Yazarlar
RODOS Şövalyelerin adası
Rodos, sayısız koyları, uçsuz bucaksız kumsalları, kültür ve tarihi, muhteşem doğası ve gece eğlenceleri ile turizm cennetidir
İnsanın içini serinleten ve neşelendiren bir Eylül sabahı, oradan oraya koşuşturan bir sürü insan, etrafta dolaşan vızır vızır scooterlar. Elimizdeki eşyaları bagaja attığımız için o kadar rahatız ki anlatamam. Yeni fotoğraf makinamı yanımdan ayırmıyorum, bir o var sırtımda. Eşim Gamze ile beraber denize paralel ilerleyen yolu karşıdan karşıya geçtikten sonra şehri çevreleyen surların 11 kapısının en yakınında olanından kendimizi içeri atıyoruz. Birden taş döşeli sokaklardan oluşan bir çarşının içine çıkıyoruz. Modern hiçbir yapının bulunmadığı çarşı, son derece sıcak bir ortam oluşturmuş. Kafamı kaldırıp Süleyman Camisi’ne doğru baktığımda, sokağın başından eli arkasında seri adımlarla ilerleyen Mihailis’i görüyorum. 68 yaşındaki Mihailis kendinden beklenilmeyen bir çeviklikle önümden geçerken sol arkamda kalan kapalı bir dükkana doğru yöneliyor. Cebinden çıkardığı anahtar ile kapısını açarken sağa sola etrafta kim varsa herkese lafını yetiştirmekten de geri kalmıyor. Kapının açılması ile beraber ince uzun dükkanın her yerine dolmaya başlayan sabah güneşi ile raflardaki yeşil bronz heykeller hafif hafif ışıldamaya başlıyor. Heykeller ilgimi çekse de daha sonra tekrar geleceğim için arabaya doğru geri yürüyoruz. Saat daha 10 buçuk bile olmamasına rağmen topu topu iki gün kalacağım için programımdan şaşmak istemiyorum. Oysa daha bu sabah gün ağarırken İzmir’den arabamızla yola çıkmıştık. Daha üç saat dolmadan Marmaris feribot iskelesinin önündeki parka arabamızı park edip feribota atmıştık kendimizi. Marmaris’ten sadece 50 dakikalık bir yolculukla Rodos’a ulaştığımız için adanın İzmir’e yakınlığı ile şaşırıyor insan. Herkes bunun o kadar farkında olmalı ki 400 kişilik hızlı feribotta bir tek boş koltuk yoktu.
Rodos Limanı’ndan çıkar çıkmaz hemen karşıdaki dükkandan son kiralık arabayı kapıyorum. Eşyalarımızı bagaja koyup Lindos’a doğru yola çıkmadan önce şehirde kısa bir tur atıyoruz. Sadece yarım saatlik mesafedeki Lindos, yazları adanın en sıcak ve rutubetli kesimi olmasına rağmen irili ufaklı dükkanlar ile dolu daracık sokakları ve müthiş koyları ile son derece turistik bir kasaba. Lindos’a gelmeden önce yol üzerinde sayısız muhteşem koylara tek tek uğramadan edemiyoruz. Önce Kalithea ardından da Faliraki civarındaki Anthony Quinn koyu. Navaro’nun Topları filminde yer alan küçük koy turkuaz renkli denizi, kayalıkları ve kumsalı ile mutlaka görülmeye değer. Adım adım Lindos’a doğru ilerlerken gördüğümüz birbirinden güzel koylar ve kumsallar Rodos’un neden bu kadar turistik olduğunun en güzel cevabı.
Rodos gezilerinin popüler destinasyonu olan Lindos, adanın en güzel köylerinden de birisidir. Yaz aylarında çok kalabalık olan dar ve parke taş döşeli sokakları gezmek için şu günler en güzel zamandır. Araç trafiğine kapalı olan köyü en güzel yürüyerek dolaşabilirsiniz. Köyün kurulduğu tepenin etrafından kıvrılarak çıkan dolambaçlı sokaklarından açılan yollardan evlerin çiçekli avlularına ulaşırsınız. Eskiden denizcilerin yerleşimi olan evlerde zengin taş işçiliği cephelerdeki halat ve zincir benzeri bezemelerle ortaya çıkar. Evler Bizans ve Arap üslubunun karışımıdır. Köyün merkezinde, son derece zarif çan kulesi ile Panagias Kilisesi yer alır. Köyün en tepesinde ise Lindos Akropolis yer alır. Akropolis’in zirvesinde de Lindos Athena tapınağı vardır. Antik dünyanın en kutsal yerleri arasında yer alan tapınağı Büyük İskender, Troyalı Helen ve Herakles’in de ziyaret ettiği söylenir. Akropolis’e yürüyerek çıkabileceğiniz gibi eşekle de çıkabilirsiniz.
Akşam Rodos’a dönmeden önce Kelebekler Vadisi’ni gezeceğimiz için Lindos’u dolaştıktan sonra otoparkın yanındaki eşsiz manzaralı tavernada öğle yemeğini yiyip dinlendik.
Araba ile Rodos’a yarım saat mesafedeki Kelebekler Vadisi, dağların üzerinde cennetten bir köşe. Kıvrıla kıvrıla ilerleyen dağ yolunda gözünüzü yol kenarından ayırmazsanız mis kokulu adaçaylarından da yanınızda götürmek için toplayabilirsiniz. Kelebekler Vadisi, üzerinde ahşap köprülerin yer aldığı, ağaç yapraklarının güneş ışınlarını kapladığı, kıvrılarak akan bir dereden oluşuyor. Esans yapımında kullanılan vanilya kokulu bir reçine salgılayan ağaçlar binlerce pervaneyi kendilerine çeker. Serin ve güzel vadi sadece kelebekler için değil yürüyüş yapıp doğa ile iç içe olmak için bile mutlaka görülmeye değer bir yer. Makro fotoğraf meraklıları için bir cennet olan Kelebekler Vadisi’nden yavaş yavaş ayrılıyoruz. Karanlık olmadan Rodos’un güzel ve serin akşam üstünü kaçırmak istemiyorum.
Rodos’a gelmeden önce havaalanı civarında denize ulaşıyoruz. Aralıksız uçakların inip kalktığı Rodos Havaalanı son derece hareketli. Havalanından Rodos şehrine kadar sayısız 5 yıldızlı otel ve uçsuz bucaksız kumsal kenarından ilerleyerek yolumuza devam ediyoruz. Şehrin bizi karşılayan güney- batı ucu Ixia eski Türk mahallesi. Tek sıra halinde ve tek katlı evlerden oluşan bölge ilginç mimarisi ile son derece yalnız duruyor.
Akşam yemeği için Eski Rodos’un merkezindeki Taverna Sarris en leziz tatlara sahip mekan. Bir sonraki gün yapacağımız şehir turundan önce güzel tatları deneyebilirsiniz. Benim önerim Yunan salatası, musakka, tarama, bekri meze, köfte ve balık çeşitleri. Hepsi de birbirinden lezzetli yemekler. Yemek sonrası ise şehrin kalbi olan Hipokrat Meydanı’nda değişmez tercihim olan frappe içebilirsiniz. Yunan şehrinden daha çok bir İtalyan kasabasını andıran meydan her akşam dolup taşmaktadır.
İkinci gün sabahına, şehri dolaşarak başlıyoruz. 2400 yıllık Rodos kenti antik dönemden daha çok St. Jean şövalyelerine 250 yıl boyunca yaptığı ev sahipliği ile tanınmıştır. Büyük Üstadlar Sarayı’nın, kulelerin hakim olduğu Ortaçağ Kalesi, eski Rodos kentinin merkezini oluşturur. Şehir surlarının kuzey batısında yer alan valilik ve bazı devlet binaları ise 20. yüzyıl başında İtalyan egemenliğinde yapıldığı için faşist İtalyan mimarisinden de izler taşır. Toplam 3 kilometrelik surlar ile çevrelenen eski Rodos adım adım gezilmelidir. Eski Rodos’un en ünlü ve ziyaret edilen yeri Şovalyeler Sokağı’dır. Liman ile Büyük Üstadlar Sarayı arasında yer alan sokak sağlı sollu Hospitalier Tarikatı’nın mensuplarına ait hanlar yer alır. 14. yüzyılda Gotik üslupta yapılan binalar, şövalyelerin bir araya geldikleri yerlerdi. Binaların üzerindeki armalardan ve bayraklardan hangi hanın, hangi ülkenin şövalyelerine ev sahipliği yaptığını anlayabilirsiniz.
Sokağın başında Büyük Üstadlar Sarayı yer alır. Büyük taş yapı 19. yüzyıla kadar ayakta kalmışken, 1856’daki patlamada havaya uçmuştur. 1930’larda İtalyanlar tarafından onarılmıştır. Saraydaki paha biçilmez mozaikler mutlaka görülmelidir.
Şövalyeler Sokağı’ndan aşağıya indiğimizde bugün müze olarak kullanılan eski hastane binasına ulaşırız. Buradan sonrada hediyelik eşyaların satıldığı çarşı başlar. Özellikle şövalye heykelleri ve silahları Rodos dükkanlarının çoğunda satılır. Geri kalanı ise antik Yunan heykelleri satan dükkanlar ve diğer hediyelik eşya satılan yerlerdir. Modern sanat atölyeleri de görülmeye değerdir. Akşam üstü feribotumuz kalkmadan önce aklıma Mihailis’in dükkanı geliyor. Adadan ayrılmadan önce evimize iki adet bronz heykel beğeniyoruz hatıra olarak.
Antik dünyanın yedi harikasından birisi olan liman girişindeki Rodos Heykeline, MÖ. 3. yüzyıldaki yıkılışına kadar ev sahipliği yapan Rodos, tam bir tatil merkezi. Sayısız koyları, uçsuz bucaksız kumsalları, uzun yaz dönemi, tarihi şehri, kültürel mirası, muhteşem doğası ve gece eğlenceleri ile turizm cenneti. Her şey bir kenara, son derece de hesaplı tatil yapma şansı da bulabilirsiniz. Üstelik İzmir’den bir hafta sonu kaçamağı için de sadece 3 saatlik mesafede.


Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
Arda BESET