Yazarlar
Arnavutluk Kartalların Ülkesi
Sonunda oldu. Arnavutluk’u da gördüm ya. Artık ölsem de gam yemem. Yıllarca etrafındaki ülkeleri ziyaret ederken veya Yunanistan’dan İtalya’ya feribot ile giderken yakınlarından geçtiğim Arnavutluk benim için hep bir bilinmeyendi. Avrupa’nın gizli hapishanesi… Kendi içine kapalı, dünyadan izole bir ülkeydi. Hep merak ettim. Her zaman görmek için fırsat kolladım. Kısmet bugüneymiş.
Geçen hafta Türk Hava Yolları’nın İstanbul aktarmalı tarifeli seferi ile Tiran’a doğru giderken tam anlamıyla bir bilinmeyene gidiyordum. İzmir’in sıcaklarından da bir miktar kaçma şansını bulunca, “ohh” dedim, hem iş hem tatil. Görüşmelerim için aldığım takım elbisemin içine bolca da uzun kollu gömlekler aldım ki muhtemel serin Arnavutluk akşamlarında üşümeyeyim.
İstanbul’dan yaklaşık 80 dakikalık uçuş mesafesi ile dibimizde. Tiran Havaalanı’na ufak da olsa yeni bir dış hatlar terminali yapmışlar. Ehh çok beklediğim bir şey olmasa da, elbette yeni binalar yapmışlardır komünist Arnavutluk’a. Terminal binası küçük ama modern. Köprü yok. Otobüsle uçaklara ulaşıyorsun. Altı tane de kapı. En sevmediğim şey de fazla parça ve özellikle takım elbise çantaları ile yolculuk. Bu sefer durum son derece vahim çünkü 7 parça eşya var nasıl taşıyacağımı bilemiyorum. Bulduğum bir valiz taşıma el arabasına tüm eşyaları güç bela yükledim. Tam kapıdan çıkarken valizleri tekrar x-ray’den geçirmemizi söylemezler mi… Tekrar indir koy x-ray’e offf. Bu ne ya… Neyse bizi alacak araç da hemen terminal binasının önüne gelmiş, 50 metre yol yürüyeceğim. Kapıdan dışarıya adımımı attığım anda dünya başıma yıkılıyor. Tüm planlar, hayaller altüst. Bu ne ya? Haziran ayının 16’sı ama dışarısı felaket. Böyle rutubet olamaz. Mersin, Adana halt etmiş. Üç gün boyunca toplam 8 gömlek değiştirip, 20 defa duş almayı planlamıştım.
Tiran havaalanı şehre 20 dakikalık mesafede. 3.5 milyonu aşan nüfusu ile Arnavutluk yüzölçümü olarak olmasa da nüfus olarak küçük bir ülke. Tiran’da yarım milyona yakın nüfusu ile başkent olduğunu gösteriyor. Havaalanından gelen yol şehre yaklaştığında Durresit Bulvarı adını alıyor. Bulvar, şehrin tam kalbi olan İskender Bey Meydanı’na saplanarak son buluyor. İskender Bey Meydanı’na geldiğiniz anda komünist rejimin tüm gücü gözlerinizin önüne seriliyor. Meydana adını veren Arnavut Kahraman İskender Bey’in heykeli komünist taş binaların baskısı altında biraz eziliyor. Durresit Bulvarı’nda meydana girdiğinizde sizi ilk karşılayan solunuzdaki Arnavutluk Ulusal Tarih Müzesi oluyor. Bina, 1981 yılında eski belediye binası yıkılarak inşa edilmiş. Cephesindeki mozaikler ise Arnavut vatandaşlarını sembolize ediyor. Meydanı saat yönünde trafiğe ters olarak takip edersek, göze hemen çarpan ikinci bina ise modern çok katlı mimarisi ile Tiran International Oteli. Zaten ben de oteli gördüğüm anda derhal eşyalardan kurtulmak için içeri fırlıyorum. Otel, Shereton Tiran ile beraber şehrin en büyük iki otelinden biri ancak şehrin göbeğinde yer alanı. Lobby 4 yıldız, odalar ise 3, oda klimaları ise 2 yıldız. Akşam üstü ise 2. kattaki terasından manzara tüm meydana hakim. Terasa çıktınız anda sağ tarafımda Ulusal Tarih Müzesi sol karşımda ise Opera Binası. Her ikisi de modernizm anlayışı ile tasarlanmış komünist binalar.
Yalnız bu komünizm damgasını arkasında tek minaresi ile Ethem Bey Camii bozuyor. İnşasına 1789 yılında Molla Bey tarafından başlatılan ve ancak 1823 yılında oğlu Ethem Bey tarafından tamamlanan camii Arnavutluk yakın tarihinde de önemli bir yere hakim. Komünizm döneminde camii rejime muhalefet gerekçesi ile kapatılmış. 18 Ocak 1991 tarihinde ise on bin kadar kişinin elinde bayrakları ile camiye gelmesi ile hem cami tekrar açılmış hem de komünist rejimin düşüşünün de simgesi olmuş.
Caminin karşısında ve meydanın ortasında ise atın üzerindeki heybetli duruşu ile İskender Bey yer alıyor. İskender Bey’in hayatı da son derece ilginç. Esas ismi Gjon Kastrioti ve Karadağ Prensesinin oğlu. Ancak herkes Arnavutluk’ta onu Skanderbeg yani İskender Bey olarak tanıyor. Gjon yeniçeri ordusunda devşirilerek İskender Bey adını alıyor. II. Murad tarafından Kruja Beyi olarak 1438’de Arnavutluk’a gönderiliyor. 1444 Macarlar Osmanlıları yenince İskender Bey’de Osmanlı ordusundan ayrılıp Kruja Kalesini ele geçiriyor ve 1468’deki ölümüne kadar Osmanlılar ile savaşmaya devam ediyor. O ölene kadar da Osmanlılar Arnavutluk’un büyük bir kısmını eline geçiremiyor. O öldükten sonra tamamen Osmanlı eline geçen Arnavutluk 434 yıl da böyle kalmaya devam ediyor. Bugün her yerde o var Skanderbeg Birası, Skanderbeg şarabı her ulusal marka veya ürüne adı kullanılmış. Bugün ise meydandaki heykelinin etrafı metrelerce kazılmış. Şehrin tüm tesisatı yer altına indiriliyor. İskender Bey de atı ile şantiyenin ortasında meydanın tamamlanacağı günü bekliyor. İskender Bey, meydanın geri kalanında ise hükümet binaları yer alıyor. Çoğu da yüzyılın ilk yarısında İtalyan egemenliği sırasında yapılmış ve İtalyan mimarisini yansıtan binalar. Meydanı bu kadar uzun anlatma sebebim ise Tiran’ın kalbinin burası oluşu. Ayrıca meydandan Lana Nehri’ne doğru güneye devam eden Deshmorete Kombit Bulvarı sizi şehrin modern yüzüne taşıyor. Akşam üstü olup da gündüz sıcaktan bunalanlar kendilerini bulvarın ikiye böldüğü gençlik parkına atıyorlar. Parkta saat 20:00’den sonra ayakta duracak yer bulmak bile imkansızlaşıyor. Bulvar, Arnavutlar’ın bir başka ulusal kahramanından ismini alan Rahibe Teresa Üniversitesi Meydanı’nda son buluyor.


Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
Arda BESET