Yazarlar
Nerede o eski fuarlar...
Nerede o eski fuarlar...
Ağustos ayı geldiği zaman İzmir’de bir hareketlilik başlar. Diğer aylara göre yoğunluk daha fazladır. Malumunuz İzmir Enternasyonel Fuarı’nın açılışı bu aya rastlar. İş dünyası, eğlence tutkunları burada toplanır. Hem de havuz ve deniz keyfini bırakıp gelirler. İzmir’in o kavurucu sıcakları bile etkilemez, akın akın gelirler İzmir’e. Benden küçükler fuar eğlencelerinin kıymetini pek bilmeyebilir. Çünkü o zamanlara yetişemediler. Benim bile yetişebildiğim aşikar ya neyse.
Yazımı hazırlamak için biraz araştırmak yapmakta fayda var dedim ve yaşça benden büyük insanlardan fuarla ilgili anılarını anlatmasını istedim. Ben yazımın başında yetişemediklerimden bahsettim ya aslında ben hiç oraya gelmemişim bile. Ki yetişmek ne kelime. Eskilerin hep dediği bir şey vardır “Nerede o eski fuarlar” diye. Anlatılanları dinledikten sonra bu cümleyi söylemelerinde ne denli haklı olduklarını anladım. Ahh ahhh nerede o eski fuarlar!
Şöhret yolu İzmir Fuarı’ndan geçer
Sanatçıya sanatçı ilk defa İzmir Farı’nda denilirmiş. İzmir’de tutulmazsa ismi İstanbul’a gitse de iş yapamazmış. Önce onayı alması gereken yer İzmir Fuarı’ymış sanatçının. Kimler gelmiş geçmiş o sınavlardan. Kimilerinin isimleri unutulmaya yüz tutsa da, kimileri aramızdan ayrılsa da birçoğu hala zirvedeki yerlerini koruyor. Mesela Bülent Ersoy, Ajda Pekkan, Cem Karaca, Barış Manço, Behiye Aksoy, Emel Sayın, Sezen Aksu, Özay Gönlüm, İbrahim Tatlıses, Çoşkun Sabah, Hülya Avşar... Ve ismini sayamadığımız daha nice solistler, şöhretler gelmiş, geçmiş fuarın şöhretler kervanından...
O zamanlar eğlence de eğlenceymiş hani. Gazinolar, birbirleriyle sanatçı kapma yarışına girerlermiş. Bende ki solist iyi ama sendeki assolist daha iyi... Ardından da tabii dev afişler, ışıklı tabelalar fuara renk katarmış. Dansöz çıkaran gazinolar daha şanslı, çünkü o zamanlar televizyon herkesin evinde yok. Dolayısıyla insanların canlı canlı göbek şovu görebileceği yerler buraları. Bir de günümüze bakın, istediğin zaman istediğin yerde görebilirsiniz. Gerçi DVD ve CD’leri de var artık. Tak CD’yi saatlerce izle.
Bugünlerde Kültür Bakanlığı desteğiyle geçinmek zorunda kalan Müzeyyen Senar, hiç unutulur mu. Senar, 55-60 yıllarında kendi adına ithaf edilen Çamlık Senar Gazinosu’nda tek assolistmiş. Belli bir süre de ondan başka kimse assolistlik yapmamış. Her gece Müzeyyen Senar programı bitmeden mutlaka “Oy farfara” şarkısını söyler “Ateş düştü şalvara” nakaratında eteklerini dizine kadar çeker ve meşhur elma kırma olayını yaparmış. Elma kırma da ne demek diyorsanız, bildiğimiz bir şey aslında. Bir erkeğin bile kolay kolay kıramayacağı elmayı ortadan ikiye bölermiş. Aradan uzun yıllar geçse de hala da nasıl yaptığına bir anlam veremiyorlar. Çamlık Senar’ın diğer bir önemli solisti de Neşe Karaböcek’miş. Karaböcek, şarkılarını yedi dilde ilk defa burada söylemiş.
Süper ikililer
Assolistler, o dönemlerde önemli yer tutmasına tutuyor ama bir de onların alt kadrolarında iyi yetişmiş sanatçılar da var. İlk sahneye onlar çıkar, vatandaşları güldürmek için ellerinden geleni yaparlar. İsimlerini, çok yakın zaman olmasa da hatırlayacakların sayısı az değildir. Kim mi onlar? Ateş Böcekleri, Nokta ile Virgül, Bal Arıları ve Antenler...
Zeki Müren’in hayranları da ilginçmiş. İzmir Fuarı’nda Fuar Manolya Bahçesi’ne geldiği zaman, hayranları sevincinden içinde Müren de varken aracı havaya kaldırırlarmış. (O zamanın modern araçlarından birini kullanırmış Müren. 62 model Chevrolet Inpala...)
Ya Cem Karaca’ya ne dersiniz? Ekici Över’de Cem Karaca’yı hayranları sabaha kadar beklermiş. Gecenin 3’ün de sahneye yeşil parkası ile çıkışını hala o anı yaşar gibi anlatırlar. (Ve ağzından da unutulmayıp o günlerden günümüze kadar gelen şu nakarat dökülür ister istemez; İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları...)
Bülent Ersoy’un hayatına ise birebir şahittir İzmir Fuarı. Ersoy’un 12 Eylül’den sonraki yasaklı günleri, öncesi ve sonrasıyla her şeyi fuarla özdeşleşmiş. O dönemin gazetelerin gösterdiği gibi ameliyatına bile fuar zamanı karar vermiş, yasaklı dönemlerini yine fuarda konuşma fırsatı bulmuş.
Göbek atmadan olmaz
Gündüz matineleri yapılırdı. Bu döneme artık ben de şahit oldum. Kadınların göbek atma yarışına girdiği, çoluk çocuğun rahatlıkla koşturmaca oynadığı, çekilişlerin yapıldığı (Anneme hep çamaşır deterjanı çıkardı, titiz oluşunu anlıyorlar mıydı acaba) eğlenceli dakikalar geçirirlerdi. Gelsin dolmalar, gitsin köfteler... Yan masaya da bir tabak ikram edilmeden olmaz. Arkasından da yemek tarifleri verildi mi tamamdır bu iş. Yemeğimizi de yedik hadi bakalım şimdi göbecik atmaya. Doyasıya eğlenilir yorgunluk çöker, saatler evin erkeklerinin gelme saatine yaklaşınca bir telaş alır biraz önce göbek atan bayanları. Çocuğun kolundan kaptığı gibi tren yoluna ya da tramvaya. Bir o kadar koşturmalı bir o kadar da güzel günler. Gündüz eğlence olur da gece eğlence olmaz mı? Fuar, malum eğlence de sınır tanımıyor. Mogambo ve Kübana gece kulüpleri, adını duyuran mekanlardandı. Buralarda Batı müziği söylenirdi.
İzmirlilerin evleri ağustos ayı gelince dolar taşardı. E malum fuar zamanı geldi, günübirlik de gelinmez. Eğlencenin tadı çıkmaz tabii o zaman. En az bir hafta kalınır. Çünkü fuarın her yeri bol bol gezilecek ve teftiş edilecek. Lunapark’ın oyuncaklarına binmek bir günü alıyor zaten. Ege Güneşi’ne binmeden olmaz, ya o balerine binmemek olur mu? Tabii o da olmaz. Uçan halıya gençler binsin, atlıkarıncaya biz de çocukları bindirelim. Bu serüven ancak bir günü bitiriyor. Finalinde de külahta dondurmayı unutmamak lazım. Diğer günlerde ise diğer ülkelerden gelen pavyonlar gezilir. (Atlas pavyonu’nun dili olsa da konuşsa derler) Almanya standında şunlar var, ABD’deki elektronikleri de görmelisin, Araplar bir çay getirmiş mükemmel tadına bakmadan geçmeyin sakın...
Aaa üzüm şırası içmediniz mi, bir gün de sırf onun için gidin pavyona... Ve daha nice konuşmalar. Her yıl sırf bu pavyonları bile görmek için akın akın insanlar İzmir’e gelirmiş.
Bu anlattıklarım yakın gelecekti peki ya fuarın ilk kurulduğu zamanlara dönersek, ne ilkler yaşanmış şaşırmamak elde değil. İlk televizyon ABD standında fuarda tanıtılmış. Ay’dan düşen taş yine ilk defa fuarda halka tanıtılmış. Paraşüt Kulesi’nden ilk paraşütle atlama gerçekleşmiş. Elektronik araçlar, dikiş makineleri, gıda, giyim vs. Firmalar en yeni ürünlerini burada tanıtır, en çok ürünü de burada satarmış. Sadece eğlencenin kalbi değil, ekonominin kalbi de bir ay boyunca fuarda atarmış. Aaah ah, eski fuarlar her şeyiyle bir başkaymış.

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
Aycan PIRASALAR