’ın önünde, Endo Türkiye Motosiklet Şampiyonası’nın 4 etabı ile 1 Ağustos’ta Yunanistan’ın Serez Pisti’nde başlayacak olan ‘Doğu Avrupa Motosiklet Şampiyonası’ var. 4 yarıştan oluşan Doğu Avrupa Şampiyonası’nda çok iddialı olan Emrah, geçen sene Yunanistan’da katıldığı şampiyona dolayısıyla Serez Pisti’ne yabancı değil. Bu yıl müthiş bir motosiklete (Yamaha R6) kavuştuğunu söyleyen genç yarışçımız, ekibinin de çok iyi olduğunu vurguluyor ve ekliyor: “Bu sene en büyük hedefim Doğu Avrupa Şampiyonluğu. En kötü ihtimal 2. olacağıma inanıyorum.” Bu cümleler ağzından dökülürken kendinden emin olduğu her halinden anlaşılıyor. Kenan Sofuoğlu’nun yaptığı gibi tüm dünyaya bir Türk’ün daha adını ezberletmeyi hedefliyor Emrah. Pistlerde ne zamana kadar ‘gazlayacağını’ sorduğumda yanıtı tereddütsüz yapıştırıyor: “Gittiği yere kadar...” Yurtdışında bu işin çok ciddiye alındığını ve yarışçı yetiştiren okullar olduğunu söyleyerek, yabancı ülkelerle Türkiye arasındaki uçuruma da dikkat çekiyor genç şampiyon. Ben de “Okul olmasını geçtim, sporcularımız sponsor bulmakta bile zorlanıyor. İleride bir ilke imza atıp, imkanın olursa bu okulu sen açmak ister misin” diye soruyorum. Şöyle diyor, “Eğer yeterli olanağa sahipsem, neden açmayayım? İleriye dönük hayallerim arasında bu da var zaten…”
Canavara hükmetmek kolay değil
Bir motosiklet yarışçısının hayatı da dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. 180 kiloluk metal bir canavarla başa çıkmak sanıldığı kadar da basit olmuyor elbet. Sonuçta ister yolda ister pistte olsun bu kükreyen aslanın üstünde, onunla tek vücut, rüzgar gibi esebilmek için sağlam bir kondisyon ve dayanıklılık şart. Emrah, dayanıklılığını artıracak kondisyon ağırlıklı spor yaptığını söylüyor ve bunu sağlıklı bir beslenme ile desteklediğini de vurguluyor. Özellikle pist yarışlarında en çok eforun virajlarda sarf edildiğini anlatan rüzgar çocuk, “Virajlarda altınızdaki bu güçlü canavara hakim olup bir sağa bir sola yatırıp kaldırmak, o kadar da kolay değil. Hiç bir yarış tek bir turla bitmediğini göre, ciddi bir efor söz konusu. Sadece tek bir yarışta 1-1,5 kilo verebiliyoruz” sözleriyle özetliyor motosiklet yarışçılığının ne kadar güç bir uğraş olduğunu.
Bir yarışa girmeden önce yarışçının motosikleti hazırlamanın dışında, kendini psikolojik olarak hazırlamasının en önemli detay olduğunu söyleyen genç arkadaşımız, motosikletin konsantrasyon eksikliğinden kaynaklanan hatalar için fazlasıyla tehlikeli bir araç olduğuna dikkat çekiyor. Motosiklet yarışını “Zamanla yarış” olarak tanımlayan Emrah, piste çıktıktan sonra bazı teknik şeylerin dışında her şeyin bu azgın canavarla bir olmayı başarabilen sürücüsüne bağlı olduğunu söylüyor. Yarışlardan arta kalan zamanını Kemalpaşa ve Tire’deki kendilerine ait tavuk çiftliklerinde, ailesine yardım ederek geçiren Emrah, bu sayede konsantre olmasına engel olabilecek ortamlardan da uzak durduğunu ifade ediyor, başarılı olmak için önce her şeyi kafada başarmak gerektiğini de sözlerine ekliyor. Sohbet bu kadar keyifli olunca vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz, güneş batmak üzere. Kafeden çıkıp yürümeye başlıyoruz, artık son cümlelerimiz. Genç arkadaşıma hem sezon için hem de ilerideki hedefleri için başarılar diliyorum ve ekliyorum “Doğu Avrupa Şampiyonası’ndan da birincilik ile dönmeni bekliyorum artık!.. Bu sefer de bir kutlama haberi yaparız.” Basıyor kahkahayı, “O zaman takip edeceksiniz artık beni!” “Bu kadar sohbetten sonra takip etmemek olur mu, son olarak motor deyince aklına ne geliyor” diyorum. İşte Emrah için motosiklet: “Tutku, aşk, özgürlük, heyecan, macera, hız, adrenalin, belki bir parça korku, bir yaşam tarzı… Onu sevmek, ona sarılmak, onunla tek vücut olmak, düşmek ama tekrar tekrar binmek…”
Röportaj: Hanze İNCİ
Fotoğraf: Mehmet Emin AL

